Udḣulûhâ biselâm(in)(s) żâlike yevmu-lḣulûd(i)
"Oraya esenlikle girin. İşte bu, ebedilik günüdür."
"Şimdi selam ve selametle oraya girin. İşte sonsuzluk günü budur."
Kâf Suresi 34. ayet, cennete giriş ve ebediyet kavramlarını vurgulamaktadır. Ayet, 'selam' ile girişi ve 'hulûd' ile sonsuzluğu birleştirerek ahiret hayatının niteliğini ortaya koyar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî, 'duhûl' kelimesini bir yere nüfuz etmek, içine girmek olarak tanımlar. Ayetteki 'udhulûhâ' ifadesi, cennete fiziksel olarak dahil olmayı, oraya yerleşmeyi ve orada ikamet etmeyi emretmektedir. Bu, sadece bir geçiş değil, kalıcı bir yerleşimi ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'duhûl' kelimesinin mecazi kullanımlarına da değinmekle birlikte, bu ayetteki kullanımının zahiri anlamda bir mekana girmeyi ifade ettiğini belirtir. Cennetin kapılarından içeri alınmayı ve oraya kabul edilmeyi vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî, 'selâm' kelimesini her türlü afetten, noksanlıktan ve kötülükten uzak olmak, emniyet ve huzur içinde bulunmak olarak açıklar. Ayetteki 'biselâm' ifadesi, cennete girenlerin korku, endişe, sıkıntı ve azaptan arınmış bir halde, tam bir emniyet ve huzur içinde gireceklerini vurgular.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'selâm'ın Allah'ın isimlerinden biri olduğunu ve O'nun selamet verici olduğunu belirtir. Ayetteki 'biselâm' ifadesi, cennete girenlerin Allah'ın selametiyle, yani O'nun koruması ve lütfuyla, her türlü tehlikeden uzak bir şekilde gireceklerini ifade eder. Bu aynı zamanda cennet ehlinin birbirlerine ve meleklere selam vermesi anlamını da içerir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'selâm' kavramının Kur'an'da hem dünyevi hem de uhrevi anlamda bir güvenlik ve huzur durumu ifade ettiğini belirtir. Bu ayetteki 'biselâm', cennetin nihai bir barış ve emniyet yurdu olduğunu, orada hiçbir kötülüğün ve sıkıntının bulunmadığını sembolize eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'yevm' kelimesinin genel olarak gün anlamına geldiğini, ancak Kur'an'da bağlama göre farklı zaman dilimlerini veya önemli olayların yaşandığı zamanları ifade edebileceğini belirtir. Bu ayetteki 'yevmu'l-hulûd' terkibi, cennete girişin gerçekleştiği ve ebediyetin başladığı o özel günü işaret eder.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'yevm'in bazen bir anı, bazen de uzun bir zaman dilimini ifade edebileceğini belirtir. Ayetteki 'yevmu'l-hulûd' ifadesi, cennete girişin bir başlangıç noktası olduğunu ve bu başlangıcın ardından gelen zamanın sonsuzluğunu vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İsfehânî, 'hulûd' kelimesini bir şeyin bozulmadan, değişmeden uzun süre kalması veya ebediyen devam etmesi olarak tanımlar. Ayetteki 'yevmu'l-hulûd' terkibi, cennet hayatının kesintisiz, bitimsiz ve ebedi olacağını, orada ölümün veya yok oluşun bulunmayacağını açıkça ifade eder.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'hulûd'un bir yerde kalıcı olarak ikamet etmek ve oradan ayrılmamak anlamını taşıdığını belirtir. Bu ayetteki 'el-hulûd', cennete girenlerin orada sonsuza dek kalacaklarını, oradan çıkarılmayacaklarını ve hayatlarının bir sonu olmayacağını vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'hulûd' kavramının Kur'an'da ahiret hayatının temel niteliği olarak öne çıktığını ve dünyevi hayatın geçiciliğine karşıt bir anlam taşıdığını belirtir. Ayetteki 'el-hulûd', cennetin müminler için vaat edilen nihai ve ebedi ikametgah olduğunu gösterir.
