İçeriğe atla
Zuhruf 33Cüz 25 · Sayfa 491

Zuhruf Sûresi 33. Âyet

الزخرف

Sohbete sor

Ve levlâ en yekûne-nnâsu ummeten vâhideten lece'alnâ limen yekfuru bi-rrahmâni libuyûtihim sukufen min fiddatin ve me'ârice ‘aleyhâ yazherûn(e)

Eğer bütün insanlar (kafirlere verdiğimiz nimetlere bakıp küfürde birleşen) bir tek ümmet olacak olmasalardı, Rahman'ı inkar edenlerin evlerine gümüşten tavanlar ve üzerine çıkacakları merdivenler yapardık.

Zuhruf Sûresi

Âyet-i kerime sıfât ve rahmâniyet mertebesi âyetlerindendir.


Gümüş, elementlerin periyodik tablosunda simgesi Ag (Ag sembolü Latince argentum kelimesinden gelir) olan, beyaz, parlak, değerli bir metalik element. Atom numarası 47, atom ağırlığı 107,87 gramdır. Erime noktası 961,9 °C, kaynama noktası 1950 °C ve özgül ağırlığı da 10,5 g/cm³'tür. Çoğu bileşiklerinde +1 değerliklidir. Günümüzde Dünya'da 53 yıllık gümüş rezervi kaldığı tahmin ediliyor.[1] Yeni gümüş rezervleri keşfedilmezse 2078 yılında Dünya'daki gümüş rezervlerinin tükenebileceği tahmin ediliyor.[kaynak belirtilmeli] En çok gümüş üretimi yapan ülkeler Meksika, Çin, Peru Şili ve Avustralya'dır.

Gümüş çok eski zamanlardan beri bilinmekle birlikte yine de altın ve bakırdan sonra keşfedilmiştir. Altın az olmasına rağmen, dünyanın her yanına yayılması sebebiyle daha önce kullanılmaya başlanmıştır. Ayrıca tabii halde gümüş az olup, çok derinlerde bulunuyordu. Gümüşün MÖ 3100 yıllarında Mısırlılar ve MÖ 2500 yıllarında Çinliler ve Farslar tarafından kullanıldığı belirtilmiştir. Yunan tarihinde Atina'daki gümüş madenlerine rastlanır. MÖ 800 yıllarına doğru gümüş, Nil nehri havalisinde para olarak kullanılmaya başlanmıştır. Gümüşü ilk olarak Romalıların işlemeye başladıkları iddia edilmektedir. Endüstri ilerledikçe daha karışık ve saf olmayan gümüş filizleri üzerinde çalışılmaya başlandı. Bugün gümüş büyük bir nisbette bakır, kurşun ve çinko üretimindeki yan ürünlerden elde edilir.

Gümüş, tarihte çeşitli yöntemlerle cevherlerinden ayrılmıştır. En eski metotlardan biri, kurşunla karıştırma yöntemidir. Bu yöntemde gümüş cevherleri veya saf olmayan gümüş ürünleri kurşun veya kurşun filizleriyle basit bir fırında eritilir ve gümüş-kurşun karışımı elde edilir. Buradan da kolay bir şekilde saf gümüş kazanılır.

Diğer bir yöntem de, amalgama metodudur. Çamur haline getirilen gümüş cevherleri, tuz ve cıvayla muamele edilerek, elementel gümüş elde edilir. Bundan başka, siyanat yöntemi gibi başka gümüş elde etme yöntemleri de geliştirilmiştir. Türkiye'de en fazla gümüş üretimi Kütahya Gümüşköy'de gerçekleştirilmektedir.[41] Kütahya ilinin dışında; Mardin, Gaziantep, Trabzon, Gümüşhane, Ardahan, Antalya, Bursa, Niğde, İzmir, Elazığ, Amasya ve Balıkesir illerinden de gümüş çıkarılmaktadır.

Gümüş, tarih boyunca para ve değer saklama aracı olarak kullanılmış olup, günümüzde diğer değerli metaller gibi yatırım amacıyla da değerlendirilmektedir. Gelişmiş ülkelerde gümüş standardının 1935 yılında terk edilmesiyle birlikte yasal ödeme aracı olma özelliğini yitirmiştir.

