Yehdî bihi(A)llâhu meni-ttebe'a ridvânehu subule-sselâmi veyuḣricuhum mine-zzulumâti ilâ-nnûri bi-iżnihi veyehdîhim ilâ sirâtin mustakîm(in)
Allah, onunla rızası peşinde olanları selamet yollarına iletir ve onları izniyle, karanlıklardan aydınlığa çıkarıp kendilerini dosdoğru bir yola iletir.
Mâide Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(16) (Yehdî Bihillâhu menittebea rıdvaneHU sübüles selâmi ve yuhricühüm minaz zulümâti ilennuri Bi izniHİ ve yehdîhim ilâ sıratın müstekîm;)
“Allah o kitâbla rîzâsına uygun hareket edenleri selâmet yollarına iletir. Onları izniyle karanlıklardan aydınlığa çıkarır ve onları dosdoğru yola sevk eder.” Bütün bu âlemler Cenâb-ı Hakk’ın apaçık kitâbıdır ve bunu kim böyle idrâk ederse Allah’ın rızâsını kazanır.
Kişi kendi beşeriyetinde kaldığı sürece zûlmettedir, hakîkatini idrâk ettiği anda o zûlmetten çıkar ve Cenâb-ı Hakk’ın hidâyet vermesiyle selâmet yoluna girer ve o zaman işte Kûr’ân’a ulaşmış olur. Cenâb-ı Hakk’ın hidâyet vermeside, yukarıda bahsedilen “karzı hasen”e bağlıdır, kim bunları yapmaz ise yolu dâlâlet yoluna gider, kim yapar ise yolu selâmet yoluna gider.
Selâmet evi Cenâb-ı Hakk’ın zâti varlığını idrâk edip o bölgeye girmektir. Bunun içinde kişinin kendi nefsâniyetinden çıkması gerekir. Aslımız itibârıyla baştan aşağı nûrdan ibâret olan bizler nefsimizin tabiât zûlmetinde kaldığımız için karanlıklardayız.
Cenâb-ı Hakk’ın izni içinde ahid-misâk-ı hiç bozmadan ve sözümüzün gereklerini yerine getirmemiz icabeder.