İnneke lâ tusmi'u-lmevtâ velâ tusmi'u-ssumme-ddu'âe iżâ vellev mudbirîn(e)
Şüphesiz sen ölülere duyuramazsın. Arkalarına dönüp kaçarlarken sağırlara da çağrıyı duyuramazsın.
Bil ki sen, ölülere işittiremezsin, arkasını dönüp kaçmakta olan sağırlara da daveti duyuramazsın.
Neml Suresi'nin 80. ayeti, peygamberin tebliğ görevindeki zorlukları ve muhatapların inkarcı tutumlarını metaforik bir dille ifade etmektedir. Ayet, 'işitme', 'ölüler', 'sağırlar' ve 'dönüp gitme' gibi kavramlar üzerinden hakikate karşı direnenlerin durumunu tasvir ederken, bu kavramların semantik derinliği, ayetin mesajını güçlendirmektedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'sem'' kökünü 'kulakla idrak etmek' olarak tanımlar. 'İsmâ'' (işittirmek) ise bir başkasının işitmesini sağlamaktır. Ayetteki 'lâ tusmi'u' ifadesi, peygamberin tebliğinin, kalpleri mühürlenmiş, hakikate sağır olanlara fayda vermeyeceğini, onların idrak kapılarının kapalı olduğunu vurgular.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, bu ayetteki 'işittirme' fiilinin mecazi bir anlam taşıdığını belirtir. Burada kastedilen, 'anlatmak, tebliğ etmek'tir. 'Ölülere işittiremezsin' ifadesi, hakikati kabul etmeyen, kalpleri ölmüş kimselere tebliğin fayda vermeyeceğini, onların öğüt almayacaklarını mecazi olarak ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'sem'' kavramının Kur'an'da sadece fiziksel işitmeyi değil, aynı zamanda 'anlama, idrak etme ve itaat etme' anlamlarını da içerdiğini belirtir. Ayetteki 'işittiremezsin' ifadesi, muhatapların hakikati idrak etme ve ona icabet etme yeteneklerini kaybetmiş olmalarına işaret eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'mevt' kelimesinin Kur'an'da hem gerçek ölümü hem de mecazi ölümü ifade ettiğini belirtir. Bu ayetteki 'el-mevtâ' ifadesi, küfür ve cehalet içinde olan, kalpleri katılaşmış, hakikati idrak edemeyen kimseler için bir benzetmedir; tıpkı ölülerin duymadığı gibi, onların da hakikati işitmediklerini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'mevt'i 'hayatın zıddı' olarak tanımlar ve Kur'an'da 'cehalet, gaflet ve küfür' anlamlarında da kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'el-mevtâ', manevi olarak ölmüş, yani hakikati kabul etmeyecek kadar katılaşmış, idrak yeteneğini kaybetmiş kişileri temsil eder.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'mevt' kavramının Kur'an'da sadece biyolojik ölümü değil, aynı zamanda 'manevi ölüm', 'kalbin ölümü' gibi mecazi anlamları da taşıdığını vurgular. Bu ayetteki 'el-mevtâ', tebliğe kapalı, hakikate karşı direnen, manevi olarak ölü kimseleri ifade eder.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'es-summ' kelimesinin 'işitme yeteneğini kaybetmiş' anlamına geldiğini belirtir. Kur'an'da ise bu kelime, hakikati işitmeyen, öğüt almayan, kalpleri mühürlenmiş kimseler için bir benzetme olarak kullanılır. Ayetteki kullanımı, bu kişilerin tebliğe karşı tamamen kapalı olduklarını gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'samm'ı 'işitme duyusunun yokluğu' olarak tanımlar. Kur'an'da ise bu durum, 'hakikati işitme ve anlama yeteneğinin yokluğu' olarak mecazi bir anlam kazanır. Ayetteki 'es-summ', hakikate karşı sağır kesilen, onu duymak istemeyen, dolayısıyla ondan faydalanamayan kimseleri ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'sağırlık' kavramının Kur'an'da 'hakikate karşı duyarsızlık, Allah'ın ayetlerini işitmeme ve anlamama' anlamında kullanıldığını açıklar. Ayetteki 'es-summ', peygamberin çağrısına kulak tıkayan, hakikati işitmeyi reddeden kimseleri sembolize eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'du'â'' kelimesini 'bir şeyi kendine doğru çağırmak, yöneltmek' olarak açıklar. Kur'an'da ise bu, 'Allah'a yönelme, O'na yalvarma' ve 'insanları hakka davet etme' anlamlarında kullanılır. Ayetteki 'ed-du'â'', peygamberin insanları Allah'ın yoluna, imana ve hakikate yaptığı çağrıyı ifade eder.