Huve-lleżî ersele rasûlehu bilhudâ ve dîni-lhakki liyuzhirahu ‘alâ-ddîni kullih(i)(c) ve kefâ bi(A)llâhi şehîdâ(n)
O, Peygamberini hidayet ve hak din ile gönderendir. (Allah) o hak dini bütün dinlere üstün kılmak için (böyle yaptı). Şahit olarak Allah yeter.
Bütün dinlerden üstün kılmak üzere, Peygamberini hidayet ve hak din ile gönderen O'dur. Şahit olarak Allah yeter.
Fetih Suresi 28. ayet, Allah'ın Resulünü hidayet ve hak din ile göndermesini ve bu dinin diğer tüm dinlere üstün kılınacağını vurgulamaktadır. Ayet, Allah'ın bu hakikate şahit olarak yeterli olduğunu belirtir. Temel kavramlar, gönderilişin amacı, dinin niteliği ve Allah'ın şahitliği etrafında şekillenir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İrsâl (إرسال), bir şeyi salıvermek, göndermek demektir. Kur'an'da genellikle Allah'ın peygamberleri vahiy ile göndermesi anlamında kullanılır. Bu ayette de Hz. Muhammed'in ilahi bir görevle gönderildiğini ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Arsele (أرسل) fiili, bir elçiyi bir görevle yollamak manasına gelir. Burada Allah'ın Resulünü hidayet ve hak din ile göndermesi, O'na bir misyon yüklediğini ve bu misyonun ilahi bir emir olduğunu gösterir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Resul (رسول) kavramı, Kur'an'da Allah'ın insanlara doğru yolu göstermek için gönderdiği elçiyi ifade eder. Bu elçi, ilahi mesajı (vahyi) insanlara ulaştırmakla görevlidir. Ayetteki 'Resulü' ifadesi, Hz. Muhammed'in bu ilahi elçilik görevini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Resul (رسول), risaletle gönderilen kişidir. Risalet ise bir mesajı iletme görevidir. Ayetteki 'Resulü' ifadesi, Allah'ın kendi mesajını insanlara ulaştırmak için seçtiği özel elçiyi, yani Hz. Muhammed'i kasteder.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Resul (رسول), kendisine şeriat verilen ve onu tebliğ etmekle emrolunan kişidir. Bu ayetteki 'Resulü' ifadesi, Hz. Muhammed'in sadece bir haberci değil, aynı zamanda yeni bir şeriatın tebliğcisi olduğunu da ima eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Hüda (الهدى), doğru yolu bulmak ve ona iletmek demektir. Kur'an'da genellikle Allah'ın insanlara gönderdiği kitap ve peygamber aracılığıyla gösterdiği doğru yolu ifade eder. Bu ayette 'hidayet', Kur'an'ın ve Hz. Peygamber'in getirdiği ilahi rehberliği temsil eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Hüda (الهدى), lütuf ve ihsan yoluyla doğruya yönlendirmektir. Ayetteki 'bil-hüda' ifadesi, Allah'ın Resulünü gönderdiği mesajın, insanlığı sapkınlıktan kurtarıp doğru yola ileten bir rehber olduğunu vurgular.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Hüda (الهدى) kelimesi, Kur'an'da hem yol gösterme eylemini hem de gösterilen doğru yolu ifade eder. Bu ayette, Resul'ün getirdiği mesajın, insanlık için bir yol gösterici ve doğru yaşam biçimi olduğunu belirtir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Din (دين) kavramı, Kur'an'da hem bir yaşam biçimi, hem bir inanç sistemi hem de Allah'a itaat ve kulluk anlamlarını taşır. 'Dinü'l-Hakk' (دين الحق) ise, Allah katında tek geçerli olan, hakikat üzerine kurulu ve batıldan arınmış dini ifade eder. Bu ayette, İslam'ın diğer tüm dinlerden üstün ve gerçek din olduğu vurgulanır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Din (دين), itaat ve kulluk demektir. Hak (حق) ise, doğru, gerçek ve sabit olan şeydir. 'Dinü'l-Hakk' (دين الحق) terkibi, Allah'ın koyduğu, hakikatle örtüşen ve değişmez prensiplere sahip olan dini ifade eder. Ayette, bu dinin diğer dinlere üstün kılınacağı belirtilir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Din (دين), Allah'ın kulları için koyduğu şeriat ve kanunlardır. Hak (حق) ise, batılın zıddı olup, varlığı kesin ve doğru olan şeydir. 'Dinü'l-Hakk' (دين الحق) ifadesi, Allah'ın gönderdiği ve her yönüyle doğru olan, şüphe götürmeyen dini, yani İslam'ı kasteder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İzhâr (إظهار), bir şeyi açığa çıkarmak, görünür kılmak ve üstün gelmesini sağlamaktır. Bu ayette 'li-yuzhirahu' (ليظهره) ifadesi, Allah'ın hak dini diğer tüm dinlere karşı galip kılacağını, onun üstünlüğünü ve belirginliğini ortaya koyacağını ifade eder.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): İzhâr (إظهار), bir şeyi diğerine üstün kılmak, ona galip gelmesini sağlamaktır. Ayetteki 'li-yuzhirahu' (ليظهره) fiili, Allah'ın İslam dinini diğer tüm dinler üzerinde egemen kılma ve onun hakikatini tüm dünyaya gösterme iradesini belirtir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Şehîd (شهيد), hazır bulunan, gören ve bildiğini haber veren kişidir. Allah için kullanıldığında, O'nun her şeyi bilen, her şeye şahit olan ve hakikati tasdik eden yüce zat olduğunu ifade eder. Ayette 'şehîden' (شهيدًا) kelimesi, Allah'ın bu dinin hakikatine ve üstünlüğüne en büyük şahit olduğunu vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Şehîd (شهيد), ilmiyle her şeyi kuşatan ve her şeye muttali olan demektir. Allah'ın 'şehîd' olması, O'nun her şeyi bildiği, her olaya tanık olduğu ve dolayısıyla bu dinin hakikatini en iyi bilen ve tasdik eden olduğu anlamına gelir. Ayette, Allah'ın şahitliğinin yeterli olduğu belirtilerek, bu dinin doğruluğuna dair hiçbir şüpheye yer bırakılmaz.
