İż ‘urida ‘aleyhi bil'aşiyyi-ssâfinâtu-lciyâd(u)
Hani ona akşamüstü bir ayağını tırnağı üstüne dikip üç ayağının üzerinde duran çalımlı ve soylu atlar sunulmuştu.
Hani kendisine bir zaman akşam üstü iyi cins ve rahvan atlar gösterilmişti.
Bu ayet, Hz. Süleyman'a sunulan atları tasvir etmektedir. Anahtar kavramlar, atların sunulma zamanını, niteliklerini ve türünü vurgulayarak ayetin temel mesajını oluşturan unsurlardır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'arz' kelimesinin bir şeyi göstermek, ortaya koymak anlamında kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'urida' (sunuldu) fiili, atların Hz. Süleyman'ın önüne getirilerek ona gösterilmesi eylemini ifade eder. Bu, sadece bir sunum değil, aynı zamanda bir değerlendirme ve takdimi de içerir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'arz' fiilinin mecazi olarak bir şeyin birine gösterilmesi, takdim edilmesi anlamında kullanıldığını ifade eder. Ayetteki kullanımı, atların Hz. Süleyman'a özel bir şekilde, onun dikkatine sunulduğunu gösterir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'aşiyy' kelimesinin günün son kısmı, güneşin batmaya yüz tuttuğu vakit olduğunu belirtir. Ayetteki 'bi'l-aşiyyi' ifadesi, atların Hz. Süleyman'a günün bu özel vaktinde sunulduğunu, bu zaman diliminin olayın gerçekleştiği anı netleştirdiğini gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'aşiyy' kelimesini 'gündüzün sonu, akşam vakti' olarak açıklar. Ayetteki bağlamda, bu zaman dilimi, atların sunumunun belirli bir vakitte gerçekleştiğini ve bu vaktin olayın önemini vurguladığını ima eder.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'sâfinât' kelimesinin, atların bir ayağının ucunu yere değdirerek üç ayağı üzerinde durması halini ifade ettiğini belirtir. Bu durum, atların asaletini, dinlenmişliğini ve koşuya hazır oluşunu gösterir. Ayetteki kullanımı, sunulan atların sıradan değil, özel niteliklere sahip olduğunu vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'safn' kelimesinin atın bir ayağını kaldırıp tırnağının ucuyla yere dokunması hali olduğunu açıklar. Bu, atın soyluluğunu ve zindeliğini gösteren bir özelliktir. Ayetteki 'sâfinât' kelimesi, Hz. Süleyman'a sunulan atların bu üstün niteliğe sahip olduğunu belirtir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'daki hayvan tasvirlerinin genellikle onların sembolik anlamlarını taşıdığını belirtir. 'Sâfinât' kelimesi, atların sadece fiziksel bir özelliği değil, aynı zamanda onların gücünü, asaletini ve değerini de sembolize eder. Bu, Hz. Süleyman'a sunulanların ne denli kıymetli olduğunu gösterir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'cevâd' kelimesinin 'cömert' anlamının yanı sıra, atlar için kullanıldığında 'hızlı koşan, kaliteli' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'el-ciyâd' kelimesi, sunulan atların sadece asil olmakla kalmayıp, aynı zamanda koşu yeteneklerinin de üstün olduğunu, yani cins atlar olduğunu ifade eder.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'cevâd' kelimesinin atlar için kullanıldığında 'hızlı ve iyi koşan' anlamını taşıdığını açıklar. Bu, atların fiziksel yeteneklerinin ve kalitesinin bir göstergesidir. Ayetteki 'el-ciyâd' ifadesi, Hz. Süleyman'a sunulan atların hem soylu hem de performans açısından üstün olduğunu vurgular.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'cevâd' kelimesinin Kur'an'da atlar bağlamında kullanıldığında, onların hızını ve üstün niteliklerini ifade ettiğini belirtir. Bu kelime, atların sadece görünüşte değil, aynı zamanda işlevsel olarak da değerli olduğunu gösterir. Ayetteki kullanımı, atların Hz. Süleyman için ne kadar önemli olduğunu pekiştirir.
Sâd Sûresi
Hükümdar bir peygamber olması dolayısıyla Hz. Süleyman, özellikle atlara —bilhassa da savaş ve yarış atlarına— büyük bir ilgi göstermiştir. Ancak bu sevgi, dünyevî bir tutkudan değil; onları Allah yolunda kullanmak maksadına yönelikti. Bu sebeple atların yetiştirilmesine özel bir önem vermiştir ki âyet onun bu yönüne işaret etmektedir.
Sûfîler ise at simgesini yalnızca zâhirî bir ayrıntı olarak görmemiş, insandaki kuvvelerin ve nefsânî güçlerin sembolü şeklinde yorumlamışlardır. Zira at, tabiatı gereği güçlü, hareketli ve arzulara meyillidir; mutlaka terbiye edilmesi gerekir. Aynı şekilde nefsin kuvveleri de kontrol altına alınmazsa kişiyi dünya sevgisine, hırsa ve gaflete sürükler. Fakat bu kuvveler Allah yolunda terbiye edilip Hakk’a hizmet ettirilirse, sâlik için bir binek ve manevî yolculukta vasıta hâline gelir. Hz. Süleyman’ın atları Allah yolunda sefer için beslemesi, işârî anlamda nefsi ve kuvvelerini cihâd-ı ekber sahasında terbiye ederek Hakk’ın hizmetinde kullanmayı temsil eder.
Bu sebeple Hz. Süleyman’ın atlara olan sevgisi, onların kendilerine değil, Allah yolunda kullanılma potansiyeline yönelikti. Onları dünyevî bir ihtişam ve gösteriş aracı olarak değil, dinin güçlenmesine ve hakikatin yücelmesine hizmet eden bir vesile olarak görüyordu. Bu da bize sûfîlerin şu düsturunu hatırlatır: “Nefsin seni binek edinmesin, aksine nefsin senin bineğin olsun.” Öte yandan sûfîler ayrıca atları, süratle Hakk’a yönelişin sembolü saymışlardır. Nefis terbiyesi tamamlandığında, sâlikin kalbi Allah’a hızla seyr eder; bu hâl, “atların hızla koşması” ile temsil edilir. Böylece Hz. Süleyman’ın atları, sadece bir mülk ve gücün göstergesi değil, aynı zamanda Allah’a yönelişin kuvvet ve süratini simgeleyen manevî bir işaret olur. Bu da sâlike, zâhiren mülk içinde yaşarken bâtınen daima Hakk’a yönelmesi gerektiğini öğretir.