Gümüş fiyatları, tıpkı diğer emtialarda olduğu gibi, büyük ölçüde arz-talep dengesi ve piyasa spekülasyonları tarafından şekillenir. Altınla karşılaştırıldığında, daha küçük ölçekli bir piyasaya ve daha düşük likiditeye sahip olması nedeniyle gümüş, fiyat açısından daha yüksek dalgalanmalara sahiptir. Ayrıca, sanayi kullanımı ile değer saklama amaçlı yatırım talebi arasındaki dönemsel değişiklikler, fiyatlar üzerinde belirgin oynamalara neden olabilir.[42]


ve levla en yekunen­nasü ümmeten vahıdeten lece’alna limen yekfüru birrahmani libüyutihim sükufen min fıddatin ve me’arice aleyha yazherune ve nas/insanlar ümmeten vahıdet/vahit/tek bir ümmet levla/eğer/keşke olmasaydı rahman ile (rahmana) küfreden kimse için büyut/beyt/evleri için (evlerine) fıddat/ gümüşten sükuf//tavanlar ve aleyha/onun üzerine zaher/zuhur eden/yükselen me’aric/mirac, merdiven (yürüyen merdiven, asansör) elbette ceale/kılardık “insanların bir tek millet olması (ihtimali) bulunmasaydı, Rahman’a küfreden kimseler için. elbette; evlerine gümüşten tavanlar ve üzerlerine çıkacakları çıkma araçları yapardık.”

“Ne var âlemde, o var Adem’de” denmiştir.

Bu yüzden her insanda “kesret” yani çokluk vardır.

Başka bir ifade ile de; “Esma-i ilahiyye”nin tümü her insanda mevcuttur.

Her isim bir varlıktır.

Ehl-i irfan bu hakikatleri idrak ettiğinde, çoklukta birliği bulmuş; tek millet olmuştur.

Bu Rahmani hakikatleri inkar edip, küfreden kimseler için; sadece geçici dünya hayatlarında nefsani yaşamları olduğundan, kısa süreli dünya nimetleri verirdik.

Fakat onların da bazılannda, sonradan da olsa, iman etme ihtimali olduğundan, nimetlerinin bir kısmını ahirete bırakarak dünyada hepsini kullandırmadık.[43] “ İz- -T-B- ”


Altından sonra kıymetli metaller olsa da tarih boyunca altın ile gümüş para birimi ile kullanılmıştır. Ve tarih boyunca Atın/Gümüş rasyosu-oranı 12 de 1 oranında devam etsede günümüzde 80 de 1 civarındadır. Âyet-i kerime rahmaniyet-sıfât mertebesindendir diye belirtilmişti. Dünya yaşantısı 1950 yıllardan itibaren Sıfât mertebesi yaşantısına geçmiş. Bu da maden mertebesidir. Gümüşte madde ve kıymetli metaldir. Ve sanayi ve endüstiride daha çok yer almaya başlamış ve günümüzde elektirikli arabaların gelişimi ile ihtiyacı daha çok artmıştır. Bu kadar zahiri bilgiden sonra Cenâb-ı Hakk’ın bu da kıymet verdiği bu metaın âyette verilmesinin amacı ne olabilir.

Öncelikle Hakk’ı örtüp gizleyenlerin oturdukları evlerin kendisi ile birlikte gümüşten tavanlar ve üstlerine çıkacakları merdivenler yapılmasının onları inandırmayacağı ama bu kıymet verilen madenin diğer insanlarıda cezb edeceğini ve diğer insanlarında onlara uyaracağı işin zâhiri tarafıdır.

Ev kişinin beden evidir. Tavanı ise bu bedenin başı yani arşıdır. Hakk’ı örtüp gizlemek inkarından, gafletinden ve irfan ehlinin Hakk’ı kendi beden evinde örtüp bilinçli ağyardan örtüp gizlemesidir.

