Vemâ ente bihâdî-l'umyi ‘an dalâletihim(s) in tusmi'u illâ men yu/minu bi-âyâtinâ fehum muslimûn(e)
Körleri sapıklıklarından vazgeçirip doğru yola getiremezsin. Ancak ayetlerimize inanıp da müslüman olmuş olanlara duyurabilirsin.
Neml Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(27/81) “Ve sen o körleri sapıklıklarından hida-yete erdirici değilsin, sen ancak bizim âyetlerimize inananlara işittirirsin, işte müslüman olanlar da onlardır.” Sen onları delaletlerinden uzaklaştırıp hidayete eriştiremezsin. Daha evvelki Âyette diyordu. Sen körleri hidayete eriştiremezsin. Sen tebliğle memursun sadece diye teselli ediyordu. Ancak sen şunlara duyurursun bizim Âyetlerimize kim imân etmişse sen onlara duyurursun.
Demek ki, imân evvelâ duyuş, hissediş ve anlayışın kapısı olduğu açıkça anlaşılmış oluyor. Kim ki duyuyor, ilgileniyor. Duyuyor anlıyor ise imân ediyor olduğundan dolayıdır. İmân etmeyene bunlar kapalıdır. Onlar Müslüman oldukları için âyetlerine imân ediyorlar. Âyetler nelerdi? C. Hakk’ın kaç türlü Âyeti vardı?
Zahirde gördüğümüz, Bütün âlem Allahın Âyetleri. Sûretler, Sûreleri. Âyetler dediğimiz işâretleri. Âyet: faaliyeti, işâretleri Zâhirde gördüğümüz bütün âlem Kûr’ân-ı fiiliye Kûr’ân, yaşanan Kûr’ân, bunların her satırı
Âyet, her bir ifadesi Âyet, her bir işareti Âyet. Bir de elimizdeki susan Kûr’ân. Bu Âyetlerimize kim inanırsa onlar Müslüman olanlar, onlar ancak bizim ikazlarımızı anlarlar. Diye böylece bizleri eğitmeğe çalışıyorlar.