Ulâ-ike-lleżîne netekabbelu ‘anhum ahsene mâ ‘amilû ve netecâvezu ‘an seyyi-âtihim fî ashâbi-lcenne(ti)(s) va'de-ssidki-lleżî kânû yû'adûn(e)
İşte, yaptıklarının iyisini kabul edeceğimiz ve günahlarını bağışlayacağımız bu kimseler cennetlikler arasındadırlar. Bu, onlara öteden beri yapılagelen doğru bir va'ddir.
İşte yaptıklarının en güzelini kendilerinden kabul edeceğimiz ve günahlarını bağışlayacağımız bu kimseler cennetlikler arasındadırlar. Bu onlara vaad edilmiş olan dosdoğru bir sözdür.
Önceki ayetlerde anlatılan ihsan sahiplerinin amellerinin en güzel şekilde kabul edileceği, kötülüklerinin bağışlanacağı ve cennet ehli arasında yer alacakları müjdelenir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât): Tekabbül, tefa''ul vezninde olup 'beğenerek ve razı olarak kabul etmek' demektir. Salt 'kabul'den farkı, seçicilik ve rıza içermesidir. Allah'ın amelleri 'tekabbül' etmesi, onları hoşnutlukla karşılaması anlamına gelir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): 'Ahsene mâ amilû' ifadesiyle birlikte gelmesi, Allah'ın kulların amellerinden en iyilerini seçip kabul ettiğini, geri kalanları da bağışladığını gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât): Seyyie, insanı üzen, kötü olan fiildir. Hasenât'ın (iyilikler) zıddıdır. Ayette seyyiâtın 'geçilmesi' (tecâvüz), Allah'ın bu günahları sanki hiç olmamış gibi affetmesi demektir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): 'Netecâvezu an seyyiâtihim' ifadesindeki 'tecâvüz', günahların yanından geçip gitme, onları hesaba katmama anlamındadır — bu, mağfiretten bile daha üst bir af mertebesidir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Va'd, gelecekte bir iyiliği veya kötülüğü bildirmektir. 'Va'de's-sıdk' tamlaması, bu vaadin kesinlikle gerçekleşeceğini, asla değişmeyeceğini pekiştirir. Sıdk ile tavsif edilmesi, va'din bizzat kendisinin doğruluk olduğunu gösterir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'sıdk' kavramının Kur'an'da sadece 'doğru söz' değil, 'sözle fiilin mutlak uyumu' anlamını taşıdığını belirtir. Allah'ın vaadi 'sıdk' olduğunda, bu vaadin gerçekleşmesi kaçınılmazdır.
Ahkâf Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
günahlarını bağışlayacağımız bu kimseler cennetlikler arasındadırlar. Bu, onlara öteden beri yapılagelen doğru bir vaʼddir.”
Peygamberlere inananlar ve onların yolundan gidenler ile inkâr, isyan ve onlara eziyet edenlerin durumu, ana babalar ile çocukları arasındaki ilişkiyi hatırlatıyor. Bu sebeple 15-20. âyetlerde o konuya geçilmiş; ana babaların nice eziyetler çekerek dünyaya getirip büyüttükleri, kendilerine ümit bağladıkları çocuklarının da birbirine benzemediği, kimileri itaat edip iyi davranırken bazılarının da hayırsız çıktığı hatırlatılmış, hem Peygamber efendimiz hem de müminler teselli edilmiştir.
Bakara sûresinin 233. âyetinde, tam emzirme süresinin iki yıl olduğu ifade edilmişti. Burada ise rahimde taşıma müddeti ile emzirme süresi toplamının otuz ay olduğu zikredilmektedir. Otuz aydan iki yıl çıkarılınca geriye altı ay kalır; bundan da asgarî hamilelik süresinin altı ay olacağı sonucuna ulaşılır. Hz. Osman halife iken, evlendikten altı ay sonra çocuk doğuran bir kadına zina cezası istenmiş, halife de bunu uygulamaya meyletmişti. Ancak Hz. Ali yukarıdaki hesap ve yoruma dayanarak, altı ay içinde çocuk doğurmanın mümkün olduğunu, kadına zina isnadının delilinin bulunmadığını savundu ve kadın berat etti (Kurtubî, XVI, 188).
