İçeriğe atla
Nûr 2Cüz 18 · Sayfa 350

Nûr Sûresi 2. Âyet

النور

Sohbete sor

Ezzâniyetu ve-zzânî feclidû kulle vâhidin minhumâ mi-ete celde(tin)(s) velâ te/ḣużkum bihimâ ra/fetun fî dîni(A)llâhi in kuntum tu/minûne bi(A)llâhi velyevmi-l-âḣir(i)(s) velyeşhed ‘ażâbehumâ tâ-ifetun mine-lmu/minîn(e)

Zina eden kadın ve zina eden erkekten her birine yüzer değnek vurun. Allah'a ve ahiret gününe inanıyorsanız, Allah'ın dini(nin koymuş olduğu hükmü uygulama) konusunda onlara acıyacağınız tutmasın. Mü'minlerden bir topluluk da onların cezalandırılmasına şahit olsun.

Nûr Sûresi

“Ezzâniyetu ve-zzânî feclidû kulle vâhidin minhumâ mi-ete celde(tin) velâ te/huzkum bihimâ ra/fetun fî dîni(A)llâhi in kuntum tu/minûne bi(A)llâhi velyevmi-l-âhir(i) velyeşhed azâbehumâ tâ-ifetun mine-lmu/minîn(e)” Zina eden kadın ve zina eden erkekten her birine yüzer değnek vurun. Allah’a ve ahiret gününe inanıyorsanız, Allah’ın dini(nin koymuş olduğu hükmü uygulama) konusunda onlara acıyacağınız tutmasın. Mü’minlerden bir topluluk da onların cezalandırılmasına şahit olsun. (24/2)


Bu âyetin yorumu hakkında Mesnevi-i Şerife müracaat edelim;

3438. O zinâ etti, cezası yüz değnek oldu; o der ki: "Ben ne vakit bir kimseye ûd ile vurdum?"

“Ûd”, güzel kokulu ağaçdır ki “öd ağacı” deriz. Ya’ni “Meselâ o bir kimse zinâ etti, onun cezâsı şer’an yüz değnek vurmak oldu. Nitekim âyet-i kerîmede de buyrulur (Nûr, 24/2) “Zinâ eden kadın ile, zinâ eden erkeğin her birine yüz değnek vurun!” O zinâ eden kimse der ki: “Ben hiçbir kimseye öd ağacı ile bile vurmadım ki, bu değnek ile dayak yemek o fiilimin cezâsı olsun.”

3439. Bu. belâ, o zinânın cezâsı olmadı mı? Tenhâda olan zinaya değnek ne vakit benzer?

Cevâben deriz ki: (Şûrâ, 42/40) [“Kötülüğün cezâsı, onun misli bir kötülüktür”] âyet-i kerîmesi mûcibince, kötülük olan zinânın cezâsı, kötülük olan dayak yemektir; fakat bu iki kötülüklerin sûreden birbirine benzemez. O dayak yemek belâsı, zinânın cezâsıdır; fakat bu dayak sûreti, tenhâda olan zinânın sûretine aslâ benzemez.

3440. Ey kelîm, yılan ne vakit asâya benzer? Ey hekim, derd ne vakit devaya benzer?

"Ey söyleyici kimse, Mûsâ (a.s.)ın asâsıyla yılan birbirine benzer mi?” Fusûsu ’l-Hikem’de Fass-ı Mûsevî'de mezkûr olduğu üzere o asâ, Mûsâ (a.s.)ın da’vetini kabûlden istinkâfında Fir’avn, cenâb-ı Mûsâ’ya ne şey ile âsî olmuş ise, o şeyin süretidir. Ya’ni Fir’avn, Hz. Mûsâ’ya “nefs-i emmâre”si sebebi ile âsî olmuş idi; asâ Fir’avn’ın bu nefs-i emmâresinin sûreti idi. O asâ bu sebeble yılan oldu. Fir’avn’ın nefs-i emmâresi, kötü ve yılan dahi kötü idi. Bunlar kötülükte bir iseler de, sûretde aslâ birbirine benzemezler. “Ve kezâ, ey hikmet sâhibi, derd ve illet ilâca benzemez; ya’ni illet fenâ ve acı, ilâç dahi fenâdır. Bunlar fenâlıkta bir iseler de, sûretlerde başka başkadır.” Bu beyt-i şerîfde zulmün derd ve illet olduğuna ve onun mukabili olan cezânın dahi ilâç mesâbesinde olduğuna işâret buyurulur.

