Kul in kuntum tuhibbûna(A)llâhe fettebi'ûnî yuhbibkumu(A)llâhu veyaġfir lekum żunûbekum(k) va(A)llâhu ġafûrun rahîm(un)
De ki: "Eğer Allah'ı seviyorsanız bana uyun ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Çünkü Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir."
De ki, siz gerçekten Allah'ı seviyorsanız bana uyun ki, Allah da sizi sevsin ve suçlarınızı bağışlasın. Çünkü Allah çok esirgeyici ve bağışlayıcıdır.
Bu ayet, Allah sevgisinin pratik bir tezahürü olarak peygambere itaati vurgulamakta, bu itaatin Allah'ın sevgisini ve mağfiretini celbedeceğini bildirmektedir. Temel kavramlar sevgi, itaat, mağfiret ve rahmet ekseninde şekillenmektedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Hubb (حبّ), bir şeye karşı duyulan meyil ve istektir. Allah'a karşı duyulan hubb ise, O'nun emirlerine uymak, yasaklarından kaçınmak ve O'na yaklaşmaya çalışmakla tezahür eder. Ayetteki 'tuhıbbûne' ifadesi, bu sevginin sadece bir iddia olmaktan öte, fiiliyata dökülmesi gerektiğini ima eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): İzutsu, 'hubb' kavramının Kur'an'da hem Allah'ın kullarına olan sevgisini hem de kulların Allah'a olan sevgisini ifade ettiğini belirtir. Kulların Allah'a olan sevgisi, O'nun rızasını kazanma çabası ve O'nun emirlerine bağlılık ile anlam kazanır. Ayetteki kullanım, bu sevginin bir eylem çağrısı olduğunu gösterir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): İttibâ' (إتباع), birinin izinden gitmek, onu örnek almak ve onun yolunu takip etmektir. Ayetteki 'fettebi'ûnî' ifadesi, Hz. Muhammed'in (s.a.v.) tebliğ ettiği ilahi mesajı ve yaşam tarzını benimsemenin, Allah sevgisinin bir gereği olduğunu mecazi bir dille anlatır.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): İttibâ', bir şeye tabi olmak, onu izlemek ve onunla birlikte hareket etmektir. Bu ayetteki 'fettebi'ûnî' emri, peygamberin getirdiği şeriata ve sünnete uymanın, Allah'a olan sevginin samimiyetinin bir göstergesi olduğunu vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Allah'ın kulunu sevmesi, ona ihsan etmesi, onu bağışlaması ve ona rahmet etmesidir. Ayetteki 'yuhbibkum' ifadesi, peygambere uymanın bir sonucu olarak Allah'ın kullarına olan bu özel lütfunu ve sevgisini vaat eder.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Allah'ın sevgisi, O'nun kuluna olan rızası, onu cennetine koyması ve ona nimetler vermesidir. Bu ayette, peygambere itaat edenlere Allah'ın bu tür bir sevgiyle karşılık vereceği belirtilerek, itaat ve sevgi arasındaki güçlü bağ vurgulanır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Mağfiret (مغفرة), günahları örtmek ve affetmektir. Allah'ın mağfireti, kulun günahlarını silmesi ve onu cezalandırmamasıdır. Ayetteki 'veyağfir' ifadesi, peygambere itaatin, Allah'ın günahları bağışlamasına vesile olacağını açıkça belirtir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Ğufrân (غفران), günahları affetmek ve setretmektir. Allah'ın 'Ğafûr' ismi, günahları çokça affeden anlamına gelir. Bu ayetteki 'veyağfir' fiili, Allah'ın affediciliğinin, peygambere itaat edenler için tecelli edeceğini müjdeler.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'ğ-f-r' kökünün temel anlamının 'örtmek' olduğunu ve bu örtmenin hem günahları gizlemek hem de affetmek suretiyle gerçekleştiğini belirtir. Ayetteki 'veyağfir' fiili, Allah'ın peygambere itaat edenlerin günahlarını örteceğini ve onları bağışlayacağını ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Rahmet (رحمة), acımak, şefkat göstermek ve iyilik etmektir. Allah'ın 'Rahîm' ismi, ahirette müminlere özel olarak merhamet eden anlamına gelir. Ayetteki 'Rahîm' sıfatı, Allah'ın affediciliğinin yanı sıra, kullarına karşı sonsuz merhametini de vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Rahîm, rahmeti çok olan, rahmetini sürekli kılan demektir. Bu ayette 'Ğafûr' ile birlikte zikredilmesi, Allah'ın hem günahları bağışlayıcı hem de kullarına karşı daimi bir merhamet sahibi olduğunu gösterir, bu da peygambere itaatin getireceği ilahi lütfu pekiştirir.