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'du'â''nın 'bir şeyi kendine doğru çekmek, talep etmek' olduğunu belirtir. Ayetteki bağlamda 'ed-du'â'', peygamberin insanları doğru yola, Allah'ın dinine davet etmesi, onlara öğüt vermesi ve onları uyarması anlamındadır.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'du'â'' kavramının Kur'an'da geniş bir anlam yelpazesine sahip olduğunu, 'çağırma, davet etme, yardım isteme, ibadet etme' gibi anlamları içerdiğini belirtir. Bu ayetteki 'ed-du'â'', peygamberin insanları hakikate yönlendirme, onları imana çağırma eylemini ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'tevellî' fiilini 'yüz çevirmek, arkasını dönmek' olarak açıklar. Ayetteki 'vellev' ifadesi, hakikati işitmeyi reddeden, tebliğe karşı direnen ve ondan yüz çevirip uzaklaşan kimselerin durumunu tasvir eder. Bu, sadece fiziksel bir dönme değil, aynı zamanda manevi bir reddediştir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'tevellî' fiilinin 'bir şeyden yüz çevirmek, ondan uzaklaşmak' anlamında kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'vellev', tebliğ karşısında direnen, hakikatten yüz çeviren ve onu dinlemeyi reddeden kimselerin tavrını açıkça ortaya koyar.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'tevellî' fiilinin Kur'an'da 'yüz çevirmek, sırt dönmek' anlamında kullanıldığını ve bu durumun genellikle 'inkar ve reddediş' ile ilişkilendirildiğini belirtir. Ayetteki 'vellev', hakikati işitmeyi reddedenlerin, tebliğden yüz çevirip uzaklaşanların durumunu mecazi olarak ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'idbâr' kelimesini 'arkasını dönmek, geri çekilmek' olarak açıklar. 'Müdbirîn' ise bu eylemi gerçekleştirenlerdir. Ayetteki kullanımı, hakikatten yüz çevirenlerin, tebliğe sırtlarını dönerek uzaklaşma eylemlerini vurgular ve onların bu tutumdaki kararlılıklarını gösterir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'd-b-r' kökünün 'bir şeyin arkası' anlamına geldiğini ve 'idbâr'ın 'arkasını dönmek, geri dönmek' olduğunu belirtir. Ayetteki 'müdbirîn', hakikatten yüz çeviren, tebliğe sırtını dönerek uzaklaşan ve bu tutumlarında ısrarcı olan kimseleri tasvir eder.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'idbâr' kavramının Kur'an'da 'yüz çevirme, sırt dönme, geri çekilme' anlamlarında kullanıldığını ve genellikle 'inkar, isyan ve hakikatten uzaklaşma' ile ilişkilendirildiğini belirtir. Ayetteki 'müdbirîn', peygamberin çağrısına sırt çeviren, onu dinlemeyi reddeden ve uzaklaşan kimselerin durumunu pekiştirir.
Neml Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(27/80) “şüphe yok ki, sen ölülere duyuramazsın ve arkalarına dönüp kaçan sağırlara da davetini işittiremezsin.” Muhakkak ki sen ölülere duyuramazsın, sağırlarada duyuramazsın. Onlar hakka sırtlarını döndükleri vakit, sen onları ne duyurabilirsin. Bir insan ki zâhiren kulağı nasıl sağır, sesleri duyamıyorsa, zâhirdeki et, kemik kulağı duyuyor olsa bile, açık fakat gönül kulağı duymuyorsa, onları Hakk yolundan bir şey duyuramazsın. Ölülere de duyuramazsın. Deniyor. O dua, Hakk’a yönelmeleri, o
çağırmaları duyuramazsın diyor. Ne zaman? onlar haktan döndükleri vakit. Birçok yerde var “ümyün, sümmün bükmün,” Onlar sağır, dilsizdirler, şuurları yoktur gibi birçok yerde geliyor. Bunların birçok mertebeleri vardır tabii.