3441. Sen o asâ yerine, meni suyunu bıraktığın vakit o, şahs-ı senî oldu.

“Senî”, parlak ve yüce ma’nâlannadır. Ya’ni bir şeyden sûretde hiç münâ-sebeti olmayan dîğer bir şey peydâ olmasının misâli çoktur. “Mûsâ (a.s.)ın o asâsmın yılan olması makamında, sen menî suyunu kadının rahmine akıttın, omenî suluk mertebesinden, âlî bir şahıs oldu.”

3442. O senin suyun, ya yâr oldu, ya yılan oldu. O asadan senin icâbın ne içindir?

Kadının rahmine akıttığın o senin menî suyun yalnız bir şahıs olmakla kalmadı, o şahıs sana karşı ya yâr ve muîn oldu, yâhud seni sokucu bir yılan oldu. O halde Mûsâ (a.s.)ın o asâsının tebdîl-i şekl edip yılan olmasından dolayı niçin taaccüb ediyorsun? Bu tebeddül-i sûret keyfiyeti dâimâ gözümü-zün önündedir.

3443. Hiç su, o velede benzer mi? Hiç şeker kamışı, şekere benzer mi?

Şu sûretlerin tebeddülüne bak! Hiç men! suyu, peydâ olan çocuğun sûretine benzer mi? Şeker kamışından çıkardıkları şeker, hiç sûrette şeker kamışına benzer mi?[6]

2614. "Şerîatte hem atâ hem zecr vardır. Şâh için sadr ve at için dergâh vardır."

“Şer’-i ilâhîde atâ ve ihsân etmek vardır. Nitekim Hak Teâlâ (Âl-i İmrân, 3/134) “Allâh Teâlâ ihsân edicileri sever" buyurur. Ve kezâ zecr ve men’etmek dahi vardır. Nitekim âyet-i kerîmede (Nûr, 24/2) “Zinâ eden kadın ile erkeği dövünüz. Allâh’ın dîninde onlara merhamet etmeyiniz!” buyurulur. Ve muâmelât-ı nâs arasında da her şeyin bir münâsib yeri vardır. Meselâ pâdişâh için sadr ve yüksek makam vardır; ve at için dahi pâdişâhın kapısı vardır. Pâdişâhın kapıda oturması ve atın sadrda durması ters ve zulüm olur.”

2615. "Adl ne olur? Onu mevzi'ine koymaktır. Zulüm m olur? Onu mevkiinin gayrına koymaktır." Ya’nî, “Adl ne demektir? Bir şeyi lâyık olduğu mahalle koymaktır. Zulüm ne demektir? Bir şeyi lâyık olduğu yerden başka yere koymaktır.”

2616. "Hâlık gazabdan ve hilimden ve nasihatten ve mekrden her neyi yarattı ise, bâtıl değildir."

“Nush”, nasîhat etmek. "Mekîd”, mekr ve hubs ma’nâsınadır. Ya’nî, “Hâlık Teâlâ hazretleri bu âlem-i sûrette gazabdan ve hilimden ve nasihatten ve mekr ve hubsten her neyi yarattı ise, hiçbirisi bâtıl değildir. Nitekim âyet-i kerîmede (Sâd, 38/27) ya’nî “Biz göğü ve yeri ve onlann arasında olan şeyleri bâtıl olarak yaratmadık" buyurulur. Binâenaleyh gazab ve hilim sıfatlan yerlerinde masrûf olmak şartıyla makbûldür; ve bu âlem-i sûrette esmâ-i ilâhiyye muktezâsı olarak sâlihin ve fasıkın vücûdu zarûrîdir. Binâenaleyh nasîhat etmek sâlihlerin ve mekr ve hubs fâsıkların işidir.[7]

Bu açıklamalar biraz değişik bulunabilir. Ama ilimde utanma olmayacağı için bunların da zaman zaman ölçüsü dahilinde ifade edilmesi gerekebilir.

Âyet in hükümlerine baktığımız zaman zâhiri bir hüküm ve neslin sağlını korumak olması yönü olmakla beraber sayılara müracaat edersek 100 sayısı kesret sayılarının başlangıcıdır. Bu yanlış fiile düşenler kesrete düşmüşlerdir. “Değnek” kullanılması ise Mesnevi-i Şerif beyitlerinde belirtildiği üzere tarikat-esmâ mertebesinden bir ceza geldiğini bildirmektedir. Erkek ve kadına 100+100= 200 dür. “Rı” sayısal değeri karşılı olmakta ve bize Rahmaniyet ve Rububiyet ve karşılığını verdiği için bu suçun bu mertebelere karşılık olarak işlendiğini ifade etmektedir.


Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(2)