İçeriğe atla
Şûrâ 53Cüz 25 · Sayfa 489

Şûrâ Sûresi 53. Âyet

الشورى

Sohbete sor

Sirâti(A)llâhi-lleżî lehu mâ fî-ssemâvâti vemâ fî-l-ard(i)(k) elâ ila(A)llâhi tasîru-l-umûr(u)

(52-53) İşte sana da, emrimizle, bir ruh (kalpleri dirilten bir kitap) vahyettik. Sen kitap nedir, iman nedir bilmezdin. Fakat biz onu, kullarımızdan dilediğimizi, kendisiyle doğru yola eriştireceğimiz bir nur yaptık. Şüphesiz ki sen doğru bir yola iletiyorsun; göklerdeki ve yerdeki her şeyin sahibi olan Allah'ın yoluna. İyi bilin ki, bütün işler sonunda Allah'a döner.

Şûrâ Sûresi

O Allah'ın yoluna ki, göklerde ne varsa ve yerde ne varsa hep O'nun dur. Agâh ol! Bütün işler Allah'a dönüp varacaktır.! (42/53)


Nefs-i Sâfiye ye kadar süren seyr, “Sırat-ı Müstakîm” tevhîd-i ef-âl den sonra devam eden seyr ise “Sıratullah”tır.

Kûr’ân-ı Keriym; Şûrâ Sûresi; (42/53) Âyetinde bu hale işaret vardır.[92] “ İz- -T-B- ”


- «Bizi sırat-ı müstakime hidayet eyle...» (1/6) Meâline aldığımız âyet ise… bir müşahede makamı yoludur…

Yüce Allah işte… bu yoldan kendisi için tecellisini yapar.. Bunun manası ile:

- «Allah'ın yolu...» (42/53) Âyetine işaret edilir…

- «Allah'ın yolu...» (42/53) Yani sıratullah.

Demek:

- Tecellisi için, zuhur yolu…

Demektir…[93] “ İz- -T-B- ”


Terzi Baba Hayırlı akşamlar Oz… oğlum dosyalarını indirdim yerine aktaracağım. Yazın güzel bir tefekkür yazısı olmuş eline diline gönlüne sağlık.

Bizde, böyle tefekkürler ile bilgi üreten evlâtlarımızın varlığından Rabb'ımıza teşekkür ediyor, ve emeklerimizin boşa gitmediğini görerek memnun oluyoruz.  Cenâb-ı Hakk daha nicelerini nasib eder İnşeallah. Selâmlar hoşça kal Efendi baban. 


Oz… Sa… Şe… Müşahede, Kabe'de ikindi vakti üzeri canlar ile birlikte sohbet ediyoruz. İrfan Bey'in oğlu Emre, bir belgesel izlemiş ve belgeselde "yaşadığımız âlem bir gün sadece proton denizine dönecek" diye ibare geçmiş bunun aslı var mıdır şeklinde bir soru yöneltti.

Bu sohbetten iki gün sonra, Kâ’be'de 2. Metaf halkasından yada balkonundan Kâ’be'yi izliyorum. Kâ’be izâfi olarak ortada duruyor. Zeminde, 1. ve 2. kat halka şeklindeki balkonlarda insanlar dizi dizi Kâ’be'yi sürekli tavaf ediyorlar. Onlar hareket içinde Kâ’be ise izafi olarak hareketsiz. Hareketli olan hareketsize doğru yönelmiş ve hareketini devam ettirmekte. Hareketsiz olan olduğu yerde, hareketsizliğini ezelden ebede korumakta. Hareketli hareketsizi, harektesiz hareketliyi kendine doğru çekmekte ama, her ikiside bulunduğu hâl üzerine devam etmekte. Aşağıda sunulan “Zat” başlıklı tefekkür yazısı hemen bu müşahedenin ardından başladı.


Tefekkür Zat "Gerçekten A’mâ, altında da, üstündede hava olmayan bir âlemdir" Hadisi Şerif

A’mâ’iyet, tek düzelik, hareketsizlik olarak tanımlanabilir. Âlem zıtlık üzerine inşaa edilmişse, A’mâ’iyet ise tekdüzelik üzerine inşaa edilmiş olabilir. Bu tek düzelik, sırf (+) yük, başka bir deyişle pozitiflik, yada sırf (-) yük, başka bir deyişle, negatif yük olabilir. Aynı yükler birbirlerini iteceğinden, bir (+) yük çevresi başka (+) yükler ile çevrelenmiştir. Bütün (+) yükler birbirlerini en uzağa, doğru iteceğinden ve bu itme her yönden eşit oranda gerçekleşeceğinden, sonuçta bütün (+) yükler dengede hareketsiz olarak kalır. Başka bir ifadeyle izâfi hareketsizlik A’mâ’iyettir.

İlk hareket oluşu, bu dengenin bozuluşu dolayısıyla, zıtlığın başlaması şeklinde düşünelebilir. Zıtlık peki nasıl oluşur? Başka bir söz ile A’mâ’iyet teorik bir halmidir? Gerçekten var mıdır?

