Emmen ce'ale-l-arda karâran vece'ale ḣilâlehâ enhâran vece'ale lehâ ravâsiye vece'ale beyne-lbahrayni hâcizâ(en)(k) e-ilâhun me'a(A)llâh(i)(c) bel ekśeruhum lâ ya'lemûn(e)
Yahut yeryüzünü karar kılma yeri yapan, içinde nehirler akıtan, onun için oturaklı dağlar yapan ve iki denizin arasına bir engel koyan mı? Allah ile birlikte başka bir ilah mı var!? Hayır, onların çoğu bilmiyor!
(Onlar mı hayırlı) yoksa, yeryüzünü oturmaya elverişli kılan, aralarında nehirler akıtan, onun için sabit dağlar yaratan, iki deniz arasına engel koyan mı? Allah'ın yanında başka bir ilâh mı var? Hayır onların çoğu (hakikatları) bilmiyorlar.
Neml Suresi'nin 61. ayeti, Allah'ın yaratma ve düzenleme kudretini, özellikle yeryüzünün yaşanılır kılınması, ırmakların akıtılması, dağların sabitlenmesi ve denizler arasına engel konulması gibi evrensel olgular üzerinden vurgulamaktadır. Ayet, bu olguları yaratanın Allah olduğu gerçeğini sorgulayıcı bir üslupla ortaya koyarak tevhid inancını pekiştirmektedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'karâr' kelimesinin 'istikrar bulmak, yerleşmek, sabit olmak' anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki 'karâran' ifadesi, yeryüzünün canlılar için üzerinde durulabilecek, yerleşilebilecek ve hayatlarını sürdürebilecekleri sabit bir zemin olarak yaratıldığını vurgular. Bu, yeryüzünün hareketli olmaması ve yaşam için uygun koşulları sağlaması anlamına gelir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'karâran' kelimesini 'istikrar yeri, yerleşim yeri' olarak açıklar. Ayetteki kullanımıyla, Allah'ın yeryüzünü insanların ve diğer canlıların üzerinde rahatça yaşayabileceği, sabit ve güvenli bir yer kıldığını ifade eder. Bu, yeryüzünün sürekli hareket halinde olmaması ve yaşam için elverişli bir ortam sunması demektir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'daki 'karâr' kavramının, bir şeyin sabitlenmesi, yerleşmesi ve istikrar kazanması anlamında kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'el-arda karâran' ifadesi, yeryüzünün yaratılışındaki hikmeti, yani canlıların üzerinde barınabileceği, hareket etmeyen, dengeli bir yapıya sahip olmasını vurgular. Bu, Allah'ın yaratmadaki mükemmelliğini gösterir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'nehir' kelimesinin 'geniş ve akıcı su yolu' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'enharan' ifadesi, Allah'ın yeryüzünün içinden ırmaklar akıtarak canlıların su ihtiyacını karşıladığını ve toprağı bereketlendirdiğini vurgular. Bu, yaşamın devamlılığı için suyun temel bir unsur olduğunu gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'nehir' kelimesini 'geniş ve derin akarsu' olarak tanımlar. Ayetteki 'enharan' kullanımı, Allah'ın yeryüzünde akarsular yaratarak hayatın devamlılığını sağladığını, bitkilerin ve hayvanların su ihtiyacını karşıladığını ifade eder. Bu, Allah'ın rızık verici ve hayat bahşedici sıfatlarını ortaya koyar.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'nehir' kelimesinin Kur'an'da genellikle cennet tasvirlerinde ve yeryüzündeki nimetlerin bir parçası olarak geçtiğini belirtir. Ayetteki 'enharan' ifadesi, Allah'ın yeryüzünde akarsular yaratmasının, yaşam için vazgeçilmez bir nimet olduğunu ve bu nimetin Allah'ın kudretinin bir göstergesi olduğunu vurgular.