Âl-i İmrân Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(31) Kûl in küntüm tuhıbbunAllahe fettebiunî yuhbibkümullahu ve yağfir leküm zünubeküm* vAllahu Ğafur'un Rahîm;
“De ki, siz gerçekten Allah'ı seviyorsanız bana uyun ki, Allah da sizi sevsin ve suçlarınızı bağışlasın. Çünkü Allah çok esirgeyici ve bağışlayıcıdır.” Allah’a muhabbet Hz. Rasûlüllah’a (s.a.v.) muhabbet ile gerçekleşmiş oluyor. Allah Teaâlâ’ya olan sevgimiz kafamızda oluşturduğumuz bir Allah’a olduğundan ve Cenâb-ı Hakk’a bir şekil vermemiz mümkün olmadığından Cenâb-ı Hakk’ın “İnsân-ı kâmil” hüvviyyeti ile Hz. Rasûlüllah (s.a.v.) ta tecelli ettiğini idrak edin demek istiyor ve bizlere de büyük kolaylık sağlıyor. Hz. Rasûlüllah’ı (s.a.v) sevmek için ise hakikati Muhammedinin ne olduğunu idrak etmek şarttır. Oysa bizler genelde Hz. Muhammed (s.a.v.) olarak bir sülieti kafamızda şekillendirmeye çalışıyoruz işte bu da mümkün değildir, çünkü bütün hakikatler kendisinde meydana geldiğinden tek bir mertebe değil bütün mertebeleri kapsamına aldığından tek yön ile vasıflandırmak mümkün değildir. İrfaniyyet ile yapılabilecek bu idrakte bizler Hz. Rasûlüllah ’ın hayat akışını, yaptıklarını incelersek ve Muhammed isminde bulunan üç (mim) harfinin yorumunu yapabilirsek ona yaklaşmamız ve sevmemiz daha mümkün olabilir.
Birinci (mim), Muhammedül Emin yani Efendimizin (s.a.v) peygamberlik zamanına kadar gelen devresi, ikinci (mim) Hz. Muhammed mertebesi yani peygamberliğin başladığı devre, yani kendi bünyesinde hakikati İlâhiyyeyi zuhura getirmiş idrak etmiş ve o şekilde Hazret yani hazır olmuş anlamındadır, üçüncü (mim) ise Hakikati Muhammed-î ismi ile anlamaya çalıştığımız ki, bütün âlemleri kapsamına alan ilk nur yani Cenâb-ı Hakk’ın ilk tecellisi ve bütün bu âlemlerin varoluş sebebi olan “Hakikati Muhammed-î”dir. İşte Hz. Rasûlüllah’ı (s.a.v) bu üç esas ile idrak etmeye çalışırsak ona olan sevgimiz daha çok artmış olur.
İşin aslında kuru bir sevgi sadece duygudan ibarettir, zaman gelir bu duygu değişir, eksilebilir ve kişiyi maddi kalıptan kurtarıp hayali kalıba sokar ve kendisine büyük bir perde olur, fakat duygu olmadan da madde perdesinden kurtulmak mümkün değildir onun için duygulara irfaniyetin eklenmesi şarttır. Hz. Rasûlüllah’ın (s.a.v.) hakikatini burada iyi tanırsak ahirette o derece genişlikte onu idrak etmiş oluruz, ayrıca burada Hz. Rasûlüllah’ı (s.a.v.) tanıdığımız ölçüde kendimizi tanımış oluruz ve o yol bu şekilde bize açılmış olur.
İşte Hz. Rasûlüllah’ı (s.a.v.) idrak etme yolunda eksikliklerimiz varsa bile Allah Teâlâ onları tamamlar, yeter ki kişide iyi niyyet ve irfaniyyet olsun.