Feth Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
din üzerine yükseltsin ve şâhid olmak için de Allah Teâlâ kâfidir.” Yani, öyle bir Allah’tır ki, Rasûlünü hidayetle gönderdi. Yani “Hâdî” ismi,nin en geniş manâda ki, zuhuru olmak üzere gönderdi.
Dünyada tek din vardır o da İslâm’dır. ( Diğer dinler) diye gerçek manâ da bir ifade yoktur. Diğer dinler diye ifade edilenler, aslında geçmişte kullanılmış olan “İslâm” dininin birer bölümü-mertebesi idiler. (İslâm) diye ifade edilen, her Peygambere gelen ise (İslâm) dininin mutlak kemaliyle beraber gelen, geçmişte gelmiş olan bütün mertebelerini bir araya toplayan, cem-i, olan İslâm’dır. Bunun dışındaki “din” diye bilinen ve öyle ifade edilen şeylerin hepsi yanlış ifadelerdir. Hakk olan din birdir ve budur.
Eğer geçek manâ da dinler olmuş olsa idi, Amentü şehadetine Allah-a îmân’dan sonra ikinci olarak (dinlerine) de îmân-ı şart koşardı, o vakit îmanın şartları yedi olurdu.
Îmân sadece Allah-a ve Onun tek dîni olan İslâm’a, daha sonra da meleklerine, kitaplarına ve rasûllerine’dir. “Dinlerine” diye çoğul bir ifade yoktur. Çünkü semâvî olan tek din İslâm’dır. Aslında semâvî olan dinler değil, çoğul olarak semâvî olan “kitaplar”dır. O kitaplar ise İslâm dîni’nin geldikleri devirlerde ki, mertebelerini bildiren hükümler’dir. Son mertebsinin ve bütün mertebelerini kapsayan ve tüm zamanlarda ki, ismi “İslâm” dır ve kitabının ismi de (Kûr’ân) dır. Kûr’ân zattır, ve bütün kitapları da bünyesinde toplamıştır.
“din üzerine yükseltsin.” Din ismi ile belirtilenlerin hepsine zâhir ve bâtın
olarak üstün olması için, yukarıda belirtilen hakikatlerin gerçek manâ da anlaşılıp yaşanması, idrak edilmesi ve kapsamının ne kadar geniş olduğunun anlaşılması için.
“şâhid olmak için de Allah Teâlâ kâfidir.” Bütün bu mükevvenat-âlemler de zuhur ve tecel-lî’de, Allah’ın güzel isimleri olduğuna, Allah’ın şâhitliği kâfidir. Yani Allah (c.c.) lühü der ki, bütün âlem de zuhurda olan benim isimlerimdir ve ben onlara şâhidim.
فَأَيْنَمَا تُوَلُّوا فَثَمَّ وَجْهُ اللَّهِ
( Fe eynemâ tüvellû fesemme vechullah.)
2/115. “ Nereye dönerseniz orada Hakk’ın bir vechi vardır.” Hükmü de bu hususu açık olarak göstermektedir.
مُحَمَّدٌ رَسُولُ اللَّهِ وَالَّذِينَ مَعَهُ أَشِدَّاءُ عَلَى
الْكُفَّارِ رُحَمَاءُ بَيْنَهُمْ تَرِيهُمْ رُكَّعًا سُجَّدًا يَبْتَغُونَ
فَضْلًا مِنَ اللَّهِ وَرِضْوَانًا سِيمَاهُمْ فِي وُجُوهِهِمْ
مِنْ أَثَرِ السَّجُودِ ذَلِكَ مَثَلُهُمْ فِي التَّوْرَاةِ وَمَثَلُهُمْ
فِي الْإِنْجِيلِ كَزَرْعٍ أَخْرَجَ شَطْأَهُ فَآزَرَهُ فَاسْتَغْلَظَ
فَاسْتَوَى عَلَى سُوقِهِ يُعْجِبُ الزُّرَّاعَ لِيَغِيظَ بِهِمُ الْكُفَّارَ
وَعَدَ اللَّهُ الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ مِنْهُمْ
مَغْفِرَةً وَأَجْرًا عَظِيمًا
( Muhammedürrasûlüllahe vellezîne meahu eşid- dâü alel küffari ruhemaü beynehüm terahüm
rükkean sücceden yebtegune fadlan minellahi ve rıdvanen simahüm fî vücühihim min eserssücüde zalike meselühüm fittevrâti ve meselühüm fil İncili ke zer’in ahrace şetaehu fe azerahu festağleze vesteve alâ sukihi yu’cibüzzerrae li yagıze bihümül küffare ve adellahüllezîne âmenü ve amilüsseyyiâti minhüm mağfiratün ve ecran azîmen.)