Sistem hareketsiz ise tanımlanamaz. Bir sistemi tanımlamak ve bilmek, hareket ile başlar. Hareketin başlaması için zıtlık gerekir. Bir başka ifade ile (+) içinden (-) çıkar yada (-) içinden (+) çıkar. Bu sistemin temelidir. Bu şekilde vücutta kendini tanıma, bilme isteği uyanır. Bu istek neden ve nasıl uyanır? Bunu sadece muhabbet duydu diye açıklayabilirmiyiz? Muhabbet ise harekettir! Vücudun muhabbet duyması için hareket olmuş olması gerekir böylece hareket olmadan muhabbet duyulmaz. Bu eşzamanlı gerçekleşebilir mi? Yani hem muhabbet hem zıtlık aynı anda oluşabilir mi? Yoksa aralarında anlıkta olsa bir zuhur sırası var mıdır? Eğer vücud Amaiyette ise Amaiyette kalmak ister. Eğer vücut faaliyette ise sürekli faaliyette kalmak ister. Vücud-u a’mâ’iyet, vücud-u harekte göre ve vücud-u hareket, vücud-u a’mâ’iyete göre teoridedir. Birbirlerine dönüşmesi mümkün olabilir mi? Biz şu an vücud-u hareket içinde bulunuyorsak, vücudu a’mâ’iyette bize göre mümkün değildir, denilebilir mi? Bu bir teoriden öteye geçemez! Fiziki anlamda yaşanması mümkün değildir diye bilirmiyiz?

Vücudun ilk tanımlandığı evre Ahadiyet mertebesi, bundan önce bir mertebe olması mümkün müdür?

Bu âlem, sürekli hareketli bir âlem midir? Bu âlemde hareketsiz bir bölüm var mıdır? Hareketli bir öz hareket ettiğinde, yeri boş mu kalır? Âlem’de boşluk var mıdır. Bu sorular çoğaltılabilir. Böyle olunca hareket ancak hareketsiz ile mukayese edilirerek anlaşılır. Yüce Zat'tın özünün özü mutlak hareketsizdir ve özü ise hareketlidir. Bu her yeri kaplar. Zat, ezeli ve ebedi Kayyum'dur. Yüce Zat'ın özü hareketlidir, Zat'ın özünün özü hareketsizdir.

Âlemde boşluk olmadığına göre ve âlem Zât'ın özünün özü ile tamamen dolu olduğuna göre Zât’ın öz, Zât’ın özünün özünde hareket eder ve böylece hareket tesbit edilir ve izafi olarak ölçülür hale gelir. Ancak biz hareketin başlangıcı ve sonu arasındaki farkı enerji olarak ölçebiliriz. Ne birinci hâlin nede ikinci hâlin toplam enerjisini mutlak olarak ölçemeyiz. Biz ancak iki hâl arasınının enerjisini ölçebiliriz böylece Zât’ın ne özünün özü ne de özünün toplam enerjisi hesaplanamaz, tahmin edilemez ve bilinemez. Ancak iki hal arasındaki yani hareketin başlangıcı ve sonu arasındaki fark tayin edilebilir, tanımlanabilir ve bilinebilir bu fark ise efal olarak karşımıza çıkar. Efalin ait olduğu esmaya, esmanın tanımlanmasını sağlayan sıfatlara bu yolla geçilebilir.

"O, sizi bir tek nefisten; aynı cevherden, aynı özden halk etmiştir. Eşinizi de aynı cevherden ve özden meydana getirmiştir" Zümer 39/6

Vücud ancak hareket halinde ise bilinebilir ve tanımlanabilir. Hareket sınırlı an içinde farklı hale geçiştir.

hareketsiz âlem ↔ hareketli âlem Hareketsiz âlem; tanımlanamayan âlemdir. Hareketli âlem, tanımlanan ve bilinebilen âlemdir. Hareket ancak hareketsize göre ve hareketsiz olan hareketliye göre kaynak gösterilerek ifade edilebilir. Bundan dolayı Zat, hem hareketli hem hareketsiz öz ihtiva eder. Vücudu Sâbite'yi meydana getiren en küçük parçacık, özün hareketi içinde zıtlığı barındırır. Bu hareket tipine dalga denir. Öz, dalga şeklinde hareket eder. Bu dalga hareketi (+) ve (-) fazların birbirini izleyerek yol kat etmesidir.

Zât’ın hareketli tarafı bilinebilir, tanımlanabilir ve varlık adını alır, hareketsiz tarafı bilinemez, tanımlanamaz ve yokluk adını alır. Muhabbet bu farktan doğar.

Vücudu Sâbite iki evreden oluşur Vücudu yokluk, ve vücudu varlık, hareketliye ahadiyet, hareketsize a’mâ’iyet denir. Hareketli evre özden, hareketsiz evre özün özünden meydana gelir. Öz tayin edilemeyen hareketli zıt yük içeren en küçük parçacık. Özün özü, tayin edilemeyen hareketsiz eş yüklü en küçük parçacık. Öz, özünözü içinde kesikli dalga hareketi yaparak hareket eder. Örneğin; Bir tahta seyyar bir merdiven düşünelim, merdivenin basamakları özün bulunması mümkün yerlerdir. Özün bulunması mümkün olmayan yerler iki basamak arasındaki hareketsiz alandır. Bu alanı atlayarak geçer. Bu atlama hareketli özün hareketsiz öze dönmesi ile bir an kaybolur ve bir sonraki anda hareketsiz özün hareketli öze dönüşmesi ile açığa çıkar bu açığa çıkış bir sonraki basamakta meydana gelir.

