İçeriğe atla
Sâd 30Cüz 23 · Sayfa 455

Sâd Sûresi 30. Âyet

ص

Sohbete sor

Ve vehebnâ lidâvûde suleymân(e)(c) ni'me-l'abd(u)(s) innehu evvâb(un)

Davud'a Süleyman'ı bağışladık. O ne güzel kuldu! Şüphesiz o, Allah'a çok yönelen bir kimse idi.

Sâd Sûresi

Allah Teâlâ, Hz. Dâvûd’u hem soyunu hem de mülkünü devam ettirecek bir evlâtla müjdelemiş ve bu ihsanını “hibe” olarak nitelemiştir. Çünkü “hibe”, hibe edenin karşılıksız bir ihsan ve ikram olarak verdiği bağıştır; yoksa kulun ameline uygun bir karşılık yahut belirli bir bedel karşılığında verilen şey “hibe” değildir. Bu nedenle İbn Abbâs’ın, Çocuklarımız bize Allah’ın birer hibesidir dedikten sonra şu âyeti okuduğu nakledilmiştir: “Yehebu limen yeşâu inâśen ve yehebu limen yeşâu-żżukûr” “Allah, dilediğine kız çocuklarını, dilediğine de erkek çocuklarını bahşeder.” (Şûrâ, 42/49).

Buna göre Süleyman, Hz. Dâvûd için tam bir nimet ve hibe olmuştur. Çünkü zâhirî hilâfetin eksiksiz şekilde ortaya çıkışı Dâvûd’a ait bir mazhariyet iken, bunun kemali Süleyman’da zuhur etmiştir. Bu sebeple peygamberlik ve hilâfet makamını hakkıyla üstlenebilecek bir liyakate sahip olduğundan, “Süleyman ne güzel bir kuldu!” ifadesiyle övülmüştür.

Kulluk (ubûdiyyet) ise, rubûbiyyet iddiasında bulunmaksızın ulûhiyyet sıfatları altında fânî olmayı gerektirir. Hz. Süleyman tam bir ubûdiyyet şuuruyla dünyevî veya uhrevî bir gaye gözetmeksizin daima ilâhî huzura yönelmiştir. Nimet anında şükür, bela anında sabır göstermek üzere her hâlinde Allah’a sığınmış; hüküm sürerken, kalben sürekli muhtaçlık içinde ve acziyetini yalnızca Hakk’a arz eden bir kul olmuştur. (Bursevî, Rûhu’l-Beyân, 17/74) Bu nedenle Kur’ân-ı Kerîm’de Süleyman’ın, Hz. Dâvûd’un oğlu ve vârisi olduğu, Allah tarafından üstün kılındığı, şükreden, sâlih, hakîm ve anlayışlı bir kul olduğu bildirilir. Onun daima Allah katında büyük bir değere ve yüce bir makama sahip bulunduğu vurgulanır. Ayrıca keskin zekâsı, engin bilgisi ve hikmetiyle karmaşık meseleleri kolayca çözüme kavuşturma yeteneğine sahip olduğu da zikredilmektedir. Nitekim Allah, diğer peygamberlerde olduğu gibi Hz. Süleyman’a da vahiy indirmiş ve onu dosdoğru yola iletmiştir. (Harman, DİA, 38/59)


Âyet 31

اِذْ عُرِضَ عَلَيْهِ بِالْعَشِيِّ الصَّافِنَاتُ الْجِيَادُۙ

(38/31) İż ‘urida ‘aleyhi bil’aşiyyi-ssâfinâtu-lciyâd.

(38/31) Hani ona akşamüstü bir ayağını tırnağı üstüne dikip üç ayağının üzerinde duran çalımlı ve soylu atlar sunulmuştu.


Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(2)