İçeriğe atla
Âl-i İmrân 31Cüz 3 · Sayfa 54

Âl-i İmrân Sûresi 31. Âyet

آل عمران

Sohbete sor

Kul in kuntum tuhibbûna(A)llâhe fettebi'ûnî yuhbibkumu(A)llâhu veyaġfir lekum żunûbekum(k) va(A)llâhu ġafûrun rahîm(un)

De ki: "Eğer Allah'ı seviyorsanız bana uyun ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Çünkü Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir."

Âl-i İmrân Sûresi

Terzibaba - Necdet Ardıç

(31) Kûl in küntüm tuhıbbunAllahe fettebiunî yuhbibkümullahu ve yağfir leküm zünubeküm* vAllahu Ğafur'un Rahîm;

“De ki, siz gerçekten Allah'ı seviyorsanız bana uyun ki, Allah da sizi sevsin ve suçlarınızı bağışlasın. Çünkü Allah çok esirgeyici ve bağışlayıcıdır.” Allah’a muhabbet Hz. Rasûlüllah’a (s.a.v.) muhabbet ile gerçekleşmiş oluyor. Allah Teaâlâ’ya olan sevgimiz kafamızda oluşturduğumuz bir Allah’a olduğundan ve Cenâb-ı Hakk’a bir şekil vermemiz mümkün olmadığından Cenâb-ı Hakk’ın “İnsân-ı kâmil” hüvviyyeti ile Hz. Rasûlüllah (s.a.v.) ta tecelli ettiğini idrak edin demek istiyor ve bizlere de büyük kolaylık sağlıyor. Hz. Rasûlüllah’ı (s.a.v) sevmek için ise hakikati Muhammedinin ne olduğunu idrak etmek şarttır. Oysa bizler genelde Hz. Muhammed (s.a.v.) olarak bir sülieti kafamızda şekillendirmeye çalışıyoruz işte bu da mümkün değildir, çünkü bütün hakikatler kendisinde meydana geldiğinden tek bir mertebe değil bütün mertebeleri kapsamına aldığından tek yön ile vasıflandırmak mümkün değildir. İrfaniyyet ile yapılabilecek bu idrakte bizler Hz. Rasûlüllah ’ın hayat akışını, yaptıklarını incelersek ve Muhammed isminde bulunan üç (mim) harfinin yorumunu yapabilirsek ona yaklaşmamız ve sevmemiz daha mümkün olabilir.

Birinci (mim), Muhammedül Emin yani Efendimizin (s.a.v) peygamberlik zamanına kadar gelen devresi, ikinci (mim) Hz. Muhammed mertebesi yani peygamberliğin başladığı devre, yani kendi bünyesinde hakikati İlâhiyyeyi zuhura getirmiş idrak etmiş ve o şekilde Hazret yani hazır olmuş anlamındadır, üçüncü (mim) ise Hakikati Muhammed-î ismi ile anlamaya çalıştığımız ki, bütün âlemleri kapsamına alan ilk nur yani Cenâb-ı Hakk’ın ilk tecellisi ve bütün bu âlemlerin varoluş sebebi olan “Hakikati Muhammed-î”dir. İşte Hz. Rasûlüllah’ı (s.a.v) bu üç esas ile idrak etmeye çalışırsak ona olan sevgimiz daha çok artmış olur.

İşin aslında kuru bir sevgi sadece duygudan ibarettir, zaman gelir bu duygu değişir, eksilebilir ve kişiyi maddi kalıptan kurtarıp hayali kalıba sokar ve kendisine büyük bir perde olur, fakat duygu olmadan da madde perdesinden kurtulmak mümkün değildir onun için duygulara irfaniyetin eklenmesi şarttır. Hz. Rasûlüllah’ın (s.a.v.) hakikatini burada iyi tanırsak ahirette o derece genişlikte onu idrak etmiş oluruz, ayrıca burada Hz. Rasûlüllah’ı (s.a.v.) tanıdığımız ölçüde kendimizi tanımış oluruz ve o yol bu şekilde bize açılmış olur.

İşte Hz. Rasûlüllah’ı (s.a.v.) idrak etme yolunda eksikliklerimiz varsa bile Allah Teâlâ onları tamamlar, yeter ki kişide iyi niyyet ve irfaniyyet olsun.

Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(6)