Velev ennemâ fî-l-ardi min şeceratin aklâmun velbahru yemudduhu min ba'dihi seb'atu ebhurin mâ nefidet kelimâtu(A)llâh(i)(k) inna(A)llâhe ‘azîzun hakîm(un)
Eğer yeryüzündeki ağaçlar kalem, deniz de mürekkep olsa, arkasından yedi deniz daha ona katılsa, Allah'ın sözleri (yazmakla) yine de tükenmez. Şüphesiz Allah mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.
Eğer yeryüzündeki ağaçlar hep kalem olsa, deniz de arkasından yedi deniz daha kendisine destek olduğu halde mürekkep olsa, yine de Allah'ın kelimeleri yazmakla tükenmez. Şüphesiz ki Allah çok güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.
Lokmân Suresi 27. ayet, Allah'ın ilminin ve kudretinin sonsuzluğunu, yaratılmışların sınırlılığı karşısında vurgulamak için güçlü bir metafor kullanır. Ayet, 'kelimât' kavramı üzerinden ilahi bilginin ve yaratmanın sınırsızlığını, 'nefidet' fiiliyle ise bu sınırsızlığın tükenmezliğini ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Şecere (شجرة), kökü olan ve dalları yayılan her bitki için kullanılır. Ayetteki bağlamda, yeryüzündeki tüm ağaçların kalem olması varsayımı, Allah'ın kelimelerinin sonsuzluğunu anlatmak için bir benzetme unsuru olarak kullanılmıştır. Ağacın çokluğu ve kalem olabilme potansiyeli, yazma eyleminin sınırlılığını gösterir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Şecere kelimesi burada mecazi olarak, yazma aracı olan kalemlerin kaynağına işaret eder. Yeryüzündeki tüm ağaçların kalem olması, bu kalemlerin sayısının ve dolayısıyla yazılabileceklerin sınırlı olduğunu ima ederken, Allah'ın kelimelerinin sınırsızlığını vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Kalem (قلم), yazmak için kullanılan araçtır. Ayetteki 'ağaçlar kalem olsa' ifadesi, yeryüzündeki tüm ağaçların yazma aracı olarak kullanılması durumunda bile Allah'ın kelimelerinin bitmeyeceğini anlatır. Bu, ilahi bilginin ve yaratmanın sonsuzluğunu gösteren bir mübalağadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Kalem, yazma eyleminin temel aracıdır. Ayetteki kullanımı, yazma kapasitesinin sınırlılığını ve dolayısıyla Allah'ın kelimelerinin bu sınırlı kapasiteyle yazılamayacak kadar çok olduğunu ifade eder. Bu, Allah'ın ilminin ve kudretinin büyüklüğünü vurgular.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Medd (مدّ), bir şeyi uzatmak, artırmak, takviye etmek anlamına gelir. Ayette 'deniz ona yedek olarak yedi deniz daha eklese' ifadesi, mürekkebin tükenmezliğini sağlamak için yapılan bir takviyeyi anlatır. Bu, yazma malzemesinin sınırsızlığı varsayımına rağmen Allah'ın kelimelerinin yine de bitmeyeceğini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Medd, bir şeye yardım etmek, onu desteklemek ve artırmak anlamındadır. Ayetteki 'yemüdduhû' fiili, denizin mürekkep olarak kullanılması durumunda, bu mürekkebin tükenmemesi için yapılan ilaveyi ifade eder. Bu, yaratılmışların tüm imkanlarını seferber etseler bile ilahi kelimelerin sonsuzluğunu gösterir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Nefid (نفد), bir şeyin bitmesi, tükenmesi demektir. Ayetteki 'mâ nefidet kelimâtullâh' ifadesi, Allah'ın kelimelerinin asla bitmeyeceğini, tükenmeyeceğini kesin bir dille ifade eder. Bu, Allah'ın ilminin ve kudretinin sınırsızlığını vurgulayan temel bir ifadedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Nefâd (نفاد), bir şeyin sonuna ulaşması, bitmesi anlamına gelir. Ayetteki olumsuz kullanımı ('mâ nefidet'), Allah'ın kelimelerinin, yani O'nun ilminin, kudretinin ve yaratma fiillerinin sonsuz olduğunu, hiçbir zaman sona ermeyeceğini belirtir. Bu, yaratılmışların sınırlı kapasitesine