Kâf Sûresi
Selam ve Camii esmâları insanın esmâlarındandır. Biselam, Selâm ile Selâm ile birlikte ve Selâm’ın risaleti yani haberi ile girin bu ebedilik günüdür.
Demek ki kim selâm esmâsını öğrenir, giyinir ve kullanır ise onun için ebedilik günüdür.
(Selâm) ismi Dârüsselâm.
(10/11/2013) Pazar.
Bundan bir müddet evvel, bir kardeşimiz, (Be…….) Dergâh’ın iç kapısının üstüne asmak için bir “hat” levha getirmişti, Üzerinde şunlar vardı, (İlâ darisselâm /Selâmet/kurtuluş evine giriniz) (/10/25) yazılı idi. O günlerde dergâhta tamirat olduğundan paketi açmamış öylece uygun bir yerde muhafaza etmiştim, tamirat bittikten bir müddet sonra yerleşmeye başladık, daha sonra bahsettiğim arkadaş geldiğinde o tabelânın yerini tespit ettik ve sonra onu iç giriş kapısının üstüne asmak için gene uygun bir yere koymuş idim. Daha sonra asmıştık. Bunun gerçeğinin ne olduğunu o günlerde anlamamıştım ancak bu bir Âyetti ve çok anlamlı idi. …..
birkaç ay sonra ne olduğu anlaşılmış oldu. Hat şöyle idi.
İzmir de bulunduğumuz zamanın son günlerine doğru idi (12/10/2013/) (11) Cuma gününün akşamı Cumartesi gecesi saat (05,30) Bir zuhurat görüyorum, zuhurat şöyle idi.
Camide namaz kılıyoruz, namaz bitip selâm verdikten sonra dua ediyoruz, en sonun da İmam efendi bana seslenerek! (Selim) kalk devamını sen oku der gibi işaret etti. Bende (Fetih Sûresi 48 âyet 10 İnnelezine………) i okuyup uyandım. Sonra ne olabileceğini düşünerek unutmamak için hemen not almaya başladım.
Zuhuratın türü, “Keşfi mücerret” yani anlamı oldukça açık olan bir zuhurat idi. Kısaca yorumuna geçelim.
(Selâm isminin özelde, bâtınen tescili idi.)
(Nefsi benlik, İzâfi benlik, İlâh-î benlik) in birleşmesi idi.
İnnellezine….) ne nin tatbikatı. Abdiyyet ve risâletin, Ulûhiyyete biat etmesi tâbi/dahil olması, bu üçlerin bir olması ve bunların böylece gerçek (Selim, Sâlim, Selâm) olmasıydı.
Namazdaki hâl, tahiyyatta ki gibi diz üstü oturuyor idik imam dahil herkesin sırtında siyah elbise vardı, bu husus “A’mâ’iyyet” mekân olarak gizli hazineyi ve içindelileri temsil etmesiydi.
İmam’ın temsil ettiği makam risâlet idi. “Bana bakan Hakkı görür” hükmü ile aslında orada var olan Ulûhiyyet idi.
Bu durumda cemâat, “abdiyyet/nefsi benlik” imam “Risâlet/izâfi benlik” imam’ın batının da mevcut “Ulûhiyyet ise İlâh-î benlik” idi.
Allah zat ismi yönünden, kendi isimlerinden olan genel ma’nâ da (Selâm) ismini fakire hususide tahsis ma’nâsında, oradakilerin şehadetiyle, (Selim) diye işaret etmişti.
Bu hususun tescili için bir merasime ihtiyacı vardı, o da okuduğum (İnnelezine…………... /48/10) Âyeti ile üç mertebeden “abdiyyet, Risâlet, Ulûhiyyet) tatbikatı idi.