Böylece hareket bir basamaktan bir basamağa sanki atlayarak yoluna devam eder. Bu sonderece çok kısa bir anda meydana geldiği için hareket atlama olmadan devamlı sürekli bir hareket içinde olduğu izlenimini verir. Bu hareket bir an için Ya Evvel bir an sonrası için Ya Ahir aynı zamanda Ya Zahir Ya Batın şeklinde bir birini sürekli takip eder. İki basamak arasındaki enerji ölçülebilir ama özün toplam enerjisi hesaplanamaz, ölçülemez ve tahmin edilemez. Hareketli olanın hareketsiz olan içinde bu şekilde yol kat etmesi birbirlerine karşı olan delildir. Başka bir deyişle hareket, hareketsize ve hareketsizde harekete perdedir. Bu enerji HU dur. Enerji ise iş yapabilme kabiliyetidir. İş ise Zat'ın delilidir. İş bünyesinde sıfat, esma ve efali içinde barındırır.

Âlemin içinden hareketsizliği alırsan hareketli tanımsız hale gelir ve bilinebilirliğini kaybeder. Zât'ın bilinebilmesi için hareketli ve hareketsiz âlem iç içe olmalıdır.

Bundan dolayı Zât'ın yapısı iki şekilde ele alınabilir.

a) Hareketsiz öz. yokluk (kesinlikle tanımlanamayan) a’mâ’iyet hali b) Hareketli öz, varlık (tanımlanabilen) ahadiyet hali Zat yapısı yokluk ve varlık üzerinedir. Âlem sadece hareketsiz özden meydana gelmiş olsaydı Zat mutlak a’mâ’iyet halindedir denilebilir. Bir başka deyişle, “Zat kendi mutlak nefsi ile başbaşadır ve her an olduğu gibidir” denilebilir. Hareketli öz sonradan olandır ve hareketsiz öz ise varlığın temelidir. Varlık sonradan olandır. Sonradan olma hâli Zât'ın iş yapmasıdır. "o her an bir şeendedir" Zat'ın yaptığı işin enerjisi ölçülürken, işi yapanın yani Zât'ın enerjisi ölçülemez. Ozaman Zat ancak meydana çıkardığı işler ile bilinebilir. İş öncelikle karşımıza hangi mertebe olursa olsun fiil olarak çıkar. Bu fiilin bir ismi vardır. İsmin tanımlanması ise sıfatlarla yapılır. Faaliyet sırasında, isim ve sıfatlar işin batınında olur.

Tek yaptığım ayık olduğum zaman kendimi keşfetmek.

Hamdolsun, Rabbim, nefsimde herşeyi zâten ezelden beyan etmiş.

Ne kaybolan bir şey var

Ne bulunan.

Ve iz kale "ikra bismi Rabbike" Uysan Eşhedü Uymasan Allah muhafaza...

A’mâ’iyet, yokluk âlemi, burası izâfi hareketsizlik içerdiği için, tanımlanması mümkün değildir. Hareketsizlikten kasıt fiziken tanımlanmanın olamıyacağına yönelik kuvvetli vurgudur. Zât'ın hareketsiz başka bir deyişle tanımlanamayan özüdür. Hükümsüz sâfi Zat'tır. Zât’ın bu mertebede kendisi, kendisini, kendisinden kendisine vasıtasız olarak bildiği mertebedir.

Zat, ilk olarak İzâfi Zat’a dönüşür. Zât’ın ilk hareketi kendisini, kendisi ile kendisinden örtmesi, perdelemesidir. Bu örtme işlemi Zât’ın özünün doğası gereği sonsuz istitadlardan meydana gelir. Bu örtme işlemi, hareketsiz form içinde hareket meydana getirmedir. Böylece hareket, hareketsizliğe kaynak gösterilerek, tanımlı hale gelir ve tanımlama tamamen izafidir. Bu mertebede Zat, İzâfi Zat adını alır. Bu mertebede İzâfi Zat kendini vasıtalı olarak bilir. Hareketin oluşması tanımlanma isteğinin başlangıcıdır. İlk vasıta ise ilk düşüncedir. İlk düşünce Ahadiyet mertebesinde açığa çıkar. Zat, Zâti hüküm ile bu mertebede varlık elbisesi giyer böylece Vücudu Sabite adını alır. Vücudu Sabite, Zat'ın kendisinden kendisine yaptığı teccellidir. Böylece Zat'ta bir değişiklik meydana gelmez.

"Allah'ın hakkında hiç bir değişiklik yoktur." (10/24) Vasıta olabilmesi için Zât’ın kendisini, kendisinden örtmesi, perdelemesi gerekir. Burada ki vasıta, Zât’ın perdeli olan tarafı ve onun amelleridir ve HAKK adını alır. Mahluk sonradan olan yada perdelenendir. Dolayısıyla ilk vasıta ilk orataya çıkan iş, ürün düşüncedir.