Gümüş simgesi “AG” dir. “A” Ayniyet ve “G” ise Gayriyettir. Ve numarası atom 47 idi. Toplarsak 4+7=11 dir.

(11) Tevhid-i Zât ve H.z. Muhammed mertebesidir.

Başta ise akıl bulunur. Akla da aklı küll kaynaklı rahmani bilgiler gelir. Başın etrafının gümüş olması ise rahmani bilgilerin perdeli olmadığından hakikat bilgileri açıkça görülür hala gelmesidir. Ve “merdiven döşenmesi” ise arş üstüne merdiven döşenmesi ise zât mertebesine ulaşılacak mirac merdivenidir. Bu rahmani bilgiler ve zâti bilgilere ulaşım açıkça olsa idi. O zaman herkes irfan ehli olma yoluna sapacak ve bu dünya hayatının dengesi değişecekti. Gaflet ehli olmaz ise bu dünya ahkamı yürümezdi… (Murat Derûni) Muhyiddin İbn-i Arabi hazretleri Fusûs’ül Hikemi Şiş (a.s.) bölümünde Resüllûlah (s.a.v.) efendimizin bir rüyasından bahseder. Faydalı olur düşüncesi şerhi ile özet olarak buraya alıyoruz.

Vaktaki nebi (a.s.) nübüvvet kerpiçten bir duvar ile temsil olundu bir kerpiç mevziinden gayri kamil olmuş idi. İmdi Resulüllah (s.a.v.) Efendimiz bu kerpiç oldu şu kadar ki Resulüllah (s.a.v.) Efendimiz dediği gibi ancak bir kerpiçten başka kerpiç görmedi ve hatem-i evliyaya gelince onun için de bu rüya labudtur. Böylece O Resulüllah (s.a.v.) temsil olunan şeyi görür ve duvarda iki kerpiç mevziini görür. Kerpiç dahi altından gümüştendir. İmdi duvarın noksan olup onlar ile kamil olan bu iki kerpiçin birisini altından ve birisini de gümüşten görür. Böyle olunca onun kendi nefsini bu iki kerpiçin mevziinde muntabi görmesi labuttur, elbette öyle lazım gelir. Böylece hatem-i evliya bu iki kerpiç olup duvar tamam olur.

Yani Cenab-ı Peygambere rüyasında veya hayalinde nübüvvet kerpiçten bina olmuş bir duvar suretinde temsil olundu ki bu duvarın ancak bir kerpici eksikti. O kerpiç dahi (s.a.v.) Efendimiz idi. Nitekim hadis-i şerif’te buyurdular; “Enbiya arasında benim meselim misalim bir duvar bir kerpiçten gayri olarak onu ikmal eden adam misali gibidir. İşte ben bu kerpicim, benden sonra ne nebi ne de Rasul yoktur.” Hadis-i şerifinde buyurulduğu gibi kendisine tevessül eden duvar-ı nübüvvette noksan olarak ancak bir kerpiç gördü. Hatem-i evliyaya gelince onun dahi böyle bir rüya görmesi lazımdır, böyle olunca hatem-i evliya Rasulullah (s.a.v.) efendimize rüyasında temsil olunan duvarı görür ve duvarda dahi iki kerpiç mevziini görür, hatemi evliyanın gördüğü duvarın kerpici altından ve gümüş yani o öyle duvardır ki bir kerpici altından bir kerpici de gümüşten olmak üzere bina olunmuştur.

Böylece hatem-i evliya duvardan nakıs olup onlar ile tamam olacak olan iki kerpiçten biri altından ve diğerini gümüşten müşahede eder. Ve altın ile gümüşten olan iki kerpiç mahalini kendi nefsi ile sed ettiğini hatem-i evliyanın görmesi lazımdır. Burada altın kerpiçten murad nübüvvetin batını olan velayeti ve gümüş kerpiçten murad dahi velayetin zahiri olan nübüvvettir.

