Âyet, Peygamberimizin de daha önce gönderilen peygamberlerden bir farkının olmadığını ortaya koyuyor. Peygamberlik görevini yerine getirirken ve sonrasında ne gibi sonuçlarla karşılaşacağı konusunda bir bilgisinin olmadığını da ortaya koymaktadır. Devamında ise peygamberlik görevinin gereğinden bahsetmektedir. Vahyedilene uymak ve insanları uyarmak. Vahyedilene uymaktan kasıt vahyi hayatına tatbik etmektir. İlahi kelâmı yaşantı haline getirmek ve bu konuda insanlara örnek olarak onları uyarmaktır.
"Bana ve size ne yapılacağını da bilmem" ifadesi hakkında tefsirlerde şu rivayet yer almaktadır. "Medine’ye hicret eden müminler, oranın yerlilerine misafir edilmeleri için dağıtılmış, Osman b. Ma’zûn isimli sahâbî de misafir kaldığı evde hastalanmış ve âhirete göçmüştü. Cenaze kefenlenmiş halde iken Hz. Peygamber eve gelmiş, evin hanımı ona ölü hakkındaki kanaat ve duygularını şöyle ifade etmişti: “Allah’ın rahmeti üzerine olsun ey Osman! Sana tanıklık ederim ki, Allah’ın ikram ve ihsânına nâil oldun.” Peygamberimiz hanıma, “Ona Allah’ın ihsânda bulunduğunu nereden biliyorsun?” diye sorunca kadın kendine geldi, “Bilmiyorum ey Allah’ın Resulü” dedi. Peygamberimiz de şöyle buyurdu: “O, rabbinden gelen şüphe götürmez gerçekle karşı karşıyadır, ben onun için hayır umuyorum. Yemin ederim ki ben Allah’ın elçisi olduğum halde hakkımda ne yapılacağını bilmiyorum.” Kadın da ekledi: “Vallahi ben de bundan sonra hiçbir kimseyi (‘Onun günahı yoktur, makamı cennettir’ diyerek) tezkiye etmem” (Buhârî, “Cenâiz”, 3)."