Zat’i istad; Zât’ın özüdür. Her bir istitad Zât’ın bir vechine delildir. Zat’i istitad Zat’tın ta kendisidir, mahluk değildir. Örnek Zat’ın kendisi, kendisini kendisinden perdelemesi bir istitadtır sonradan olan değildir. Zat’ın özünün doğası gereğidir.

Zat, İzafi Zat’a yani hareketli forma istadlarını aktarır ve böylece Ayan-ı Sabiteler oluşur. Ayan-Sabiteler iki aşamadan meydana gelir.

1. Aşama; Zat’a ait istidatlar ki bunlar Zat’ın özünü teşkil eder, İzafi Zat’a yani hareketli forma aktarılır. Bunlar sabittir ve sonsuzdur.

2. Aşama; Hareketli forma intikal eden Zat’i istadlar faaliyete geçer. Dolayısıyla öncelikle bunlar sıfatlara ve esmalara dönüşerek varlık adını alır.

Burada Zati istidad varlık elbisesi giymemişken Zat’i istadadın ürünü olan sıfat, esma ve fiil varlık elbisesi giymiştir.

Böylece a’yân-ı sâbiteler Zât’i istitadlar yönünden varlık elbisesi giymezken sıfatları, esmaları ve faaliyetleri açısından varlık elbisesi giymiştir diyebiliriz.

Örnek: düşünebilme bir istitadtır. Zat ile birlikte vardır ve özdür. Düşünce ise bir üründür yani varlıktır. Bu düşüncenin bir ismi vardır ve düşüncenin tanımlanması için sıfatlara gereksinim vardır. Bu düşüncenin faaliyeti ise iş yapabilmesidir. Dolayısıyla düşünebilme varlık elbisesi giymezken, düşünce varlık elbisesi giymiş olur.

Sonuç olarak varlık her an yokluk üzerine binâ edilir ve dolayısıyla eğilim yokluğa doğrudur. Burada yokluk tanımlanamayan öze dönüştür. Varlık olabilmesi için mutlak yokluğa gereksinim vardır. Varlık, Zat’ın kendisini kendisinden vasıta ile bilmesidir. Vasıta ise varlıktır ve sonradan olandır. Yokluk ise vasıtasız kendisini bilmesidir. Yukarıda belirtildiği gibi varlık her an yokluğa dönerek varlığını sürdürebilir ve ama yokluk için varlık olması gerekli değildir.

Zat kendisini, kendisinden örttüğü oranda, vasıtalı olarak hayal edebilir, bilebilir ve tanımlayabilir. Bu mertebede yer alan Mussavir istidadı bütün a’yân-ı sâbiteleri ayrıntılı olarak hayal ve tasvir eder. Mâcit ve Mûcit istitadları onları Ahadiyet mertebesine intikal ettirir. Bundan dolayı varlık, Zât'ın kendisinin kendisine perdelenmiş olan kısmının yani hayalinin bir ürünüdür. Varlık sadece Zat'ın perdelenmiş olan kısmı olduğunu bilmeli, vasıta olduğunu bilmeli ve Zat'tan ayrı olmadığını bilmelidir.

Zat kendisini nasıl bilmek istiyorsa o şekilde bilir, ister vasıtalı ister vasıtasız.

Zât'ın kendisini bilme mertebeleri Zat; Zât'ın saf hâli, hareketsiz evre, yokluk mertebesi, tanımlanamayan a’mâ hali. Zât'ın kendisi, kendisini vasıtasız, (düşünmeden) olduğu gibi bilir. Bütün Zat’i istidadlar ki Zât’ın özüdür bu evrede hareketsizdir.

İzâfi Zat; Hareketsizliğin içinden hareketin doğar, burada Zat, İzâfi Zat adını alır. Hareket, hareketsiliğe göre tanımlanabilir ve bilinebilir. Hareket, hareketsizliğe perdedir. Zât'ın kendisi, kendisini kendisinden gizler, perdeler ve böylece izâfi bir durum meydana gelir. Zat'ın kendisi kendisini vasıta ile bilir buradaki vasıta yaptığı harekettir. Zat’i istitadlar örtüldüğü miktarda hareketli hâle gelir.

Ahadiyet mertebesi; Varlık yokluk üzerine binâ edilmiştir. Bunun sonucu olarak gizli olan kısımda kalan, vasıta da Zât'ın kendisidir. Ortaya çıkardığı üründür ve kendisnden gayrı olmamakla birlikte kendisinde izâfi olarak fark oluşturmanın temelidir.

Yokluk- varlık oluşumu;

Yokluk; tanımlanamayan, izafi hareketsizlik, vasıtasız (düşünmeden) kendini bilme, Varlık; yokluğu temel alarak meydana gelme, izafi hareketlilik, tanımlanabilme, vasıtalı (düşünce ile) kendini bilme.

