İçeriğe atla
Kâf 2Cüz 26 · Sayfa 518

Kâf Sûresi 2. Âyet

ق

Sohbete sor

Bel ‘acibû en câehum munżirun minhum fekâle-lkâfirûne hâżâ şey-un ‘acîb(un)

(1-2) Kaf. Şerefli Kur'an'a andolsun ki kafirler, aralarından bir uyarıcının gelmesine şaştılar ve şöyle dediler: "Bu tuhaf bir şeydir!"

Kâf Sûresi

Genel ma’nâ da zâhirde Hakkı örtüp gizleyenler ve kişinin kendi vehimi varlığı ile hakkı örtüp gizleyen nefsi emmare kendi aralarından bir nezir uyarıcı gelmesine şaşırdı. O mahalde risalet mertebesi faaliye geçip Kur’ânı beyan etmeye açılamaya başladı. (Murat Derûni) Mesnevi-i Şerif ile yolumuzu devam edelim.

2035. Bu tenâzulardan Muhammed (s.a.v.) acebdedir. Ebû Leheb dahi taaccübde kalmıştır.

Muhammed (a.s.v.) da’vet buyurduğu münkirlerin nizâ’ ve muhâlefetlerinden dolayı taaccübdedir. Resûl-i zîşân Efendimiz’in sebeb-i taaccübleri budur ki: Da’vet buyurduğu münkirlerin her biri Ebû Cehil ve Ebû Leheb gibi zekâ- vetde ve idrâkde mümtâz mahlûklar idi; ve kendilerine söylenen sözler hîn-i da’vette gâyet ma’kal ve mantıkî idi. Böyle olmakla berâber bu ma’kül ve mantıkî sözler, onların zekâvet ve dirayetleri muvâcehesinde müessir olmadı; bil’akis inkâr ve nizâ’lan arttı. Bu hâl ise, son derece şâyân-ı taaccübdür.

Ebû Leheb ve emsalinin sebeb-i taaccübleri ise, eâzım-ı Kureyş dururken, kabile arasında çıkan kendi cinslerinden bir yetîmin bu eâzım ve ekâbir üzerinde tahakküm ederek bir inkılâb-i dînî vücûda getirmeğe teşebbüsüdür. Bu sebeble (Sâd, 38/5) “Birçok ilâhları bir Allah mı yapıyor, bu çok acîb bir şeydir" dediler. Ve kezâ sûre-i Kâf da (Kâf, 50/2) “Belki kâfirler kendi cinslerinden inzâr edici geldiğine taaccüb edip, bu acîb bir şeydir, dediler" buyurulur.

2036. Bu taaccübden, o taaccübe kadar derin fark vardır; sultân-ı azîm acabâ ne yapacaktır?

Resûl-i zîşânın taaccübünden, münkirlerin taaccübüne kadar derin fark vardır; çünkü bu iki taaccübden birisi ilme ve dîğeri cehle ve hamâkata müsteniddir. Acabâ sultân-ı azîm olan Hak Teâlâ hazretlerinin bu iki taaccübü, birbirinin muvâcehesine koymaktaki hükmü nedir ve ne yapmak murâd eder?

“Tâ”, taaccüb içindir. Binâenaleyh bu da cenâb-ı Pîr efendimiz tarafından meydân-ı fikre sürülen üçüncü bir taaccübdür. Ve bu taaccübün istinâd ettiği sebeb, sırr-ı kaderdir. Nitekim âyet-i kerîmede (En’âm, 6/149) ya’nî “Allah Teâlâ için hüccet-i bâliğa sabittir; imdi dilese idi, hepsine hidâyet ederdi” buyurulur. Zîrâ Hakk’ın irâdesi ilmine ve ilmi ma’lûma tâbi’dir. Ve ma’lûm ise, a’yân-ı sâbitedir. Binâenaleyh Hakk’ın tecellîsi a’yân-ı sâbitenin isti’dâd ve kâbiliyyetine göre olur.[5]


Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(1)