Ya'lemu mâ yelicu fî-l-ardi vemâ yaḣrucu minhâ vemâ yenzilu mine-ssemâ-i vemâ ya'rucu fîhâ(c) vehuve-rrahîmu-lġafûr(u)
Allah, yere gireni, yerden çıkanı; gökten ineni ve oraya yükseleni bilir. O, çok merhamet edicidir, çok bağışlayıcıdır.
Yere ne giriyor ve ondan ne çıkıyor, gökten ne iniyor ve ona ne çıkıyorsa (Allah) hepsini bilir. O çok merhamet edicidir. Çok bağışlayıcıdır.
Bu ayet, Allah'ın evrendeki her şeyi, yerin derinliklerinden göğün yüceliklerine kadar olan tüm hareketleri ve varlıkları kuşatan mutlak ilmini ve kudretini vurgulamaktadır. Ayet, bu engin bilginin yanı sıra Allah'ın rahmet ve mağfiret sıfatlarını da öne çıkararak O'nun yaratılmışlara karşı şefkatini belirtir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İlim, bir şeyin hakikatini idrak etmektir. Allah'ın ilmi ise, her şeyi kuşatan, gizli ve açık hiçbir şeyin O'ndan gizli kalmadığı mutlak bilgidir. Ayetteki 'ya'lemu' ifadesi, Allah'ın yerin içine giren, ondan çıkan, gökten inen ve oraya yükselen her şeyi en ince ayrıntısına kadar bildiğini gösterir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Kur'an'da 'ilm' kavramı, Allah'ın en temel sıfatlarından biri olarak karşımıza çıkar ve O'nun her şeyi bilmesini ifade eder. Bu ayetteki kullanımı, Allah'ın yaratılışın tüm süreçlerine ve detaylarına nüfuz eden, hiçbir şeyi gözden kaçırmayan bir bilgiye sahip olduğunu vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Vücûl (girmek), bir şeyin içine dahil olmaktır. Ayetteki 'yelicu' ifadesi, tohumların toprağa girmesi, suların yerin derinliklerine sızması, madenlerin oluşumu gibi yerin içine nüfuz eden her türlü varlık ve olayı kapsar. Bu, Allah'ın yerin en derin katmanlarındaki hareketliliği dahi bildiğini gösterir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Yelicu, mecazi olarak da bir şeyin içine gizlenmesi veya kaybolması anlamında kullanılır. Ancak bu ayette, somut olarak yerin içine giren, yerle bütünleşen her şeyi ifade eder. Allah'ın bu tür gizli ve görünmez hareketleri de bildiği vurgulanır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Hurûc (çıkmak), bir yerden ayrılıp dışarıya yönelmektir. Ayetteki 'yahrucu' ifadesi, bitkilerin yerden bitmesi, suların kaynaklardan fışkırması, madenlerin çıkarılması gibi yerin içinden dışarıya çıkan her şeyi kapsar. Bu, Allah'ın yerin verimliliğini ve ondan çıkan her şeyi bildiğini gösterir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Yerden çıkan şeyler, canlıların rızkı olan bitkiler, sular ve diğer doğal kaynaklardır. Allah'ın bu çıkışları bilmesi, O'nun rızık verici ve yaratıcı sıfatlarının bir tecellisidir. Ayet, bu döngüdeki her aşamanın Allah'ın bilgisi dahilinde olduğunu belirtir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Nüzûl (inmek), yukarıdan aşağıya doğru hareket etmektir. Ayetteki 'yenzilu' ifadesi, yağmurun, karın, dolu ve benzeri göksel olayların yanı sıra, ilahi vahyin ve bereketin de gökten indiğini ifade eder. Allah'ın bu inişleri bilmesi, O'nun evreni yöneten kudretini gösterir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Gökten inen şeyler, sadece maddi unsurlarla sınırlı değildir; aynı zamanda melekler, ilahi emirler ve takdirler de bu kapsamdadır. Ayet, Allah'ın göklerden gelen her türlü faaliyeti ve oluşumu bildiğini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Urûc (yükselmek), aşağıdan yukarıya doğru hareket etmektir. Ayetteki 'ya'rucu' ifadesi, buharın, dumanın, meleklerin, duaların ve salih amellerin göğe yükselmesini kapsar. Bu, Allah'ın sadece yeryüzündeki değil, göklerdeki hareketliliği de bildiğini gösterir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Yükselen şeyler, maddi ve manevi olabilir. Maddi olarak buharlaşma, manevi olarak ise kulların duaları ve amelleri Allah'a yükselir. Ayet, Allah'ın bu yükselişlerin her birini bildiğini ve karşılığını verdiğini ima eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Rahmet, kalpteki incelik ve şefkatten kaynaklanan iyilik ve ihsan etme arzusudur. Allah için rahmet, bu arzunun gereği olarak kullarına lütuf ve ihsanda bulunmasıdır. Ayetteki 'er-Rahîm' sıfatı, Allah'ın engin ilminin yanı sıra, bu ilmi merhametle birleştirdiğini ve yaratılmışlara karşı sürekli şefkatli olduğunu vurgular.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Rahîm, Allah'ın ahirette müminlere özel olarak tecelli edecek olan merhametini ifade eden bir sıfattır. Bu ayette, Allah'ın her şeyi bilmesinin ardından Rahîm sıfatının gelmesi, O'nun bu bilgiyi kullarına karşı şefkat ve lütufla kullandığını, onların iyiliğini dilediğini gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Mağfiret, günahları örtmek ve affetmektir. Allah'ın 'el-Ğafûr' sıfatı, kullarının günahlarını bağışlaması, onları cezalandırmaktan vazgeçmesi ve ayıplarını örtmesidir. Ayetteki bu sıfat, Allah'ın engin ilmine rağmen kullarına karşı affedici olduğunu, hatalarını bağışladığını ve onlara tövbe kapısını açık tuttuğunu belirtir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Ğafûr, Kur'an'da Allah'ın en sık zikredilen sıfatlarından biridir ve O'nun affediciliğini vurgular. Bu ayette, Allah'ın evrendeki her şeyi bilmesinin ardından bu sıfatın gelmesi, O'nun bu bilgiyi sadece cezalandırmak için değil, aynı zamanda kullarına merhamet edip günahlarını bağışlamak için de kullandığını gösterir.
