Velekad âteynâ mûsâ-lkitâbe vekaffeynâ min ba'dihi bi-rrusul(i)(c) veâteynâ ‘îsâ-bne meryeme-lbeyyinâti veeyyednâhu birûhi-lkudus(i)(k) efekullemâ câekum rasûlun bimâ lâ tehvâ enfusukumu-stekbertum feferîkan keżżebtum veferîkan taktulûn(e)
Andolsun, Musa'ya Kitab'ı (Tevrat'ı) verdik. Ondan sonra ard arda peygamberler gönderdik. Meryem oğlu İsa'ya mucizeler verdik. Onu Ruhu'l-Kudüs (Cebrail) ile destekledik. Size herhangi bir peygamber, hoşunuza gitmeyen bir şey getirdikçe, kibirlenip (onların) bir kısmını yalanlayıp bir kısmını da öldürmediniz mi?
Celâlim hakkı için Musa'ya o kitabı verdik, arkasından birtakım peygamberler de gönderdik, hele Meryem oğlu İsa'ya apaçık mucizeler verdik, onu Rûhu'lKudüs ile de destekledik. Size nefislerinizin hoşlanmayacağı bir emirle gelen her peygambere kafa mı tutacaksınız? Kibrinize dokunduğu için onların bir kısmına yalan diyecek, bir kısmını da öldürecek misiniz?
Bu ayet, peygamberlere verilen ilahi destekleri ve İsrailoğullarının bu peygamberlere karşı takındığı olumsuz tavrı ele almaktadır. Özellikle 'kitap', 'peygamberler', 'beyyinât', 'Ruhu'l-Kudüs' ve 'istikbâr' kavramları, ayetin temel mesajını oluşturan dilbilimsel ve semantik derinliklere sahiptir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Kitap (كتاب), yazılı metin anlamına gelir ve Kur'an'da genellikle Allah'ın peygamberlerine indirdiği vahiyleri ifade eder. Musa'ya verilen 'Kitap' ise özel olarak Tevrat'ı belirtir ve ilahi bir rehberlik ve şeriat kaynağı olarak işlev görür.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kitap (كتاب), toplamak ve bir araya getirmek anlamındaki 'ketb' kökünden türemiştir. Vahiy bağlamında, Allah'ın kelamının belirli bir düzen içinde toplanmış halini ifade eder. Musa'ya verilen kitap, onun kavmine hitaben indirilen ve hükümler içeren ilahi bir belgedir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Resul (رسول), gönderilen kişi demektir. Allah'ın elçileri olarak, insanlara Allah'ın emirlerini ve yasaklarını tebliğ etmekle görevlidirler. Ayette 'ardarda' (قَفَّيْنَا) gönderilmeleri, ilahi rehberliğin kesintisizliğini ve sürekliliğini vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Resul (رسول) kavramı, Kur'an'da Allah ile insanlar arasında bir aracı rolünü üstlenen, ilahi mesajı ileten kişi olarak merkezi bir öneme sahiptir. Onların görevi, Allah'ın iradesini açıklamak ve insanları doğru yola davet etmektir. Ayetteki 'rusul' ifadesi, Musa'dan sonra gelen peygamberlerin genelini kapsar.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Beyyinât (بينات), açık ve net deliller, kanıtlar anlamına gelir. İsa'ya verilen beyyinât, onun peygamberliğini ispatlayan ve insanları hakka davet eden mucizeleridir. Bunlar, şüpheye yer bırakmayacak kadar açık ve anlaşılır işaretlerdir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Beyyinât (بينات), bir şeyin açıklığa kavuşmasını sağlayan, onu diğerlerinden ayıran delillerdir. İsa'ya verilen beyyinât, onun peygamberliğini tasdik eden ve insanlara hakikati gösteren açık mucizelerdir; ölüleri diriltme, körleri iyileştirme gibi.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Ruhu'l-Kudüs (روح القدس), genellikle Cebrail (a.s.) olarak tefsir edilir. Kudüs (قدس) kelimesi, temizlik ve mübareklik anlamlarına gelir. İsa'nın Ruhu'l-Kudüs ile desteklenmesi, onun ilahi bir güç ve yardım ile teyit edildiğini, mucizelerini bu destekle gerçekleştirdiğini gösterir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Ruhu'l-Kudüs (روح القدس), Allah'ın İsa'ya verdiği özel bir güç ve destek olup, onun peygamberlik görevini yerine getirmesine yardımcı olmuştur. Bu, İsa'nın mucizeler göstermesini ve ilahi mesajı tebliğ etmesini sağlayan ilahi bir kuvvettir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): İstikbâr (استكبار), 'kibir' kökünden türemiş olup, kendini büyük görmek, başkalarını küçümsemek ve hakkı kabul etmemek anlamlarına gelir. Ayette, peygamberlerin getirdiği mesajları nefislerinin hoşuna gitmediği için reddedenlerin kibirli tutumunu ifade eder.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): İstikbâr (استكبار), Kur'an'da genellikle Allah'ın emirlerine ve peygamberlerin davetine karşı gösterilen direniş ve üstünlük taslama hali olarak kullanılır. Bu, hakikati bile bile reddetme ve kendini ilahi otoritenin üzerinde görme eğilimini yansıtır.
