Yurselu ‘aleykumâ şuvâzun min nârin ve nuhâsun felâ tentesirân(i)
Üstünüze ateşten yalın bir alevle kıpkızıl bir duman gönderilir de kendinizi koruyamazsınız.
Üzerinize ateşten alev ve duman gönderilir, kendinizi savunamazsınız.
Rahmân Suresi 35. ayet, kıyamet gününde veya ahirette inkarcılara yönelik ilahi azabı tasvir etmektedir. Ayet, 'şüvâz' ve 'nuhâs' gibi kavramlarla bu azabın niteliğini ve ondan kaçışın imkansızlığını vurgular. Dilbilimsel olarak, bu kelimeler azabın yakıcı ve kuşatıcı doğasını ifade ederken, 'tentesirân' kelimesi kurtuluşun imkansızlığını pekiştirmektedir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'şüvâz' kelimesini 'dumansız alev' olarak açıklar. Ayetteki bağlamda, bu, azabın yoğunluğunu ve yakıcılığını, dumanın engelleyici veya hafifletici etkisinden arınmış bir şekilde ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'şüvâz'ı 'alevden ayrılan saf ateş' olarak tanımlar. Ayetteki kullanımı, azabın saf ve katıksız bir yakıcılıkla geleceğini, kaçışa veya korunmaya yer bırakmayacağını belirtir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'şüvâz'ın 'alevden yükselen dumanı olmayan parça' olduğunu ifade eder. Bu, ayetteki azabın doğrudan ve etkili bir şekilde muhataplarına ulaşacağını, herhangi bir engelle karşılaşmayacağını gösterir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'nuhâs'ı 'duman' olarak yorumlar, ancak bu dumanın ateşle birlikte yakıcı ve boğucu bir etkiye sahip olduğunu belirtir. Ayetteki bağlamda, bu, azabın sadece yakıcı değil, aynı zamanda kuşatıcı ve nefes kesici bir niteliğe sahip olduğunu gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'nuhâs' kelimesinin 'erimiş bakır' veya 'duman' anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki kullanımı, azabın hem yakıcı bir sıvı gibi üzerlerine döküleceğini hem de boğucu bir duman gibi onları saracağını ifade eder.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'nuhâs'ın 'duman' ve 'erimiş bakır' anlamlarını verir ve bu iki anlamın da azabın şiddetini ve kuşatıcılığını pekiştirdiğini belirtir. Ayette, bu iki unsurun birleşimiyle azabın kaçınılmaz ve kapsamlı olduğu vurgulanır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'nasr' kökünü 'yardım etmek, desteklemek' olarak açıklar. 'Tentesirân' fiili ise olumsuzluk edatıyla birlikte kullanıldığında, 'yardım bulamayacaksınız, kendinizi savunamayacaksınız' anlamını taşır. Ayetteki bağlamda, bu, azabın karşısında insanların ve cinlerin tamamen çaresiz kalacağını vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): el-Kefevî, 'nasr'ın 'düşmana karşı yardım etmek' olduğunu belirtir. Ayetteki 'felâ tentesirân' ifadesi, bu azaba karşı hiçbir yardımcının veya kurtarıcının bulunamayacağını, dolayısıyla muhatapların kendi başlarına kalacaklarını ve azaptan kaçamayacaklarını ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'nasr' kavramının Kur'an'da genellikle ilahi yardım veya düşmana karşı zafer bağlamında kullanıldığını belirtir. 'Felâ tentesirân' ifadesi, bu ilahi yardımın veya zaferin inkarcılardan esirgeneceğini, onların azap karşısında tamamen savunmasız kalacaklarını gösterir.
Er-Rahmân
Terzibaba - Necdet Ardıç
يُرْسَلُ عَلَيْكُمَا شُوَاظٌ مِنْ نَارٍ وَنُحَاسٍ فَلَا تَنْتَصِرَانِ
“yürselü aleyküma şüvazun min narun ve nühasün fela tentesırani “nardan/ateşten şüvaza/alev (şevk, gayreti) ve nühas/alevsiz dumandan üzerinize irsal edilir/gönderilir bu halde la tentesırani/savunamaz, destek olamazsın “Üzerinize ateşten alev ve duman gönderilir, kendinizi savunamazsınız”.
Cin ve insan topluluklarının özelliklerinden olan ateş arttıkça, bulunduğu yere zarar vermeye başlar.
Eğer azaltılmazsa, kendini de yakar, yok eder.
Bu ateş dengelenmezse “nur”a ulaşılamaz.
Allah’a ulaşmak için varlığımızda mevcut olan ilahi “nur” ve “ruh”u ortaya çıkarıp güçlendirmek zorundayız. Başka türlü yukarıda bahsedilen yerleri aşmak mümkün olmamaktadır.
İşte kendinde bulunan ilahi hakikatleri zuhura çıkarmaya dönük faaliyetleri gerçekleştiremeyen kimsede, nefsani ve bireysel faaliyetler ortaya çıkacağından, bu da ateş unsurunu arttırmış olacağından, böylece Hak’tan o nispette uzaklaşmış olacaktır.
“Üzerinize alev ve duman gönderilir.”
“Alev”, ihtiras;
“duman” ise, perde ve belirsizliktir.
Eğer Hakk’ın belirlediği hayat düzeninin dışında yaşamaya devam edersek, yukarıdaki ayetin hükmü altına girmiş olduğumuzdan üzerimize, yani kalbimizin üzerine dünya ihtirası, perdelenme ve kargaşa gönderilir de bunu döndürmemiz mümkün olmaz. Ancak “sultan” (ilahi bir yardım) ile bunlardan savunmak mümkün olabilmektedir.
Elmalı’lı Hamdi Yazır bu ayet hakkında özetle şöyle diyor:
[Ve bir bakır, yani erimiş bakır yahut bakır gibi kızıl bir duman veya zehirli bir duman ki; hem yakar, hem boğar. Bundan kendinizi savunamaz ve kaçıp gidemezsiniz. Yakalanır ve yakılırsınız.]