(kulle yevmin huve fî şe’nin) Rahman Suresi (55/29)

"O, her an (gün) yeni bir iştedir (tecellidedir/şe'ndedir, oluştadır)." Bu ayeti kerimeyi, varlığın oluşuna ilişkin bir destek, bir isbat ayeti olarak görebiliriz. Bu ayeti detaylı bir şekilde incelediğimizde, hemen şu soruyu sorabiliriz, ayette geçen “O” kimdir? “O, her an yeni bir iş oluştadır” burda iş iki anlamıda içermektedir. Bunlar hem halk etme hemde halk ettiğini öz varlığına tekrar dönüştürme. Halk etme, İzâfi Zat'ın öz varlığının farklı terkiplerle bir araya gelmesi sonucu fark perdesine bürünürek açığa çıkmasıdır. Bu ilk düşüncenin üretilmesi sırasında vukubulur. Daha sonra düşünceden eşyanın oluşumu sırasında her aşamada yer alır. Burada İzâfi Zat, özü ile düşünce üretmekte ve sonra o düşünceyi eşyaya dönüştürmekte. Böylece, eşya düşünceden, düşünce İzâfi Zat'ın özünden meydana gelmektedir. Bu oluş süresi ise yevm olmakta o da dehr yani an'dır. An'da İzafi Zat'tır. İzafi Zat karşımıza burda, O, yevm, Şe'n ve bu ayeti bize bildiren ve bu ayeti bizim tarafımızdan okunan olmak üzere oluş sırası ve terkibi yönünden farklı farklı yönleri ile açığa çıkarken Zat'i varlığı ile batında kalarak yani özü itibari ile aynı olduğunu her an her oluşta göstermektedir.

"O her an yeni bir iştedir" ikinci bölümü ise, halk edilmişin tekrar İzafi Zat'ın özüne dönüştür. Sonuçta bu da bir iştir. Bunun ispatını ŞÛRÂ-42/53 nolu ayetinde görebiliriz.

(Sırâtıllâhillezî lehu mâ fîs semâvâti ve mâ fîl ard(ardı), e lâ ilâllâhi tesîrul umûr(umûru). ŞÛRÂ-42/53

"göklerde ne varsa ve arzda ne varsa hepsi Allah'a doğru giden yoldur (Allah'ı işaret eder) ve bütün işler Allah'a dönücüdür." İzâfi Zat'ın özünden meydana gelen bu âlem sonuçta tekrar İzafi Zat'ın özüne dönmektedir. Böylece İzafi Zat'ın özü itibari ile bir değişim meydana gelmemektedir dolayısıyla İzafi Zat'a aynı zamanda Vücud-u Sabite denir. Bu özden oluşum ve öze dönüş iki şekilde süre gelmektedir. İki tür zaman vardır. Bunlardan biri an dır diğeri ise ömürdür. Varlık, an itibari ile İzafi Zat'ın özüne yani yokluk mertebesine dönmekte ve onu takib eden an'da ise yokluk mertebesinden varlık mertebesine intikal etmektedir ancak varlığın, yoklukta kaldığı süre an olduğu için varlığın yokluğa dönüştüğü ve tekrardan yokluktan varlığa geçtiği evreyi algılamaktan perdelidir. Varlık, varlığının kesintisiz devam ettiğini zanneder. Dolayısyla varlık her an bir önceki andan farklıdır. Bu farkın varlık tarafından algılanması hemen olmaz ancak belli bir birikim süresi sonunda olur. Böylece varlık yokluk üzerine bina edilmiş olur ta ki bu varlığın ömrü bitene kadar. Ömrü biten varlıkta aslı olan İzafi Zat'ın özüne dönüş yapar.

Ahadiyet; bu mertebede İzâfi Zat, Vücüdu Sâbite, düşünce ile istitadlarını keşfeder İzâfi Zât'ın istitadları, sıfatlar ile tanımlanır ve uygun bir esma ile adlandırılır. A’yân-ı sâbiteler, bu istidadlardan meydana gelir. Her a’yân-ı sâbitenin bir esma başlığı vardır. Bu Esma başlığı birçok alt esmadan meydana gelir. Esmalar ise sıfatların bir sonucu ve sıfatlarda istidadların sonucudur. A’yân-ı sâbiteler İzâfi Zât'ın bir veçhidir. Bu da istitadları Zat ile birlikte kılar ama bu istitadların farkına varmak düşünce ile mümkündür. Düşünce yukarıda yazıldığı gibi vasıtadır ve sonradan olandır. Burda varlık elbisesi giyen düşüncedir ve varlık yokluğa dayanır ama istidadlar Zat ile birliktedir. Zat'ın bir veçhi diğer veçhinden farklıdır dolayısyla bir a’yân-ı sâbiteden ancak bir tane vardır ve aynı a’yân-ı sâbiteden bir ikinci a’yân-ı sâbite olması mümkün değildir. Her a’yân-ı sâbite, İzâfi Zât'ın bir vechine karşılık gelir dolayısıyla bu yöne özeldir ve sâbittir. İzâfi Zat ancak a’yân-ı sâbiteler yolu ile tanımlanır ve bilinebilir. A’yân-ı sâbiteler, Zât'ın, İzâfi Zât'ı örttüğü miktarı kadar açığa çıkar.

İsitidada özellikler, kabiliyete ise özellikli özellik denebilir. Örneğin, beş duyu özelliği hemen hemen herkeste olmakla birlikte ama resim yapma özellikli özelliği sadece bazı kişilerde bulunmaktadır. Resim yapan kişi aynı zamanda beş duyu özelliğinide sahiptir.