Böylece batın altın ve zahir de gümüş olarak temsil olunmuştur. Hatem-i enbiyanın gördüğü duvardaki gümüş kerpiçlerin her birisi bir peygamberi temsil eder ve onda noksan olan kerpiç kendisinin nübüvvetidir. Duvarın bir kerpiç ile tamam olması onun hatmiyetini gösterir. Batını hatem-i velayet olduğu halde duvarda altın kerpiçin noksan olduğunu müşahade etmemiş olması kendisinin velayetle değil nübüvvetle zuhurundan ibarettir. Zira halka ahkam-ı şeriatı tebliğe memurdur. Hatemi evliyaya gelince duvarda bir altın ve bir gümüş kerpicin noksan olduğunu görmesi kendisinin zahirde bir peygamberin şeriatına tabi olduğunun suretidir. Böylece gümüş kerpiç tabi olduğu hatem-i evliyanın nübüvvetine altın kerpiçde hatem-i evliya olup esma ve ilahiyeyi zatiyle zuhuruna işarettir.

Resulüllah (s.a.v.) Efendimiz bir rüya görür, rüyasında bir duvardan altın kerpiçten bir duvar görüyor, yalnız duvarda bir kerpiçlik boş yer var, bir de kerpiç var. Yani o kerpici alıp boş olan yerine koyacak, işte bu diyor benim peygamberliğimin işaretidir ve son peygamber olmamın sebebidir diyor. Duvar tamamlanmış oluyor. O duvardaki her bir kerpiç bir peygamberin özelliğini taşımaktadır. Hatem-i veli ise yani evliyaların hatemi ise manevi olarak sonu ise bunun iki kerpiç görmesi lazımdır. Yani bir duvar ve bir de boşta iki kerpiç görmesi lazımdır.

Bu kerpiçlerin biri altından biri de gümüşten olmalı. Gümüşten olan kerpiç kendisinin bir peygambere bağlı olduğu ve diğeri de kendisinin hatem-i evliya velayet duvarının tamamlanması için eksik olan kerpiçtir. Böyle bir rüyayı da Muhiyyiddin-i Arabi Hz.leri gördüğünü söylüyor Fütühat-ı Mekkiye’sinde. Onun iki kerpiç görür olması mucib olan sebep dahi hatem-i evliyanın zahirde hatem-i rusulun şeriatına tabi olmasıdır. O tabi olması da gümüş kerpiçtir o da zahirdir ahkamda O’na tabi olduğu şeydir. Nitekim suret-i zahirede onda muhtevi olduğu şeyi sırda Allah’tan almaktadır. Zira o emri olduğu hal üzere görür, onu böyle görmesi de elbette böyledir.

O dahi batında kerpicin mevzi. İndi o öyle madenden ahz eder ki Rasule onunla vahy olunan melek ondan alır. Eğer sen benim işaret ettiğim şeyi anladın ise senin için ilm-i nafi hasıl oldu.

Yani hatem-i evliyanın rüyada kendisine temsil olunan duvarın üstünde iki kerpiçin noksan olarak görmesini mucib olan sebep kendisinin zahirde hatem-i rasulün şeriatına tabi olmasıdır. Ve onun tabiyetinin sureti gümüş kerpiçin yeridir ki bu da hetem-i evliyanın zahiridir. Yani son evliyanın zahiri yani ahkamdan hukuklardan hatem-i resule tabi olduğu şeydir. Bu şey hatem-i evliyanın zahiridir, nitekim sırda bila ahzeylediği hükümle zahirde muttasıf olur. Yani hatem-i evliya nasıl ki batınen vasıtasız olarak Allah’tan hüküm ahz edip zahirde bu hüküm ile muttasıf olur, o hükmün müttebii bulunursa şeriatı zahire ahkamında ve herhangi bir hükümde hatem-i Rasule tabi olur, zahir de o hüküm ile muttasıf olur. Zira hatem-i evliya emr-i ilahi mertebe-i halka tenezzülünde hakikati üzere müşahede eder, emr-i ilahiden vücud-u hâlk ile muhtecip olmaz. Yani ilahi emirden halkın vücudu ile perdelenmez. Yani halka baktığı zaman onda Hakkı müşahede eder, halk olarak perde görmez.[44] “ İz- -T-B- ”


Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(3)