İçeriğe atla
Bakara 88Cüz 1 · Sayfa 13

Bakara Sûresi 88. Âyet

البقرة

Sohbete sor

Ve kâlû kulûbunâ ġulf(un)(c) bel le'anehumu(A)llâhu bikufrihim fekalîlen mâ yu/minûn(e)

"Kalplerimiz muhafazalıdır" dediler. Öyle değil. İnkarları sebebiyle Allah onları lanetlemiştir. Bu yüzden pek az iman ederler.

Bakara Sûresi

Terzibaba - Necdet Ardıç

وَقَالُواْ قُلُوبُنَا غُلْفٌ بَل لَّعَنَهُمُ اللَّه بِكُفْرِهِمْ فَقَلِيلاً مَّا يُؤْمِنُونَ

(2/88) Ve kalu kulubüna ğulf* bel le'anehümüllahu Biküfrihim fekalıylen ma yu'minun;

* “Kalplerimiz muhafazalıdır” dediler. Öyle değil. İnkârları sebebiyle Allah onları lânetlemiştir. Bu yüzden pek az imân ederler.

Yine onlar dediler ki, bizim kalplerimiz perdelidir, Mutlak ki Allah’ın onlar üzerine küfürleri yüzünden lâneti vardır, onların içerisinden az bir kısmıda mü’mindir, imân ehlidir.

Burada ne kadar açık söylüyorlar, bir insânın ben şuyum ben buyum demesi için onun onu bilmiş olması lâzım ki ayırabilsin, bizim kalplerimiz perdelidir diyen kişi bunu şuurla söylüyor demektir ve bu işlerin perde olduğunu ayıracak perde yapısına sahip, işte buradaki en büyük perde, nefislerinin perdesi, kendi varlıkları kendilerine perde oluyor, bize Rasûl geldiği zaman o Rasûlün haberini hiç araştırmadan sadece nefislerine uymadığı için yapmayıp inkâr ediyorlar, onun istikametinde faaliyet göstermiyorlar bu da yine benliklerinden kaynaklanıyor, beşeri benlikleri reddediyor, bunu şuur üstü söylemiş olsa zâten bu duruma düşmez yani hem biliyor hem de gafletinden hükmünü yerine getiremiyor, bunu aşacak enerjiyi üretemiyor, teşhisi doğru yapıyor ama tedaviyi yapamıyor.

Bizim kalplerimiz perdelidir demekle Hakk’ın varlığını kendi varlıklarının altına indirmiş oluyorlar, kendinde var olan İlâh-î hakikatleri bir tarafa bırakıyor ve nefsiyle

örtüyor, böyle yaptıkları içinde Allah’ın lâneti onlara vacip oluyor. Onların arasından az bir kimse imân ettiler, yani perdeyi kaldırabildiler kendi varlıklarında İlâh-î varlığın olduğunu idrak ettiler, bunu yaşantıya sokamasalarda imân yollu yaptılar.

وَلَمَّا جَاءهُمْ كِتَابٌ مِّنْ عِندِ اللّهِ مُصَدِّقٌ لِّمَا مَعَهُمْ وَكَانُواْ مِن قَبْلُ يَسْتَفْتِحُونَ عَلَى الَّذِينَ كَفَرُواْ فَلَمَّا جَاءهُم مَّا عَرَفُواْ كَفَرُواْ بِهِ فَلَعْنَةُ اللَّه عَلَى الْكَافِرِينَ

2/89) Ve lemma caehüm Kitabün min 'ındillahi musaddikun lima me'ahüm ve kânu min kablü yesteftihune alelleziyne keferu* felemma caehüm ma 'arefu keferu Bihi, fela'netullahi alelkâfiriyn;

* Kendilerine ellerindekini (Tevrat’ı) tasdik eden bir kitap (Kur’an) gelince onu inkâr ettiler. Oysa, daha önce (bu kitabı getirecek peygamber ile) inkârcılara (Arap müşriklerine) karşı yardım istiyorlardı. (Tevrat’tan) tanıyıp bildikleri (bu peygamber) kendilerine gelince ise onu inkâr ettiler. Allah’ın lâneti inkârcıların üzerine olsun.

Ne zamanki onlara Allah’ın indinden bir kitap geldi, ve onlarda olanı tasdik eden bir kitap geldi, yani Zat mertebesinden bir kitap geldi, sıfat, esmâ mertebesinde olan kitabı yani ellerindeki Tevrat ve İncil’i tasdik edici olarak geldi.

Zat mertebesinden yani en üst mertebeden geldi ve alttakilerinde hakkını korudu, onları kaldırmadı yani hükümsüz etmedi, onlarda hükümsüz olan insânların içine koyup karıştırdıkları yazılardır, yoksa Tevrat’ın aslı Kûr’ân’da mevcut, İncil’in aslı Kûr’ân’da mevcuttur bunlar ortadan kalkmaz, Mûsâ diye okuduğumuz Âyetler Tevrat Âyetleridir, yani Kûr’ân’ı Kerîm hangi peygamberden bahsediliyorsa onun kitabından bahsediyordur, Kûr’ân’ı Kerîm cem’i kitap olduğu için hepsi içinde mevcuttur, Âdem (a.s.) dan bahsediyorsa ona verilen Suhuflardır onların hakikatidir, İbrâhîm (a.s.) dan bahsediyorsa ona verilen Suhuflar v.b. ve bunlar o mertebede olan kişilere

de hükümdür, tabi insânların sonradan ilâveleri hepsine karıştığı için hepsi bir tarafa bırakılıyor, onların özleri itibarıyla, özleri içinde olarak Kûr’ân kalıyor ortada ve Kûr’ân’ın içerisinde de hepsi vardır.

Bu kitabın doğru kitap olduğunu bildikleri halde inkar ettiler, çünkü onların kitaplarında Kûr’ân gibi bir kitabın ve Efendimiz (s.a.v) gibi bir peygamberin geleceği zâten belirtiliyordu, geldiği zaman bunu anladılar fakat siyasi olarak bazı şeyler ellerinden gidecek diye inkâr ettiler.

Burada da Allah’ın lâneti küfür ehli üzerine olsun deniyor.

Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(5)