Bunları kendi varlığında birleyerek üç makamı bir bedende tevhid etmekti. Zâten kalktığımda sabah namazı vakti idi namazımı kıldıktan sonra bu Âyeti kerîme’yi üç makamın hakkı olarak üç defa okudum ve Fatiha dedim böylece selâm ismi tahsisi ayrıca zâhiren de tasdiklenip tahakkuk etmiş idi….
”Daha evvelce bildiğim halde” genele açmayıp tasdik beklediğim bu husus, böylece levha ile zâhiren, zuhurat ile de bâtınen, tasdiklenip açığa çıkmış oldu.
Bu gecenin gündüzü Cum’a Cem günü idi, ve Cum’a namazından sonra ve sohbet (ismi a’zam) üzerine idi. “İleriki sayfalarda gelecektir” gecesi’de genel ma’nâ’da kişinin kendisini tanıma ve mertebeler hakkında güzel bir sohbet olmuştu. (aşağıda gelecektir.)
Gene aynı gece, sabaha doğru bir zuhurat, şöyle zuhur ediyor idi.
Yakın bir kardeşimizin evindeyiz. Uzunca set üstü gibi arkasında dayanma yeri olmayan üstü kapaklı uzunca içi dolap gibi olan bir eşya var. İçinde gizlenmiş rezervuar sistemleri gibi su dolaşım sistemi var. Ancak oturma dolabının etrafında su sızıntıları var, ne olduğunu anlamak için oturma yerinin üst kapağını açtım içeride olan su vanosunu kapattım tamirini yaptım vanoyu tekrar açtım daha sonra baktım dışarıya su sızmıyordu, düzelmişti.
(Küçük bir Yorum yapalım) kardeşimizin evi kendi beden mülküdür, üstünde oturulacak dolap gönlüdür, içi ve dışı ile görev yapmaktadır. İçinde hayat olan suyu gizleyip barındırmaktadır. Ancak bazı bağlantılarında. İlmi mevzuların birbiri ile olan bağlantılarında bazı uyumsuzluklar vardır yani bağlantılar tam sıkılmamış biraz boşluk kalmıştır.
Bunu düzeltmek ilim akışını ve depolanmasını sağlamak için, dolap kapağını açıp, yani konunun içine girip, nerede eksiklik var ise orayaı sıkıp/izah edip, ilmin akışı tekrar temin edilmiş olduğundan, dolabın kapağı kapandıktan sonra, yani o ilim gönüle indirildikten sonra, gönülde yolu açıldığından ve sistemde mutmein olunduğundan, artık dışarıya sızmadan, kendi iç âleminde hem suyun/hayatın devamı ve hemde rezervi/depolanması temin edilmiş oldu. Yani hem beden evi selâmete çıkmış hemde ilmi konular gönülden akıp giderek ziyan olmamış ilimde selâmete çıkarılmış olduğundan burada da “selâm” ismi tahakkuk etmiş idi.
(Selim) Lügat ma’nâsı: Sağlam, kusursuz, refah ve selâmet üzere bulunan.
(Sâlim) Lügat ma’nâsı: sağlam sıhhatli, sağ, noksansız, her türlü tehlikeden uzak olan, emin ve korkusuz olan.
(Selâm) Lügat ma’nâsı: Ayıplardan, âfetten sâlim oluş, selâmet, emniyet, sulh, asayiş, bütün korktuklarından emin olma, Allah’ın (c.c.) bir ismi. (Esmâül hüsnâ) Allah’ın güzel isimleri sıralamasında Allah Cami, isminden sonra, beşinci, Hazarat-ı hamse, sırasındadır.[42] “ İz- -T-B- ”
Selâm isminin harfleri.
(سلام) (Selâm) Görüldüğü gbi “selâm” kelimesi, aslen, “sin” “lâm” “elif” “mim” harflerinden meydana gelmektedir. Bunların kısaca sayı değerlerini inceliyelim.
(س) (Sin) Ya-sin’in sinidir. İnsân-ı Kâmil’in sinidir. Hakikat-i insaniyye’nin sinidir. Her insanın sinidir. Sayı değeri (60) dır. Görüldüğü gibi üç harfle ifade edilmektedir.