Sebe' Sûresi
“Allah yerin (arz) içine gireni ve ondan çıkanı gökten ineni ve oraya yükseleni bilir” Toprağa giren ve oradan çıkan her şey, yine gökten inen ve oraya yükselen her şeyi O bilir. Maddi manevi uruç ve nüzul, iniş ve çıkış, geliş ve gidiş, oluş ve bozuluş. Toprağa düşen bir çekirdek, çekirdeğin ağaca dönüşmesi, ağaçtan düşen bir meyve, meyvenin toprak olması, yeniden tohuma durması yeniden büyümesi, Varlığın kendi içinde ki muhteşem dönüşümü ve bütün bunların sadece maddeden değil aynı zamanda manevi bir boyuta da sahip olması İnsan beden arzlarına giren “ve nefahtü”, buna mukabilen çıkan Âdem halife olmaktadır. İnsan’a İnen vahiy, ondan yükselen ibadet ve salih amellerdir. Allah’dan inen davet, kuldan yükselen icabettir. İnen ölüm çıkan can’dır. Yani mutlak varlığın mukayyed olana yönelmesi, mukayyed olanın da bu yönelişe cevap vermesidir. Bu ilahi süreç bir link usulü nüzül ve urûc olarak deveran etmektedir.
“Gireni bilir” Cismâni âlem arzına giren ayan-ı sâbite suretlerini malumatının suretleri oldukları için bilir.
“Gökten ineni ve oraya yükseleni bilir” Gönül semasından indirilen kalplere feyiz verip nur saçan marifet ilimlerini bilir. Seyr-ü sefer ile tezkiye olunmuş nefisleri ve uruc eden ruhları bilir.
“O esirgeyendir” Nurâni semâvî kemâlâtı indirmekle esirger. İrfan ve tevhid kemâlini gerçekleştirmek suretiyle onlara merhamet eder.
“ Bağışlayandır” Size ait olan sıfatlarınızın ve fiillerinizin günahlarını bağışlar.
Mirac hadislerinden birinde Hz Rasulullâh’ın cibrîl’e şöyle sorduğu rivayet edilmektedir.
Yâ Cibrîl! Bu inen nedir? Bu çıkan nedir?
Yâ Muhammed! bu çıkan insanların amelleri bu inen de o amellere anında halkedilen karşılıklarıdır. (internet) Burada insanoğluna özelde hatırlatılan yere giren ve yerden çıkan, göğe yükselen ve gökten ineni Allah bilir, beyanı ile, amellerimiz göğe yükselen olurken, bu amellere karşılık halkedilen de yere inendir. Gökten inen ayan-ı sabitesindeki takdiri, göğe çıkanda amelidir. Bu ameller, ameli salih olarak ve ubudet yönüyle yükselmesi gerekmektedir. Kulun nefsinden çıkan fiil ve amellere dönüştüğünde ise Ayetin sonunun “Hüverrahıymül gafur” diye bitmesi de kuluna bunlardan bağışlanma ve temizlenme yolunu hatırlatmaktadır. ÇHU
~~34.3~
وَقَالَ الَّذٖينَ كَفَرُوا لَا تَاْتٖينَا السَّاعَةُ قُلْ بَلٰى وَرَبّٖى لَتَاْتِيَنَّكُمْ عَالِمِ الْغَيْبِ لَا يَعْزُبُ عَنْهُ مِثْقَالُ ذَرَّةٍ فِى السَّمٰوَاتِ وَلَا فِى الْاَرْضِ وَلَا اَصْغَرُ مِنْ ذٰلِكَ وَلَا اَكْبَرُ اِلَّا فٖى كِتَابٍ مُبٖينٍ
34/3 Ve gâlellezîne keferû lâ teé'tînes sâah, gul belâ ve rabbî leteé'tiyennekum âlimil ğayb, lâ yağzubu anhu misgâlu zerratin fis semâvâti ve lâ fil ardı ve lâ asğaru min zâlike ve lâ ekberu illâ fî kitâbim mubîn Diyanet Meali:
34/3 İnkâr edenler, "Kıyamet bize gelmeyecektir" dediler. De ki: "Hayır, öyle değil, gaybı bilen Rabbime andolsun ki, Kıyamet size mutlaka gelecektir. Ne göklerde ve ne de yerde zerre ağırlığında bir şey bile O'ndan gizli kalmaz. Bundan daha küçük ve daha büyük ne varsa, hepsi apaçık bir kitaptadır." Elmalılı Hamdi Yazır:
34/3 Küfredenler ise «bize o saat gelmez» dediler, de ki hayır, rabbım hakkı için o size behemehal gelecek, gaybi bilen rabbım ki ondan Göklerde ve Yerde zerre mikdarı bir şey kaçmaz, ne ondan daha küçüğü, ne de daha büyüğü, hepsi mutlak bir «kitabı mübîn» dedir