Febi-eyyi âlâ-i rabbikumâ tukeżżibân(i)
O halde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?
Şimdi Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?
Rahmân Suresi'nin bu ayeti, Allah'ın yaratılışındaki ve evrendeki lütuflarına dikkat çekerek, insan ve cinlere bu nimetleri inkâr etmemeleri çağrısında bulunur. Ayet, 'âlâ' kelimesiyle nimetlerin genişliğini ve 'tükezzibân' kelimesiyle de bu nimetleri yalanlamanın anlamsızlığını vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'âlâ' kelimesini 'nimet' ve 'kudret eseri' olarak açıklar. Ayetteki kullanımıyla, Allah'ın yaratılışındaki ve evrendeki açık delillerini, lütuflarını ve kudretini ifade eder. Bu, sadece maddi nimetleri değil, aynı zamanda Allah'ın varlığına ve birliğine işaret eden her türlü eseri kapsar.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'âlâ' kelimesinin 'nimetler' anlamına geldiğini belirtir. Rahmân Suresi'ndeki tekrarıyla, Allah'ın insan ve cinlere bahşettiği sayısız lütfu ve ihsanı vurgulayarak, bu nimetlerin inkâr edilemezliğini ortaya koyar.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'âlâ' kavramının Kur'an'da Allah'ın insanlara ve cinlere yönelik lütuf ve ihsanlarını ifade ettiğini belirtir. Bu ayetteki bağlamda, Allah'ın yaratıcı kudretinin ve merhametinin somut tezahürleri olan nimetleri kapsar ve muhatapların bu nimetleri yalanlamasının anlamsızlığını vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'Rab' kelimesini 'terbiye eden, ıslah eden, sahip olan, efendi' olarak açıklar. Ayetteki 'Rabbiniz' ifadesi, Allah'ın insan ve cinler üzerindeki mutlak otoritesini, onları yaratıp beslemesini ve tüm işlerini idare etmesini vurgular. Bu, aynı zamanda nimetlerin kaynağına işaret eder.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'Rab' kelimesinin 'malik, seyyid, müdebbir, mürebbi' anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki 'Rabbiniz' ifadesi, Allah'ın insan ve cinlerin hem yaratıcısı hem de yöneticisi olduğunu, dolayısıyla nimetlerin de O'ndan geldiğini ve bu nimetleri yalanlamanın O'nun otoritesini inkâr etmek anlamına geldiğini gösterir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'Rab' kavramının Kur'an'da Allah'ın mutlak egemenliğini, yaratıcılığını ve besleyiciliğini ifade ettiğini belirtir. Bu ayette, 'Rabbiniz' ifadesi, nimetlerin kaynağı olan Allah'ın kimliğini vurgulayarak, bu nimetleri yalanlamanın aslında Rab'bin kudretini ve lütfunu inkâr etmek olduğunu ima eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'kezzebe' fiilinin 'yalanlamak, inkâr etmek' anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'tükezzibân' ifadesi, Allah'ın açıkça görünen nimetlerini ve kudret delillerini insan ve cinlerin inkâr etmesini sorgular. Bu, sadece sözlü bir yalanlama değil, aynı zamanda kalben ve fiilen reddetmeyi de içerir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'tekzîb' masdarının 'yalanlama, inkâr etme' anlamında kullanıldığını açıklar. Ayetteki ikil (tesniye) form, insan ve cin topluluklarına hitap ederek, her iki varlık grubunun da Allah'ın nimetlerini yalanlama eğiliminde olabileceğini ve bu durumun sorgulandığını gösterir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'kezeb' kökünün 'doğrunun zıddı olanı söylemek veya inanmak' anlamını taşıdığını belirtir. Ayetteki 'tükezzibân' fiili, Allah'ın apaçık nimetlerini ve delillerini görmezden gelerek veya reddederek gerçeği inkâr etme eylemini ifade eder. Bu, aynı zamanda şükürsüzlüğü ve nankörlüğü de içerir.
Er-Rahmân
Terzibaba - Necdet Ardıç
febieyyi ala-i rabbiykü ma tükezzibani?
“bu halde/öyleyken Rabbinizin nimetlerinin hangisi ile kezzib/yalanlarsınız
“Öyleyken Rabbinizin nimetlerinden hangisini! yalanlarsınız. ?
Yirmi üçüncü defa tekrar ve ihtar edilen bu ayette de Cenah» ı Hak, kendisinin Zati zuhur ve müşahedesini, gerçek rü’yeti “ihsan” oluşumu içerisinde açık olarak ifade etmekte ve bunun inkarının mümkün olmadığım bildirmektedir.
Bu alemde “Allah’tan başka bir şey görmedim” dersen, doğru söylemiş olursun.
Çünkü, Burasını Kur’anı Keriym Bakara Suresi 2. sure 115. ayet anlatır ki;
وَجْهُ اللَّهُعوا فثموفَأَيْنَمَا تُوَلُّوا
feeynema tüvellu fesemme vechullahi “bu halde nereye tevelle/dönerseniz artık Allah’ın vechi semme/oradadır.”
“Nereye baksanız Hakk’ın vechi oradadır.” ve benzeri ayetlerde bu oluşum çok açık olarak bildirilmiştir.
ve bu rü’yet “ümmet-i Muhammed”e hastır.
Bu alemde “Allah görülmez” dersen, sana göre o da doğrudur. Ancak, sen sende olduğun sürece O’nu görmen, bilmen, anlaman mümkün olamaz; ta ki bir ihsan ehline ulaşıncaya kadar.
O sende kabiliyet görürse, seni velayet suyuyla yıkayıp bireysel nefs cenabetinden tahir edip, beşeri varlığını “nesh” (kaldırmak) suretiyle gerçek hakikatine ulaştırır. Bu da “ihsan” hakikatinin olgusudur. O zaman ne eski beşeri varlığını bulabilirsin, ve ne de alemde Hak’’tan başka bir şey görebilirsin.
Ariflerden birine “Allah’ı görmek mümkün mü?” diye sorduklarında,
- “görmemek mümkün mü ?” diye cevap vermiştir.
Ebu Yezid (El Bistami’den rivayet olduğuna göre) şöyle demiştir:
“Rabbımı rüyada gördüm ve “Sana nasıl varılır?” diye sordum.
Buyurdu ki: “Nefsini bırak ve gel” İtikatte imamımız İmam-ı Maturudi de, “dünyada iken Allah’ı görmenin mümkün olabileceğin! ifade etmiştir.”*(8)
*(8) Allah-u Teala’nm görülebilmesi. Maturidiyye akaidi. S:97
Rabbınızın size lütfetmiş olduğu bu Zati ihsanları hadi inkar edin bakalım diyerek tekrar dikkatimizi çekip bu dünyaya geliş nedenimizi hatırlatmadadır.