Vahadiyet (Ben, Sen ve O); İzâfi Zât'ın Ahadiyet mertebesinde ikinci bir perdelenme işlemine uğrayarak İzâfi Zât'i Ahadiyet benliğini, Ben, Sen ve O' ya dönüştürerek, kendisini vasıtalı (dolaylı yoldan) bilme yolunda seyrini sürdürür.


“Bir varmış, bir yokmuş” diye uyutulduk her gece Oysa söylenmiş hakikat

1001 gece


İdrak: Esmalar ile sıfatların kaynağı Zât’i istidadlardır. Zât’i istidadlar Zât’ın özüdür.

Tesbit: Tasavvuf (gerçek) “Ben” diyebilme ilmidir.

Tasavvuf (benliksiz) “Ben” diyebilme ilmidir.[94] “ İz- -T-B- ”


Sıratıllahıllezî lehu ma fis semavati ve ma fil ard e la ilellâhi tesîyrul ümur.

42/53. “(O yol) göklerin ve yerin sahibi olan Allah'ın yoludur. Dikkat edin, bütün işler sonunda Allah'a döner.” Sıratıllahıllezî lehu ma fis semavati ve ma fil ard, (O yol) göklerin ve yerin sahibi olan Allah (c.c.)'ın yoludur. 40,41 ve 42. Surelerin 53. âyetlerine dikkatlice baktığımızda birbirini takip eden âyetler olduğu anlaşılır. Bu sûreler Ha-Mim hurufu mukatta harfleri ile başlıyor. Kısaca bu âyetler üzerinde Ha-Mim, yani Hakikat-i Muhammedi’nin etkisi var diyebiliriz. Âyetleri kısaca hâtırlarsak 40/53 hidayet yolu, yani doğru yol ile alakalı- dır. 40/53. Kâ’be-i Muazzama’nın temelinin yükselmesi yani “Sıratullâh” Allah yolunun başlangıcıdır… 42/53. âyeti “Men a’refe nefsehu, fakad a’refe Rabbehu” Kim nefsine arif oldu, fakad rabbine arif oldu kısmının ikinci bölümü ile alâkalı ve mi’rac-i seyir hakîkatlerini anlatmaya devâm etmekte olduğu görülecektir. Zâhiri gök ve yer ile bahsedilmekle beraber bunlar aynı zamanda bizim beden arzımız ve gönül göğümüzdür. Bizim zannetiğimiz bedenimiz aslında zâhir ve bâtın Allah (c.c.)’ın ve buradan geçen Allah (c.c.)’ın yolu “Sıratullâh” varmış. İşte bunun faâliyete geçmesi için nefsimizi tanıyıp buradan, da Rabb’ül Erbab olan Allah (c.c.) yolunda mi’rac etmeyi hayata geçirmemiz gerekir.

Bu sistem derslerimizin ikinci bölümü olan Beş Hazret mertebesini (Sıratullâh) oluşturur.

1- Tevhid-i Ef’âl, 2- Tevhid-i Esmâ, 3- Tevhid-i Sıfât, 4- Tevhid-i Zât, 5- İnsân- Kâmil...[95] “ İz- -T-B- ” Ela ilellâhi tesîyrul ümur, Dikkat edin, bütün işler sonunda Allah (c.c.)'a döner. Burada bir şeye dikkat çekiliyor. Neye dikkat edilecek devâmında “İla” Allaha, Allah’a doğru bir hedef gösteriliyor. Seyr-i İlallah, tüm işler Allah’a dönerek seyir halindedir, diyor. Bir an yok ve bir an var. Adem ve Âdem (var ve yok) hakîkatları bize ifşa ediliyor. Her an her şey, Allah’a dönmektedir. Peki biz bunun farkındamıyız. El-Umur, burada ki “El” takısı istiğrak olarak değerlendirilmekte ve kelimeye bütünlük kazandırmaktadır. “İsriğrak” tasavvuf terminolojisinden gark olmak, boğulmak ve kendinden geçmektir. Bütün işler ki bizler de Hakk’ın emri ile olan (كُنْ) “kün” Ol’dan başka bir şey olmadığımıza göre bu dönüş Fenâfillah mertebesini belirtiyor…

Sûre “Şûrâ” yâni “İstişâre” sûretidir. Bu sûrenin 38. âyetinde “Onların işleri, aralarında danışma iledir.” Buyurulmaktadır. Bizlerinde işlerimizi birbirimiz ve Efendi Babam-ız ile istişâre etmemiz. Bu istişâre sonuncu birbirlerimizin ve Efendi Babam-ızın tavsiyelerine uymamız, Sıratullâh üzerinde ilerlememizi ve hakîki ma’nâda “İstiğrak” olup Allah’ımıza dönmemize vesile olacaktır. İnşeallah. Buraya gönlüme doğan küçük bir şiir’i ilave etmeyi uygun buldum.

Fettâh bizle, oldum Cahid, Senle kimlik, buldum Vahid, Ahad mimle, gördüm Ahmed, Kûr'ân ile bildim Samed, Rabb-a Kâmil İnsân mirat,[96] “Ya Hu” İnsan-ı Kâmil sırat.