karşılık ilahi sonsuzluğu gösterir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Nefid kavramı, Kur'an'da genellikle Allah'ın sıfatlarının ve yaratma gücünün sınırsızlığını ifade etmek için kullanılır. Bu ayette, Allah'ın 'kelimât'ının tükenmezliği, O'nun mutlak ve sonsuz varlığının bir göstergesi olarak sunulur. İnsan algısının ve yaratılmışların imkanlarının bu sonsuzluğu kuşatamayacağı vurgulanır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Kelime (كلمة), Allah'a nispet edildiğinde, O'nun yaratma emrini, ilmini, kudretini ve var ettiği her şeyi ifade eder. Ayetteki 'Allah'ın kelimeleri' ifadesi, sadece konuşulan sözleri değil, aynı zamanda O'nun yaratma fiillerini ve evrendeki tüm varoluşsal tezahürlerini kapsar. Bu kelimelerin tükenmezliği, Allah'ın ilminin ve kudretinin sonsuzluğunu gösterir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Allah'ın kelimeleri, O'nun yaratma emri olan 'kün' (ol) emrini ve bu emirle var olan her şeyi ifade eder. Bu ayette, yeryüzündeki tüm ağaçlar kalem, denizler mürekkep olsa bile Allah'ın yaratma ve var etme gücünün, ilminin ve hikmetinin sonsuzluğunu ifade eden bu kelimelerin asla bitmeyeceği vurgulanır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Kur'an'da 'kelime' kavramı, sadece dilsel bir ifade olmanın ötesinde, Allah'ın yaratıcı gücünü ve iradesini temsil eder. 'Allah'ın kelimeleri' ifadesi, O'nun evreni var eden, düzenleyen ve yöneten mutlak kudretini ve ilmini simgeler. Bu kelimelerin tükenmezliği, Allah'ın sonsuz ve sınırsız bir varlık olduğunu gösterir.
Lokmân Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(٣١.٢٧)
~~31.27~
وَلَوْ اَنَّ مَا فِى الْاَرْضِ مِنْ شَجَرَةٍ اَقْلَامٌ وَالْبَحْرُ يَمُدُّهُ مِنْ بَعْدِهٖ سَبْعَةُ اَبْحُرٍ مَا نَفِدَتْ كَلِمَاتُ اللّٰهِ اِنَّ اللّٰهَ عَزٖيزٌ حَكٖيمٌ
~ ~ ~
Kuranı Kerim Türkçe okunuş:
31.27 - Ve lev enne mâ fil ardı min şeceratin aklâmuv vel bahru yemudduhû mim bağdihî seb'atu ebhurim mâ nefidet kelimâtullâh, innallâhe azîzun hakîm.
Diyanet Meali:
31.27 - Eğer yeryüzündeki ağaçlar kalem, deniz de mürekkep olsa, arkasından yedi deniz daha ona katılsa, Allah'ın sözleri (yazmakla) yine de tükenmez. Şüphesiz Allah mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.
Görüldüğü gibi ayet-i kerime de Allah’ın kelimelerinin tükenmez olduğu açık olarak, Rahmaniyyet mertebesinden bizlere haber veriliyor.
Yeryüzündeki “ağaçlar” ağaçlar “şecer” bir bakıma bitki nebat mertebesinin sonsuzluğudur. Ayrıca şecer-bir insan sülâlesini de ifade etmektedir. İnsan ve bitki ağaçları kendi mertebelerinden yaşadıklarını her an yazmaktadırlar. Günlük yaşantıları ile ağaçlar da halleri ile yazmalarına hiç durmadan devam etmektedirler. “İz- -T-B-“
Kalem hakkında (207-68-Kalem suresi) kitabımızdan sayfa (63) ten kısa bir aktarma yapalım. “İz- -T-B-“
K alem Elif, (13) Nokta Lâm, Elif, Mim, İnsân-ı Kâmil.
Kalem Sûresi (68/1)
ن وَالْقَلَمِ وَمَا يَسْطُرُونَ
(Nun Vel Kalemi Vemâ yesturun.)
(68/1) “Nûn ve Kalem'e ve yazdıkları şeylere and olsun ki:” Bu Sûre 52 âyettir. Âyet sayısı ile Sûrenin ilk âyetini topladığımızda (1+52 = 53) İnsân-ı Kamil=Terzi Baba.
Kalem = Kaf=100 Lâm=30 Mim=40. “K” (kef) harfi-nin sol ana direği (13) mertebeli (Elif) tir. Sağdan yukarıya doğru çıkan ayağı (7) nefis mertebeleri’dir. Ortadan sağa yukarıya doğru uzantısı da (5) hazret mertebesidir. Bu haliyle âdeta, iki ayağını yere sağlam basmış iki elinide hakk’a açmış bir insana benzemektedir.
Ayrıca Sûre sayısından birinci âyeti çıkarırsak. (68-1=67) kalır ki, İnsan ve insan Sûresidir. Ayrıca (6+7= 13) ve ayrıca (Allah) ismi celâlinin de sayı değeridir.