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'revâsî' kelimesini 'yeryüzünü sabitleyen, sarsılmasını engelleyen dağlar' olarak açıklar. Ayetteki kullanımıyla, Allah'ın yeryüzüne dağları birer kazık gibi yerleştirerek onun dengesini sağladığını ve canlıların üzerinde güvenle yaşamasını temin ettiğini ifade eder. Bu, dağların ekolojik ve jeolojik önemine işaret eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'revâsî' kelimesinin 'sağlam bir şekilde yerleşmiş, sabitlenmiş' anlamına geldiğini ve özellikle dağlar için kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'lehâ revâsî' ifadesi, Allah'ın yeryüzüne dağları yerleştirerek onun sarsılmasını engellediğini ve bir denge unsuru olarak görev yaptığını vurgular. Bu, Allah'ın yaratmadaki hikmetini gösterir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'revâsî' kelimesinin 'yeryüzünü sabitleyen, onu sarsılmaktan koruyan dağlar' olduğunu ifade eder. Ayetteki bağlamda, Allah'ın yeryüzünü canlılar için yaşanılır kılarken, aynı zamanda onun dengesini ve istikrarını dağlar aracılığıyla sağladığını belirtir. Bu, Allah'ın yaratmadaki düzen ve intizamını gösterir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'hâciz' kelimesini 'iki şeyi birbirinden ayıran engel' olarak açıklar. Ayetteki 'beyne'l-bahrayni hâcizen' ifadesi, Allah'ın tatlı ve tuzlu suların birbirine karışmasını engelleyen bir bariyer yarattığını, bu sayede her birinin kendi özelliğini koruduğunu vurgular. Bu, Allah'ın yaratmadaki hassasiyetini ve kudretini gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'haciz' kelimesinin 'ayırmak, engellemek' anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki 'hâcizen' kullanımı, Allah'ın iki farklı deniz (tatlı ve tuzlu) arasına görünmez bir engel koyarak onların birbirine karışmasını önlediğini, böylece her birinin kendi ekosistemini koruduğunu ifade eder. Bu, Allah'ın evrendeki düzenleyici gücünü gösterir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'hâciz' kelimesini 'iki şey arasına giren ve onları birbirinden ayıran şey' olarak tanımlar. Ayetteki bağlamda, Allah'ın iki deniz arasına koyduğu bu engelin, onların özelliklerini korumasını ve birbirine karışmamasını sağladığını belirtir. Bu, Allah'ın yaratmadaki mucizevi yönünü ve ilahi kudretini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'ilm' kelimesinin 'bir şeyin hakikatini idrak etmek' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'lâ ya'lemûn' ifadesi, insanların çoğunun Allah'ın yaratmadaki bu açık delillerine rağmen O'nun birliğini ve kudretini idrak edemediklerini, hakikati göremediklerini vurgular. Bu, onların gaflet içinde olduklarına işaret eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'da 'ilm' kavramının sadece bilgi edinmek değil, aynı zamanda bu bilginin getirdiği idrak ve anlayışla doğru sonuca ulaşmak olduğunu belirtir. Ayetteki 'lâ ya'lemûn' ifadesi, insanların Allah'ın evrendeki açık ayetlerini görmelerine rağmen, bu ayetlerden tevhid inancına ulaşacak derinlikte bir bilgi ve idrake sahip olmadıklarını gösterir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'ilm' kelimesinin Kur'an'da genellikle hakikati bilme, doğruyu anlama ve bu bilgiyle amel etme bağlamında kullanıldığını ifade eder. Ayetteki 'lâ ya'lemûn' kullanımı, insanların çoğunun Allah'ın yaratılışındaki mucizeleri görmelerine rağmen, bu mucizelerin ardındaki ilahi kudreti ve birliği kavrayamadıklarını, dolayısıyla hakiki bilgiye ulaşamadıklarını belirtir.
Neml Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
أَمَنْ يُجِيبُ الْمُضْطَرَّ إِذَا دَعَاهُ وَيَكْشِفُ السُّوءَ