Allah derdi, dedem Nusret, Selâm verdi, babam Necdet, Sofra serdi, annem Nüket, Ârif virdi, hemdem[97] sohbet, Rabb-a Kâmil İnsân mirat, “Ya Hu” İnsan-ı Kâmil sırat.[98]

11-01-2016


Böylelikle ŞÛRÂ sûresi çalışmamızın sonuna gelmiş bulunuyoruz. Rabbimiz ile “Şûrâ” İstişare halinde olanlardan olmayı ve okuyucuların azami istifa etmelerini idrak ve feyiz kapılarının açılarak, müşahade ehli olmak niyazıyla “Haza min fadli Rabbihi”. Rabbimin fazlındandır. Bu vesile ile bu çalışmada İz-Efendi Babamızın maddi-mânevi yardımlarını yanımızda hissettiğimizden, kendisine minnettarız. İz-Efendi Babamız ve gayri de memnun olur, İnşealllah… Herkese başarılar diler, Rabbü-l erbab’ımın “Allah-Cami” Zât ismine sığınır, verdiği imkan ve diğer bütün lütuflarından dolayı hamd ederim.


Gayret bizden yardım ve muvaffakiyet Allahtandır.

“Murat DERÛNİ EN-NÛR” ÜSKÜDAR/İSTANBUL 19-06-2025

Terzi Baba kitapları.

Terzi Baba Baskısı olan kitaplar.

1. Necdet Divanı:

2. Hacc Divanı:

3. İrfan Mektebi, Hakk Yolu’nun Seyr defteri:

4. Lübb’ül Lübb Özün Özü, (Osmanlıca’dan çeviri):

5. Salât- Namaz ve Ezan-ı muhammedi’de Bazı hakikatler: “İngilizce, İspanyolca”

6. İslâm’da Mübarek Geceler, bayramlar ve Hakikatleri: (Fransızca)

7. İslâm, İmân, İhsân, İkân, (Cibril Hadîs’i):

8. Tuhfetu’l Uşşâkiyye, (Osmanlıca’dan çeviri):

9. Sûre-i Rahmân ve Rahmâniyyet:

10. Kelime-i Tevhid, değişik yönleriyle:

11. Vâhy ve Cebrâil:

12. Terzi Baba (1) ve Necm Sûresi:

13. (13) On üç ve Hakikat-i İlâhiyye:

14. İrfan mektebi, “Hakk yolu”nun seyr defteri ve şerhi

15. 6 Pey- (1) Hz. Âdem Safiyyullah (a.s.)

16. Divân (3)

19. Sûre-i Feth ve fethin hakikat-i.

21. 6 Pey-(2) Hz. Nûh Neciyyullah: (a.s.)

22. Sûre-i Yûsuf ve dervişlik:

24. 6 Pey-(3) Hz. İbrâhîm Halîlûllah: (a.s.)

35. Fâtiha Sûresi:

39. Terzi Baba: (2)

41. İnci tezgâhı:

49. 36-Yâ’sîn, Sûresi:

59. 6 Pey-(4) Hz. Mûsâ Kelîlmullah: (a.s.)

60. 6 Pey-(5) Hz. Îsâ Rûhullah: (a.s.)

61. 6 Pey-(6) Hz. Muhammed: (s.a.v.)

63. İnci mercan tezgâhı

67. 067-Mülk Sûresi:

68. 1-namaz sureleri

69. 2-namaz sureleri

88- Nusret Tura-Divanı. Erler demine.

91-Terzi Baba (7) Biismi has “Selâm” (13)

95- Terzi Baba-(8) (19/53)

96- 41-Fussilet Sûresi.

103-terzi Baba yüksek lisans tezi.

118- 52-Tûr suresi. Ve M. Nusret tura.

129-Terzi Baba divanı. “Tüm şiirlerim.”

177- Terzi Baba, “14-İrfan mektebi” İlâhiyat tezi.

213-1-Gökyüzü İnsanları araştırması.

214-2-Gökyüzü İnsanları araştırması.


(H) Yayınları tarafından basılan kitaplarımız:


6. İslâm’da Mübarek Geceler, bayramlar ve hakikatleri:

14. İrfan mektebi, “Hakk yolu”nun seyr defteri.

15. 6 Pey- (1) Hz. Âdem-safiyeti. Safiyyullah. (a.s.)

88- Nusret Tura-Divanı. Erler demine.


Terzi Baba kitapları sıra listesi

KAYNAKÇA

1. KÛR’ÂN VE HADîS :

2. VEHB : Hakk’ın hibe yoluyla verdiği ilim.

3. KESB : Çalışılarak kazanılan ilim.

4. NAKİL : Muhtelif eserlerden, Mesnevi’i şerif, İnsân-ı Kâmil, Fusûsu’l Hikem ve sohbetlemizden müşahede ile toplanan ilim.