(13+40=53) Kalem =53 âlem Ulûhiyyet ilmini açığa çıkaran İnsân-ı Kâmil ( Terzi Baba) Alem aynı zamanda “bayrak” demektir. Alem’in Lâm-ı bayrak direği olan “Lâhud” alemidir. Alt ucuda âlemlerin taşıyıcısıdır. (Ç.H.U.)
(Levlâke levlâk lemâ halektül eflâk) “Hadîs-i kudsî”
“Eğer sen olmasaydın, olmasaydın âlemleri halketmezdim.” Burada da görüldüğü gibi âlemlerin halkıyyeti onun batıni varlığına bağlanmıştır. Eğer o mertebenin yukarıda bahsedilen ilm-i İlâhiyyedeki batınî varlığı (seni/sen) olmasaydın bunları Suret-i Muhammedî olarak zuhura çıkarmaz/halketmezdim.
(Evvelü mâ halâkallahu kalemü ve rûhî.)
“Allah evvelâ benim rûhumu ve kalemi halketti.” Yukarıda belirtildiği gibi Efendimizin kaynağı (Ruhu-l A’zam) dır ki ondan ilk zuhur eden Hakikat-i Muhammedî üzere olan Hazreti Muhammedin (s.a.v.) ruhudur. Ve kalem dahi ümmül kitapta bâtında olan ilm-i ilâhiyyeyyi Hakikat-i Muhammedî olan onun ilmini “Levhi mahfuz” olarak bildirilen ve bu ilmin kaza ve kader olarak yazılmasını sağlayan Zâtın ilim sıfatıdır ki, o da her mertebede zuhur eden tecelli-i ilâhiyyelerdir. “İz- -T-B-“
(61-6-Peygamber-Muhammedd-s.a.v.-sayfa-25-)
Kalem hakkında (207-68-Kalem suresi) kitabımızdan sayfa (74) ten kısa bir aktarma daha yapalım. “İz- -T-B-“
Diğer yönü ile baktığımzda “KALEM” bir araçtır, yerde veya masa üzerinde yatay veya dikey durduğunda hiçbir işlevi olmamaktadır. O’nu faaliyete geçiren bir eldir, eli faaliyete geçiren koldur, kolu faaliyete geçiren gövdedir, gövdeyi faalite geçiren baştır, başı faaliyete geçiren ise akıldır. Mühim olan bu aklın alanıdır, Eğer akıl nefse bağlı ise ömür boyu nefsi emarenin hizmetindedir, bu akl-a, “akl-ı maaş-maişet akl-ı” da denir ve o sahayı yazar.
Eğer akıl, “akl-ı külle bağlı olan-akl-ı selim” ise o zaman ömür boyu o kalem Hakk-ı yazar. Bu akla, akl-ı mead-varılacak akıl, derler. Bazıları “akl-ı aşer-onuncu akıl” da derler. Fakirde, “İrfan mektebi” derslerine göre “akl-ı isna aşer-on ikinci akıl” diye isimlendirmiştir.
Bu makamda akıl “Akl-ı küll” dür. Bu ise aklı evvelin “Furkaniyyet” makamından ilmi olarak sembollerle manaları suretlendirmesine vesiledir. Bu da alemler boyunca tecelli kalemlerinin “kiatab-ul mübin”e esma-i ilâhiyyelerin (Vemâ yesturun.) alem sayfaları üzerine satırlar halinde devamlı yazılmasıdır.
Bu satırlar üzerine a’ya-nı sabite formlarının kudret kalemi nezdinde yazılımı varlığın varoluşunun ilk gününden başlayıp ebediyen devam edeceği açıktır.
Her bir kimlik ve varlıklar bu yazılımların “yesturun” satırların hepsi o varlığın hakikatlerini yazmaktadır. Bu konuda bir irfan ehli şöyle demiştir.
“Hep kitabı Hakk’tır eşya sandığın,
Ol okur kim seyru evtan eylemiş.” Ey kardeş “eşya-şey’iyyet sandığın her şey Hakk’ın o mertebedeki “yesturun-satırlara yazılı bir ilâh-i kitabıdır.
Bu İlâh-i kitabı okuyan ancak “seyru evtan-vatanları seyreden” yani “meratibi İlâhi-İlâhi mertebeleri seyru sülûk ederek seyredenler, büyük bir irfaniyyetle okur demek istemiştir. Bu irfaniyyeti kazanmakta gerçek bir Ariften oldukça uzun bir süre eğitim almakla mümkün olabilmek-tedir. Bu hususun ilk hali ise kişinin evvelâ kendini bilmesi ve geçmiş sayfalarda da değinildiği gibi (م ن ) (Men-Kim) liğini tesbit etmesine bağlıdır. Bunlar evvelâ, “İkra’ kitabek” te (17-İsra-14) olduğu gibi kendi (م ن) (Men-Kim) varlık kitaplarının, sayfalarındaki “yesturun-satırlarını” okurlar. Daha sonrada alem kitabının sayfalarındaki, “yesturun-satırlarını” gönülden tenzih, teşbih, ve tevhid, hakikatleri yönleriyle, her mertebeden okurlar. Bunlar mutlak irfan ehli muhabbet yönlü Ariflerdir, bunların dışında gerçek mana da yesturun-alem kitabını hakkıyle okuyacak kimseler yoktur.