Âyette geçen olgunluk çağı ve kırk yaş ifadesi hakkında İbn Arabi şunu belirtmektedir. "Kırk yaş, ilahi işleri bilme konusunda âlemin en kâmil insanları olan resullerin peygamber olarak gönderilme yaşıdır." (İbn Arabi, Rahmetün miner Rahman, c. 5, s. 111)
Terzi Baba da bu âyetleri farklı bir boyutta özellikle aklı küll ve nefsi küll yönünden ele alarak bâtınî vechesini ifade etmiştir. Bizim maddi beden olarak annemiz babamız bireysel annemiz babamızdır, sadece bize aittir. Oysa nefsi küll bütün âlemin anası, aklı küll bütün âlemin babasıdır. Âdem ile Havva’da anne babadır. Bir de mânevi anne baba yani kişinin ruhunun dünyaya gelmesine, faaliyete geçmesine sebep olan ve o ruh ile ebedi olarak yaşayan kişi, işte bu mânevi anne baba da bu âyete dâhildir. (T.B. İsra Suresi, 58)
Anne ve babaya karşı nasıl muamele edileceği konusunda Terzi Baba şunları belirterek bir Baba olarak biz evlatlarına hayat boyu lazım olacak şu bilgileri aktarmaktadır. Anne ve babasına da güzellikle muamele edecek zâhir ifadesi bu şekildedir. Bâtın ifadesine gelince tarikat mertebesinde kişinin bağlı olduğu yer onun ebeveynidir, validesidir yani ruh annesi ve ruh babasıdır. Bunlara ihsânda bulunacak yani varsa mürşidine ihsânda bulunacak. Şeriat mertebesinde anne babasına bir şeyler vermek, yemesini içmesini düzenlemek; tarikat, hakikat mertebesinde ise marifetullah’ı idrak etmeye çalışmak, müşâhede halini idrake çalışmaktır. İhsân neydi? “Her ne kadar sen şimdilik görmüyorsan da Rabbinin seni gördüğünü düşünerek ibadet etmek” şeriat mertebesinde ihsânın başlangıcı, tarikat merftebesinde valideye ihsânda bulunmak, valideyi marifetullah hükmü içerisinde İlâhî varlığın zuhuru olarak müşâhede etmek yani hakikat-i İlâhiyye’nin orada zuhuru olduğunu idrak etmektir. (T.Baba, Bakara Suresi, 207)
Meseleye enfüsî anlamda yani bizim seyrimiz açısından bakarsak özellikle seyru süluk yolcusunun dikkat etmesi gereken çok önemli bilgileri Terzi Baba şu şekilde dile getirmektedir. Âyet-i kerîmenin zâhiri mânâsı çok açık olarak anlaşılmaktadır. Bâtını ise kişinin kendi bünyesinde Babası Akl-ı küll, Annesi ise nefsi külldür. Bu makamları kendisinin Hakk yolunda kullanması istenilen amir bir hükümdür. Eğer bu makamları nefsine kaptırır da nefsi sahip çıkar ve kullanmaya başlarsa Cenâb-ı Hak bu durumdan hiç razı olmaz. Bireyin Annesi olan Nefs-i küll eğer nefsin hükmüne girmişse onun “nefsinin sütü”yle beslediği çocuk “veled-i nefs” olur ve gelecekte kendi anne babasını hükümsüz hale getirecektir. Hızır kıssasında öldürülen çocuk bu çocuktur. Eğer kişi, Babası olan Akl-ı küllü, nefsine kaptırır nefs onu kendi istikametinde kullanırsa, bu halin sonu kişinin mânevi iflâsı olur. Akl-ı küllü, Hakk yolunda kullanmak demek bütün esmaları Hak yolunda kullanmaktır, yani kişinin varlığında bunların hepsi vardır, Âdem neslinde bütün esmalar mevcuttur. İşte bu yüzden, "Bana ve anne babana şükret. Dönüş banadır." Hükmüyle Cenâb-ı Hakk anne babayı kendi zatıyla birlikte şükre lâyık olduğunu ifade etmiştir. Çok manidardır. (T.Baba, Lokman Suresi, 99-100)