Bakara Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
بِرُوحِ الْقُدُسِ أَفَكُلَّمَا جَاءكُمْ رَسُولٌ بِمَا لاَ تَهْوَى أَنفُسُكُمُ اسْتَكْبَرْتُمْ فَفَرِيقاً كَذَّبْتُمْ وَفَرِيقاً تَقْتُلُون
(2/87) Ve lekad ateyna MuselKitabe ve kaffeyna min ba'dihı BirRusuli ve ateyna Iysebne Meryemel-beyyinati ve eyyednahu Biruhılkudüs* efeküllema caeküm Rasûlün Bima lâ tehva enfüsükümüs-tekbertüm* feferıykan kezzebtüm ve ferıykan taktülun;
* Andolsun, Mûsâ’ya Kitab’ı (Tevrat’ı) verdik. Ondan sonra ard arda peygamberler gönderdik. Meryem oğlu İsa’ya mucizeler verdik. Onu Ruhu’l-Kudüs (Cebrail) ile destekledik. Size herhangi bir peygamber, hoşunuza gitmeyen bir şey getirdikçe, kibirlenip (onların) bir kısmını yalanlayıp bir kısmını da öldürmediniz mi?
Andolsun ki Biz Mâsâ’ya kitabı verdik, ve ondan sonra da peygamberle takviye ettik ve Meryem oğlu İsâ’ya da verdik, Burada Mâsa (a.s.) a sadece verilen bir kitaptan bahsediliyor diğer yerlerdeki ifadeleriyle birlikte yani Furkan’ı verdik, Hikmet’i verdik, Tevrat’ı verdik, Kitab’ı verdik diye dört ayrı özellikten bahsediyor, burada sadece hatırlatma olarak kitaptan bahsetmiş, Bilindiği gibi MûSâ’dan kasıt (Mim) Hakkikat-i Muhammedi, (Sin) insân, yani Hakkikati Muhammediyeyi idrak etme yolundaki insân demek,
İSa (Ayn) ve (Sin)’de gören göz mânâsına, ama sadece kendi varlığında gören, âlemlerin varlığında değil, Meryemoğlu İsâ’ya beyan verdik yani açıklamayı verdik diyor, yani Hakkikati Muhammedinin kendi varlığındaki oluşunu, İnsân-ı Kâmil’in kendi varlığında Hakkikat-i İlâhiyyenin olduğunu açıklamayı ona verdik ve onu Kudsi Ruh ile de teyid ettik, destekledik, bakın bu İsâ (a.s) hakkında belirtilen özel bir Âyet, ruhül kudsi ile desteklemesi demek burada “venefahtü fihi min ruhi” “ruhumdan üfledim” denilen mertebeden farklı bir mertebe vardır, sadece Âdem (a.s) a üflenen ruhla kalmıyor bir başka ruh ekleniyor, burada belirtilen Ruhi Kudsi Hakkikat-i Muhammedinin Zat mertebesi itibarıyla kendisinde açığa çıkması, yani “venefahtü”nün üzerinde kudsi bir oluşumu
belirtiyor, mukaddesliği belirtiyor, işte bu mertebe ilk defa İsâ (a.s.) a veriliyor, o güne kadar gelen diğer peygamberlerden üstünlüğü o, işte kim seyri sülûkta bu mertebeye gelirse ona verilmiş oluyor Ruhül Kuds, işte bunların babaları yok, babalık görevi doğrudan doğruya Ulûhiyyetten geliyor, Meryem ana var sadece, yani nefsi küll mertebesi var, bu mertebeye gelmek için Kuddüs esmâsının yaşatılması gerekiyor, ki o mukaddesiyet kişide faaliyete geçebilsin.
Size ne zaman bir peygamber gelse, nefsinizin istemediği bir şey getirse, siz ona karşı gururlanırsınız, yani namaz kıl diyor nefsin istemiyor, oruç tut diyor nefsin istemiyor, zekât ver diyor nefsin istemiyor.
Risalet mertebesinden size bir haber gelse, içinizden veya dışınızdan, gerek kelâm ile gerek hissiyatla, duyguyla bir Rasûl gelse, bunu gönle melek getirir mânâ âleminden o lâtif âlemden onu alır gönlüne getirir Cebrâîl (a.s) vasıtasıyla getirir, Cebrâîl (a.s.) a bağlı görevliler aracılığıyla, bir söz vardır “senin İsâ’n gelir giderde senin haberin bile olmaz” , çünkü gönül kapın kapalı, biz kapımızı hem içerden hem dışardan açalım yani içerden gelen yeni bilgileri dışarıya çıkartalım, dışardan aldığımız bilgileride içeriye sokalım, dışarıdan alınan kesb kazanma şeklinde, içeriden gelen vehb hibe şeklinde yani Cenâb-ı Hakk’ın hibesidir, esas ilim budur, hadis-i şerifte dendiği şekilde muhakkak dışarıya danışılacak fakat en son fetvayı gönlüne danışarak, gönlünden alman lâzım en sağlamı bu olur, yanılırsan ben yanıldım dersin, fakat kendine danışmadan sadece başkasının söylediğiyle aldığın bir karar yanlış olursa çok sıkıntı verir İçinden bir ses kalk namaz kıl der, o anda çeşitli bahanelerle onu ertelediğin anda o haberciyi öldürdün işte, bir daha da sana gelmez, buna misafir-i gaybi yani gayb âleminden gelen misafir diyorlar, mânâ ile gelen bilgilere, içeriye girer ilgi gösterilmezse bir dahada gelmez, ara ne zaman bulursun artık.
Siz gurur, kibir yaptınız, bu tasavvufta çok mühim bir
meseledir, tasavvufta belirli bir yol almış kimseler, biz bu yolları geçtik senelerdir yapıyoruz, bize namaz, oruç lâzım değil geçtik onları dedikleri zaman aynen bu Âyetin hükmü altına giriyorlar işte, ona içinden kalk ezan okunuyor dendiğinde, o biz geçtik onları tekrar ilkokulamı döneceğiz der, İçinizden bir fırka yalanladı, bir fırkada katletti, öldürdü.