(Nun Vel Kalemi Vemâ yesturun.) Görüldüğü gibi bu hakikatlere yemin edilmektedir. Genelde yemin edilen, yemin edenden daha değerli olması gerekirki, yemin edilmesine değsin ve karşısındakini ikna etmiş ve güvenini kazanmış olsun. Burada yemin eden Allahımızın Sıfat Rahmaniyyet mertebesi olduğuna göre, o halde belirtilen hususlar Rahmaniyyet mertebesi itibariyle olan bilgiler ve oranın hali ve yaşantısıdır.
Burada dikkat çekilmesi lazım gelen çok mühim bir konu daha vardır, ayet-i kerime bizlere rahmaniyyet mertebesinden Allahımızın vekili-sıfatı olan rahmaniyetinden anlatılmaktadır.
Kur’an-ı kerim bizlere konuları itbariyle, dört mertebeden vaaz edilmektedir. Bunlar sırası ile “Ef’al, Esma, Sıfat ve zat” diğer ifadeleri ise, “Şeriat, Tarikat, Hakikat ve marifet” mertebeleridir. Verilen bilgiler bu mertebelerinden olmaktadır. Bahsi geçen ayetin kaynağı da sıfat-hakikat mertebesinden Rahmaniyyet hakikatinden aktarılmaktadır. Bu sahanın bilgileri onun sahası içindedir.
Bu yüzden. “Errahman allemel kur’an halakal insan Allemehul beyân.” Dır. “İz- -T-B-“
“deniz de mürekkep olsa,” Bilindiği gibi deniz Allah’ın Alîm ismi ile ilim deryasını ifade etmektedir. Ayrıca su hayat’ta demektir, “Mürekkep” ise “terkip” birleşimler demektir. Bu birleşimler ise, bütün varlıklar ve bilhassa insanlar yönünden esma-i ilahiyye olan “A’yan-ı sabiteler” demektir. Bunlarda varlıkların programlarıdır ki sonsuzdur. arkasından yedi deniz daha ona katılsa, Yedi denizden kasıt alemde yedi kat semavat, insanda ise yedi nefs denizleridir. Allah'ın sözleri (yazmakla) yine de tükenmez. Şüphesiz Allah mutlak güç sahibidir, alemlerde ne varsa hepsi onun gücü ile hayat bulmakta faal olmaktadırlar.
hüküm ve hikmet sahibidir. Ayette bahsedilen “Hikmet” İlâh-i hikmettir, batılıların, bâtıl “felsefe” hikmeti değildir. Allah’ın bildirdiği İslâmın hakikati olan İlâh-i hikmettir. Batılı bâtılların dediklere felsefe hikmeti ile sadece isim benzerliği vardır, hakikatleri itibariyle birbirleriyle hiç ilgileri yoktur, batılı bâtıl felsefe-hikmeti, “nefsi emmare”nin ürettiği nefsani ve hayali hikmettir. Onlar bunu gerçek hikmet zannedip binlerce sene üzerinde hep dedi kodu yapmışlar o yüzden bugüne kadar daha henüz hayalden başka hiçbir yere gelememişler, ayrıca bu kadar da zaman kaybetmişlerdir, bu anlayışla dahada çok zaman kaybedecekler netice de genede bir yere ulaşamayacaklardır.
Hikmet bir sistem olup onun yaşatılması gerekecektir. İşte bu yüzden Kur’an-ı kerimde geçen bütün hikmet kelimeleri ile birlikte aynı zaman da “Hüküm” kelimeside geçmektedir, çünkü hikmet ismi verilen bir halin veya konunun aynı zaman da tatbik edilebilir bir durum olması lazımdır. İşte bu yüzden İslâmi sahanın hikmetinin hepsinin faaliyet sahasında bir yerleri olduğundan bunların faaliye geçirilmesi için bir hüküm-sistemi gerektiğinden hikmet hükümle faaliyete geçmektedir.
Oyüzden şehirlerde “hükümet-hüküm’et” binaları vardır bu binalardan o yöreler hüküm edilerek idare edilirler.
Bâtıl batı aleminin hikmetinde hüküm yoktur. Eğer olsa idi bu günlere kadar gerçek bir sistem içinde biryerlere gelebilirlerdi, ancak gelememişlerdir. Çünkü baştan sona bâtıl aslı olmayan beşeri ve nefsi lâf kalabalıklarıdır. “ İz- -T-B- “