İçeriğe atla
Mâide 17Cüz 6 · Sayfa 110

Mâide Sûresi 17. Âyet

المائدة

Sohbete sor

Lekad kefera-lleżîne kâlû inna(A)llâhe huve-lmesîhu-bnu meryem(e)(c) kul femen yemliku mina(A)llâhi şey-en in erâde en yuhlike-lmesîha-bne meryeme veummehu vemen fî-l-ardi cemî'â(n)(k) veli(A)llâhi mulku-ssemâvâti vel-ardi vemâ beynehumâ(c) yaḣluku mâ yeşâ(u)(c) va(A)llâhu ‘alâ kulli şey-in kadîr(un)

Andolsun, "Allah, Meryem oğlu Mesih'tir", diyenler kesinlikle kafir oldular. De ki: "Şayet Allah, Meryem oğlu Mesih'i, onun anasını ve yeryüzünde olanların hepsini yok etmek istese, Allah'a karşı kim ne yapabilir? Göklerin, yerin ve bunların arasında bulunan her şeyin hükümranlığı Allah'ındır. Dilediğini yaratır. Allah, her şeye hakkıyla gücü yetendir."

Mâide Sûresi

Terzibaba - Necdet Ardıç

(17) (Lekad keferallezîne kâlû innAllahe HUvel Mesîhubnü Meryem* kul femen yemlikü minAllahi şey'en in erade en yühlikel Mesîhabne Meryeme ve ümmehu ve men fil Ardı cemiy'a* ve Lillâhi mülküs Semavati vel Ardı ve mâ beynehüma* yahlüku ma yeşa' * vAllahu alâ külli şey'in Kadîr;)

“Muhakkak ki, "Allah, ancak Meryemoğlu İsâ Mesih'tir" diyenler kâfir olmuşlardır. (Onlara) de ki: "Allah, Meryemoğlu İsa Mesih'i, anasını ve bütün yeryüzündekileri helâk etmek istese O'na kim engel olabilir?" Göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin mülkiyeti sadece Allah'a aittir. O, dilediğini halkeder. Allah, her şeye kadirdir.” İsâ (a.s.) o güne kadar gelmiş olan insânların üstünde bir hayata sahip idi ve kendisinde böyle değişiklikler olması o günün insânlarını ona böyle bir ulûhiyyet verilmesi yoluna yönlendirdi. Onların hataları bu hâdiseyi sadece İsâ (a.s.) a has kılmalarıdır yâni Allah’ın zâti zuhûrunun sadece onda olduğunu zannetmeleridir ve bu hâdiselerin hakîkatleri o dönemlerde Efendimiz (s.a.v.) tarafından anlatılmadığı için yâni henüz Muhammedîyyet mertebesi gelmediğinden sadece aklı cüz’ileri ile değerlendirdiler. Ve Cenâb-ı Hakk’ı sadece bir birime sığdırıp sınırladıklarından mutlak küfür ehli yâni Cenâb-ı Hakk’ı örtücü oldular. Teşbih yaptılar fakat teşbihteki tenzihi yapamadılar ki, İsâ (a.s.) da kendilerine “evet ben sizin dediğiniz gibiyim” şeklinde bir şey demedi zâten onlar kendi anlayış ve akılları doğrultusunda bu sonuca vardılar.

İsâ (a.s.) ın gösterdiği mucizeleri görünce zanlarıyla ona Allah dediler. Aslında bu yönüyle Hıristıyanlarda bir miktar vahdet ilmi vardır ve gerçek İsevîyet İslâmiyete en yakın ilimdir.

Semâvat ve arz Allah’ın esmâi ilâhîyyesinin tecellileri içindir. Allah’ın bu âleme ihtiyâcı var mı, tabî ki yoktur, âlemlerin Allah’a ihtiyâcı var mı, tabî ki vardır, fakat bu şekilde ikisini ayırdığımızdada hata etmiş oluruz, şöyle dememiz gerekecek; bu âlemin zâhiri halk, bâtını Hakk’tır. Zâhir bâtının aynı olduğundan dolayıda âlem Hakk’ın gayrı değildir. İşte Hıristıyanlar bu ilmi bilmediklerinden doğrudan doğruya İsâ (a.s.) a Allah’tır dediler, sonuçta mertebeler itibarıyla meselelere bakılınca hepsi çözülüyor, bu şekilde bakılmaz ise aklı cü’z olduğu yerde döner durur, tâ ki aklı kûllden yardım alsın.

Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(2)