(ل) (Lâm) Ulûhiyyet lâmıdır. Ululuk yüceliğin ifadesidir. Ehadiyyetin işaretidir. Adeta Ehadiyyetten âlemi şehadete uzatılan ve bu âlemleri tutan askı gibidir. Sayı değeri (30) dur. Bu harfte üç harfle ifade edilmektedir.
(ا) (Elif) Harflerin başbuğu. Bütün ma’nâların kaynağı. Nazenin naz ehli. Onüç noktadan meydana gelmiş bütün makamları ihata edici. Bütün varlıkta var olucu Lâm’ın kucağına oturunca (لا) (Lâ) olarak bütün âlemleri bir çırpıda kaldırıcı sadece kendi neş’esini bırakarak beşeri neş’e leri yok edici Sultan Elif. Sayı değeri, (1/13) tür. Bu harfte üç harfle ifade edilmektedir.
(م) (Mim) Muhabbet kaynağı. Hakk âşıklarının sığındığı liman. Gariplerin dayanağı. Âlimlerin âlimi. Nur-u Muhammedinin şifresi. İnsanların İlâh-î senedi.
Muhammed Mustafa (s.a.v.) Sayı değeri (40) tır. Bu harfte üç harfle ifade edilmektedir. (Selâm)ın Lâm-ına birde ikili (لا) (Lâmelif) olarak bakalım. Lâm olan Ulûhiyyet, Elif olan Ehadiyyeti kucağında tutmuş Lâ olan ben yok, bende var olan Ehadiyyettir, dercesine onu sinesine basmıştır. Ehadiyyet ise Ben bâtındayım görünen sensin diyerek kendini gizlemeye çalışmaktadır. Bu birliktelik sarmaş dolaş olan bu hal kendinden kendine muhabbetir.
Baştaki selâm da devreye girip sizleri ben anlatacağım merak etmeyin böyle gizli kalmayacaksınız diyerek mim-i Muhamediyyeye akarak bazen beşereriyyeti ile bazen hakikatiyle insanlarla beraber olmaktadır. Onu ancak bu hakikatleri bilenler tanımakta diğerleri ise sadece beşeriyetine bakıp falan kimse zannetmektedirler. Aslında o zannettiği gibi sadece beşer yönlü değil, aynı zamanda Hakikat-i ilâhiyye yönüylede âleminin içinde gizli bir hazine olarak dolaşmaktadır.
(Selâm)ın sayı değerlerini toplarsak. (60/30/1/40=131) ederki, sayı bellidir. (13) ve (1) Özetlersek;
(س) (Sin) İnsân-ı Kâmil.
(ل) (Lâm) Ulûhiyyet.
(ا) (Eif) bir Vâhidiyyet.
(م) (Mim) Hakikat-i Muhammed-î dir.
İşte selâm bütün bu âlemlere Ehadiyyetinden gelen tecelli-i İlâhiyyeler ile âlemlerin her bir noktasına selâmetle rahmeti Rahmaniyyenin akmasıdır.
Ayrıca selâm-ı (الإسلام) lâmı tarif olarak, tahsis (El selâm/Es selâm) olarak okursak. O zaman.
(ا) Baştaki (Elif) Ahadiyyet.
(س) İkinci (Sin) ise Selâm isminin zuhuru olan İnsân-ı Kâmilin gölgesidir. Böyle olunca sayı (192) olmakta oda zaten (12) dir. Yani hakikat-i Muhammed-î dir. Ayrıca (19) dur, o da İnsân-ı Kâmil’dir.
Görüldüğü gibi kim Terzi Baba yoluna ve Terzi Baban’ın gönlüne girmiş ise esenliğe girmiş ve ebedilik gününde olmuş olur. Bu yazılanlar özel ve indidir. Bizlerin olduğu gibi bu âyetleri okuyan ve inanan herkezin bu âyetlerde idrak ve anlayışı ölçüsünde hissesi vardır. (Murat Derûni)