Yaḣrucu minhumâ-llu/lu-u velmercân(u)
O denizlerin her ikisinden de inci ve mercan çıkar.
İkisinden de inci ve mercan çıkar.
Rahmân Suresi'nin 22. ayeti, cennet tasvirleri bağlamında iki denizden çıkan değerli mücevherleri, inci ve mercanı zikrederek Allah'ın kudretini ve nimetlerini vurgular. Ayet, bu iki değerli taşın kaynağını ve niteliğini dilbilimsel olarak ele almaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'hurûc' kelimesini bir şeyin bulunduğu yerden ayrılması olarak tanımlar. Ayetteki 'yahrücü' fiili, inci ve mercanın denizlerden bir nevi 'doğuşunu' veya 'ortaya çıkışını' ifade eder, bu da Allah'ın yaratma kudretine işaret eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, bu tür fiillerin Kur'an'da mecazi anlamlar taşıyabileceğini belirtir. Burada 'çıkmak', denizlerin bu değerli taşları 'üretmesi' veya 'içermesidir', bu da denizlerin birer hazine kaynağı olduğunu gösterir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, lü'lü'ü, denizden çıkarılan, bilinen değerli bir taş olarak açıklar. Ayetteki kullanımı, cennet ehlinin veya Allah'ın kullarına bahşedilen nimetlerin güzelliğini ve değerini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, lü'lü'ü, istiridyeden çıkan, parlak ve yuvarlak bir cevher olarak tanımlar. Ayette, bu değerli taşın denizlerden çıkması, Allah'ın yaratılışındaki çeşitliliği ve zenginliği gösterir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'da değerli taşların genellikle cennet tasvirlerinde kullanıldığını ve Allah'ın lütfunu, cömertliğini ve vaat ettiği ahiret nimetlerinin yüceliğini sembolize ettiğini belirtir. Lü'lü', bu bağlamda, maddi güzelliğin ve manevi ödülün birleşimidir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, mercanı, denizden çıkarılan, kırmızı renkli, inciye benzer bir cevher olarak tanımlar. Ayette inci ile birlikte zikredilmesi, cennet nimetlerinin çeşitliliğini ve estetik değerini pekiştirir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, mercanın inciye göre daha küçük ve kırmızı renkli olduğunu belirtir. Ayetteki kullanımı, Allah'ın yarattığı güzelliklerin ve değerli madenlerin farklı türlerini ve renklerini vurgular.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, Kur'an'da zikredilen değerli taşların, genellikle cennet tasvirlerinde kullanılarak, müminlere vaat edilen ahiret hayatının zenginliğini ve güzelliğini somutlaştırdığını ifade eder. Mercan da bu bağlamda, cennetin estetik ve maddi zenginliğinin bir göstergesidir.
Er-Rahmân
Terzibaba - Necdet Ardıç
yahrücü minhümel lü’lüü vel mercanü “lülü’lü/inci (parlak, ziyalı, kıymetli) ve mercan/küçük inci minhüm/onlardan (ikisinden) harec/ihrac olur, çıkar “Bu ikisinden de inci ve mercan çıkar.” Bilindiği gibi denizden çıkan bir çok değerin yanında, inci ve mercan da çıkmaktadır.
İnci istiridyelerin içinde oluşur.
Mercanın ise değişik türleri vardır. Bunlar kayalıklar halinde olduğu gibi, bitki türleri de mevcuttur ve genellikle süs eşyası yapımında kullanılır. Kırmızısı daha makbuldür.
Acaba bu ayetle Cenab-ı Hakk sadece onları zahiri anlamda mı anlatmak istemiş yoksa batınî manalarını da anlayalım diye mi nazil etmiştir?
Biz daha ziyade ayetlerin batınî manaları üzerinde durmaya çalıştığımız için burada da batınî yönünü anlamaya ve anlatmaya çalışacağız.
Yukarıda bahsedilen iki derya, bunlardan çıkan inci ve mercan, hangisi hangisinden çıkmaktadır?
Abd denizinden çıkan “inci”, Rab denizinden çıkan da “mercan”dır.
İnci muhabbet ehlinin “göz yaşları”dır.
Muhabbet ehli gönül deryasında, gönül aleminden “Mahbub-u İlahiyye”ye ulaşmak için inci gibi göz yaşları döker, İşte o muhabbet ehli, aşığın döktüğü göz yaşı incilerinin bir tek tanesi bütün alemdeki incileri satın alır da geriye fazlası da kalır. Hakk’ın indinde arif ve aşık kişilerin dökmüş olduğu göz yaşı incileri bu kadar değerlidir.
Mana alemine (gönül alemine) daldığı zaman, abd, o deryadan (“abdiyyet deryası”ndan) inciler çıkarır.
“Rabb deryası”ndan da mercanlar çıkarır. O mercanlar dallı budaklıdır, İşte bunlar da, dal ve budak salan “vahdet ilmi”dir.
Cenab-ı Hakk diyor ki:
“Ey kulum sen göz yaşı döküyorsun, ben de varlığımı sana feda ediyorum, sana sırrımı açıyorum, gönlümü açıyorum, sana vahdet ilminden veriyorum.”
O, dallı budaklı (mercan’a) şekle “zatî şiryan” (zatî tesir), yani; tesir alış, cereyan veyahut akış denir.
Mercanın kırmızı rengi ise “kan”dır, “can”dır.
Rabb kuluna can vermektedir. “Sen benim için göz yaşı akıtıyorsun ama Ben de sana o damarlarından kan veriyorum.” Bu kan bizim anladığımız manada olan sulu kan değil, bütün varlığına sirayet eden “ilahi can”dır. “Rahmaniyet canı”dır.
“yehrucu.....” ikisinden de inci ve mercan çıkar, ancak o deryalardan inci ve mercanları çıkaran kimseler gönül alemine dalan mana dalgıçlarıdır.
Tespih elinde, “Allah”ın ismi dilinde, gecenin veya gündüzün bir vakti o irfan yolcusu, abd deryasının göz pınarlarından “Mahbub-u Hakiki”nin güzelliğim düşünerek çıkardığı incileri karşılığında, Rabb’ı da ona Rabb deryasının kapılarım açarak oradan “irfan mercan”larını çıkarmasını sağlar.
Bunlar kendisi için nadide bir süs ve hem de irfaniyet yolunda paha biçilmez mana hazineleridir.
Zaman içerisinde yeri geldikçe ve talep edildikçe o inci ve mercanlardan kolye yapılıp, hak edenlere hediye edilir.
Elmalı’lı Hamdi Yazır bu ayet hakkında özetle şöyle diyor:
“Lisanımızda da mercanın kırmızısı meşhurdur. Bilindiği gibi inci ve mercan hem süs eşyası olarak kullanılır, hem de ticaret nimetlerindendir.”