Men ḣaşiye-rrahmâne bilġaybi ve câe bikalbin munîb(in)
(32-33) (Onlara şöyle denir:) "İşte bu, size (dünyada) vaad edilmekte olan şeydir. O, her tövbe eden, O'nun emrini gözeten için, görmediği halde sırf saygıdan dolayı Rahman'dan korkan ve O'na yönelmiş bir kalp ile gelen kimseler içindir."
Onlara denir ki: "İşte size vaad edilen bu cennet, Allah'a yönelen, O'nun emirlerine riayet eden, görmediği halde Rahman olan Allah'tan korkan ve O'na yönelen bir kalple gelenlere mahsustur.
Kâf Suresi 33. ayet, cennete layık görülen müminlerin temel niteliklerini, özellikle Allah'a karşı duyulan derin saygı ve yönelişi vurgulamaktadır. Ayet, 'gaybda Rahman'dan korkma' ve 'Allah'a yönelmiş bir kalp ile gelme' kavramları üzerinden imanın özünü ve ahiret hazırlığını dilbilimsel bir derinlikle ortaya koyar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'haşyet'i, ilimle birlikte olan korku olarak tanımlar. Bu, korkulan şeyin azametini bilmekten kaynaklanan bir ürpermedir. Ayetteki 'Rahman'dan haşyet duymak', Allah'ın rahmetinin yanı sıra azametini ve kudretini idrak ederek duyulan saygılı korkuyu ifade eder.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, haşyeti, 'korkulan şeyin büyüklüğünü bilmekten kaynaklanan korku' olarak açıklar. Bu ayette, Rahman'ın yüceliğini ve kudretini idrak ederek, O'nun emirlerine karşı gelmekten sakınma anlamını taşır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'daki 'havf' ve 'haşyet' kavramları arasındaki farka dikkat çeker. 'Haşyet', daha çok Allah'ın azametinden ve kudretinden kaynaklanan, bilgiye dayalı, saygıyla karışık bir korkudur. Bu ayette, müminin Allah'ın görünmez kudretine karşı duyduğu derin saygıyı ve sorumluluk bilincini vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'Rahman' isminin Allah'a mahsus olduğunu ve O'nun geniş rahmetini ifade ettiğini belirtir. Ayette, müminin, bu sonsuz merhamet sahibi olan Allah'tan dahi, O'nun azametini idrak ederek korktuğunu gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'Rahman'ı, 'rahmeti çok olan' ve 'rahmetiyle muamele eden' olarak açıklar. Bu isim, Allah'ın rahmetinin genişliğini ve kapsayıcılığını vurgular. Ayette, bu sonsuz rahmet sahibi olan Allah'a karşı duyulan haşyetin, O'nun azametinden kaynaklandığını belirtir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, Rahman isminin, Allah'ın rahmetinin tüm varlıkları kuşattığını ve bu rahmetin dünyada mümin-kafir ayrımı yapmaksızın tecelli ettiğini ifade eder. Ayette, bu geniş rahmetin sahibi olan Allah'tan, O'nun azametinden dolayı korkmanın, imanın bir göstergesi olduğunu vurgular.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'gayb'ı, 'gözden uzak olan, gizli olan' olarak açıklar. Ayetteki 'bil-gayb' ifadesi, Allah'ı görmeden, sadece O'nun varlığına ve sıfatlarına iman ederek O'ndan korkmayı ifade eder. Bu, imanın en önemli göstergelerinden biridir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'gayb'ı, 'insan idrakinin ötesinde olan, gizli olan' şeklinde tanımlar. Bu ayette, müminin Allah'ı görmeden, sadece O'nun varlığına ve kudretine iman ederek O'ndan korktuğunu, yani imanın temel bir şartını yerine getirdiğini vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'gayb' kavramının Kur'an'da imanın temelini oluşturduğunu belirtir. Allah'a ve ahirete 'gayben' iman etmek, duyusal algının ötesindeki gerçeklere inanmak demektir. Bu ayette, müminin Allah'ı görmeden O'ndan korkması, imanın derinliğini ve samimiyetini gösterir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'kalb'i, 'aklın ve idrakin merkezi' olarak tanımlar. Ayetteki 'kalb-i münîb' ifadesi, Allah'a yönelen, O'nun emirlerine itaat eden ve O'nun rızasını arayan bir kalbi ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'kalb'in, bir şeyin özü ve merkezi olduğunu belirtir. İnsanda ise idrak, duygu ve iradenin merkezi olarak işlev görür. Ayette, 'kalb-i münîb' ile kastedilen, Allah'a tam bir teslimiyetle yönelmiş, O'nun emirlerine açık bir gönüldür.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, kalbi, 'insanın manevi özü ve idrak merkezi' olarak tanımlar. Ayetteki 'kalb-i münîb' ifadesi, Allah'a dönen, O'na yönelen ve O'nun emirlerine uyan bir kalbi ifade eder ki bu, cennete girmeye layık olanların temel özelliğidir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'inâbe'yi, 'Allah'a dönmek, O'na yönelmek ve O'nun emirlerine itaat etmek' olarak açıklar. Ayetteki 'kalb-i münîb', Allah'a tam bir teslimiyetle yönelmiş, O'nun rızasını arayan ve O'na itaat eden bir kalbi ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'inâbe'yi, 'tekrar tekrar Allah'a dönmek, O'na yönelmek ve O'nun emirlerine itaat etmek' olarak tanımlar. Bu ayette, müminin kalbinin sürekli olarak Allah'a yöneldiğini, O'nun rızasını aradığını ve O'na teslim olduğunu vurgular.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'münîb' kelimesini, 'Allah'a yönelen, O'na dönen ve O'nun emirlerine itaat eden' olarak açıklar. Ayetteki 'kalb-i münîb', Allah'a karşı samimi bir yönelişi ve O'nun hükümlerine bağlılığı ifade eder.
Bu âyetin tefsiri eserlerde henüz eşleştirilmedi.
Eşleştirme tamamlandıkça bu bölüm otomatik dolar.