(Gönülden Esintiler)

1. Necdet Divanı:

2. Hacc Divanı:

3. İrfan Mektebi, Hakk Yolu’nun Seyr defteri:

4. Lübb’ül Lübb Özün Özü, (Osmanlıca’dan çeviri):

5. Salât- Namaz ve Ezan-ı muhammedi’de Bazı hakikatler: “İngilizce, İspanyolca”

6. İslâm’da Mübarek Geceler, bayramlar ve Hakikatleri: (Fransızca)

7. İslâm, İmân, İhsân, İkân, (Cibril Hadîs’i):

8. Tuhfetu’l Uşşâkiyye, (Osmanlıca’dan çeviri):

9. Sûre-i Rahmân ve Rahmâniyyet:

10. Kelime-i Tevhid, değişik yönleriyle:

11. Vâhy ve Cebrâil:

12. Terzi Baba (1) ve Necm Sûresi:

13. (13) On üç ve Hakikat-i İlâhiyye:

14. İrfan mektebi, “Hakk yolu”nun seyr defteri ve şerhi

15. 6 Pey- (1) Hz. Âdem Safiyyullah (a.s.)

16. Divân (3)

17. Kevkeb. Kayan yıldızlar.

18. Peygamberimizi rû’ya-da görmek.

19. Sûre-i Feth ve fethin hakikat-i.

20. Terzi Baba Umre (2009)

21. 6 Pey-(2) Hz. Nûh Neciyyullah: (a.s.)

22. Sûre-i Yûsuf ve dervişlik:

23. Değmez dosyası:

24. 6 Pey-(3) Hz. İbrâhîm Halîlûllah: (a.s.)

25. -1-Köle ve incir dosyası:

26. Bir zuhûrât’ın düşündürdükleri:

27. -2-Genç ve elmas dosyası:

28. Kûr’ân’da Tesbîh ve Zikr:

29. Karınca, Neml Sûresi:

30. Meryem Sûresi:

31. Kehf Sûresi:

32. 3-Terzi Baba İstişare dosyası:

33. Terzi Baba Umre dosyası: (2010)

34. -3-Bakara dosyası:

35. Fâtiha Sûresi:

36. Bakara Sûresi:

37. Necm Sûresi:

38. İsrâ Sûresi:

39. Terzi Baba: (2)

40. Âl-i İmrân Sûresi:

41. İnci tezgâhı:

42. 4-Nisâ Sûresi:

43. 5-Mâide Sûresi:

44. 7-A’raf Sûresi:

45. 14-İbrâhîm Sûresi:

46. İngilizce, Salât-Namaz:

47. İspanyolca, Salât-Namaz:

48. Fransızca İrfan mektebi:

49. 36-Yâ’sîn, Sûresi:

50. 76-İnsân, Sûresi:

51. 81-Tekvir, Sûresi:

52. 89-Fecr, Sûresi:

53. Hazmi Tura:

54. 95-Beled-Tîn, Sûresi:

55. 28- Kasas, Sûresi:

56. İrfan-Mek-Şer-Fransızca-Baba:

57. 20-TÂ HÂ Sûresi:

58. Mirat-ül-İrfan-ve-şerhi:

59. 6 Pey-(4) Hz. Mûsâ Kelîlmullah: (a.s.)

60. 6 Pey-(5) Hz. Îsâ Rûhullah: (a.s.)

61. 6 Pey-(6) Hz. Muhammed: (s.a.v.)

62. -4-Bir ressam hikâyesi:

63. İnci mercan tezgâhı

64. Ölüm hakkında:

65. Reşehatt’an bölümler:

66. Risâle-i Gavsiyye:

67. 067-Mülk Sûresi:

68. 1-Namaz Sûrereleri:

69. 2-Namaz Sûrereleri:

70. Yahova Şahitleri:

71. Mü-Geceler-Fran-les-nuits:

72. Îman bahsi:

73. Celâl cemâl Celâl:

74. 2012 Umre dosyası:

75. Gülşen-i Râz şerhi:

76. -5-Doğdular, yaşadılar hikâyesi:

77. Aşk ve muhabbet yolu:

78. A’yân-ı sâbite. Kazâ ve kader:

79- Terzi Baba-(4) İstişare dosyası.

80- Terzi Baba-(5) İstişare dosyası.

81- Hayal vâdîsi’nin çıkmaz sokakları:

82- Mektuplarda yolculuk-M.Nusret-Tura.

83- 2013 Umre dosyası.

84- Nusret Tura-Vecizeler ve ata sözleri.

85- Nusret Tura-Tasavvufta aşk ve gönül.

86- Terzi Baba-(6) İstişare dosyası.

87- Terzi Baba-İlâhiler derleme.

88- Nusret Tura-Divanı. Erler demine.

89- 6-Her şey merkezinde hikâyesi.

90- İnsân-ı Kâmil A.K.C. Cild (1-kitap-1) şerhi.

91- Terzi Baba (7) Biismi has “Selâm” (13)

92- İnsân-ı Kâmil A.K.C. Cild (2) şerhi.

93- 7. İngilizce. İslâm, İmân, İhsân, İkân, (Cibril Hadîs’i):

94- Mescid-i Dırarr-Kubbet-ul Kara.

95- Terzi Baba-(8) (19/53)

96- 41-Fussilet Sûresi.

97- 2015 Umre dosyası.

98- Solan bahçenin kuruyan gülleri.

99- Terzi Baba-(9) İstişare dosyası.

100-14-İrfan mektebi ve şerhi-İspanyolca.

101- Bosna Hersek dosyası.

102-The SCHOOL OF WISDOM (irfan mektebi)

103-Terzi Baba yüksek lisans tezi.

104-Hacc Umre ve hakikatleri.

105-Cemo ve Farko.

Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(5)