Vemin dûnihimâ cennetân(i)
Bu iki cennetten başka iki cennet daha vardır.
Bu ikisinden başka iki cennet daha vardır.
Rahmân Suresi'nin 62. ayeti, 'cennet' kavramının çoğul ve ikil formlarını kullanarak, Allah'ın lütfunun ve mükafatının çeşitliliğini ve zenginliğini vurgular. Ayet, önceki ayetlerde bahsedilen cennetlere ek olarak başka cennetlerin varlığına işaret ederek, ilahi cömertliğin sınırsızlığını dilbilimsel olarak ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'dûn' kelimesinin bir şeyin altını veya bir şeyden daha aşağıda olanı ifade ettiğini belirtir. Ayetteki kullanımı, önceki cennetlerin mertebece daha üstün olduğunu, bu cennetlerin ise onlardan 'daha aşağıda' veya 'başka' bir kategoride olduğunu ima eder. (el-Müfredât, s. 303)
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'dûn' kelimesinin 'gayr' (başka) anlamında kullanılabileceğini ifade eder. Bu bağlamda ayet, önceki cennetlerin 'dışında' veya 'başka' iki cennetin varlığını bildirir. (Mecâzü'l-Kur'ân, I, 280)
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'daki mekansal ve hiyerarşik kavramların Allah'ın kudretini ve lütfunu yansıttığını belirtir. 'Dûn' kelimesi, burada bir derecelendirme veya farklı bir kategoriye işaret ederek, cennetlerin tek tip olmadığını, farklı mertebelerde olabileceğini gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'cennet' kelimesinin aslen ağaçlarla örtülü, gizli bahçe anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'cennetân' ifadesi, bu türden iki ayrı bahçeyi, yani iki farklı mükafat yurdunu işaret eder. (el-Müfredât, s. 200)
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, cennetin ağaçların yoğunluğundan dolayı yerin görünmediği yer olduğunu açıklar. 'Cennetân' ifadesi, bu tanıma uyan iki ayrı mekanın varlığını vurgular. (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân, s. 420)
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'cennet' kelimesinin Kur'an'da hem dünyevi bahçeler hem de ahiretteki mükafat yurdu için kullanıldığını belirtir. 'Cennetân'ın ikil formu, Allah'ın mükafatının sadece bir türle sınırlı olmadığını, farklı niteliklere sahip iki ayrı cennetin varlığını gösterir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'cennet'in ağaçları ve meyveleriyle toprağı örten bir yer olduğunu ifade eder. Ayetteki ikil kullanım, bu türden iki farklı ve muhtemelen nitelikleri farklı olan cennetin varlığına işaret eder. (el-Külliyyât, s. 347)
Er-Rahmân
Terzibaba - Necdet Ardıç
ve min dunihima cennetani ve dunihima/onların (ikisi) dun/ berisi/gayrisinden, başkasından iki (2) cennet var “Bu ikisinden başka iki cennet daha vardır.
Bu cennetleri biraz açmaya çalışalım.
İsim belirtilmeden bildirilen bu dört cennet, Tevhid cennetleridir.
Yukarıda belirtilen iki cennet “Ef’al” ve “Esma”, bu ayette belirtilen iki cennet ise “Sıfat” ve “Zat” cennetleridir.
Bu cennetlerin sakinleri bu mertebelerin velileridir.
Diğer taraftan isimleri verilerek belirtilen sekiz cennet daha vardır.
Bu sekiz cennetin yedisi, yedi nefs mertebsinde yaşayanlar içindir.
Geriye kalan bir cennet ifadesi ise yukarılarda bahsi geçen dört mertebeyi, yani Zati cennetleri kapsamaktadır.
Biraz daha açmaya çalışalım.
Yukarıda bahsi geçen dört cennet “Hazerat-ı Hamse” (Beş Hazret) mertebesinde yaşayanlara ait gerçek Tevhid cennetleridir.
(55/46) عَيَاأوَلِمَنْ خَافَ مَقَامَ رَبِّهِ جَنَّتَانِ
ve limen hafe mekame rabbihî cennetani Rahman (55/46) ayetinde bahsedilen iki cennetten Birincisi: “Tevhid-i Ef’al”de yaşayan İbrahimiyet mertebesinin, “meşreb-i İbrahimiyet” velileridir.
“Tevhid-i Ef’al” hakikati üzeredirler.
Tevhid kelimeleri “la faile illallah”tır.
Bütün varlıkta “fail-i mutlak”ın Hak olduğunu yakıyn bilgisiyle bilirler ve yaşarlar.
Bu irfaniyetleri onlar için cennetlerini oluşturur.
İkincisi: “Tevhid-i Esma”da yaşayan Museviyet mertebesinin, “meşreb-i Museviyet” velileridir.
“Tenzih” hakikat-i üzeredirler.
Tevhid kelimeleri “la mevcüde illallah”tır.
Bütün varlıkta mevcut olanın sadece Hak olduğunu yakıyn bilgisiyle bilirler ve yaşarlar. Bu irfaniyetleri onlar için cennetlerim oluşturur.
(55/62) عَيَاعوَمِنْ دُونِهِمَا جَنَّ
ve min dunihima cennetani ve dunihima/onların (ikisi) dun/ berisi/gayrisinden, başkasından iki (2) cennet var “Bu ikisinden başka iki cennet daha vardır.
Burada yani Rahman (55/62) ayetinde belirtilen iki cennetten Birincisi: “Tevhid-i Sıfat”ta yaşayan İseviyet mertebesinin, “meşreb-i İseviyet” velileridir.
“Teşbih” hakikati üzeredirler.
Tevhid kelimeleri “la mevsüfe illallah”tır.
Bütün varlıkta mevcudun ve sıfatlarının Hakk’ın olduğunu ve kendilerinde de var olanın Hakk’ın sıfatları olduğunu yakıyn bilgisiyle bilirler ve yaşarlar. Bu irfaniyetleri onlar için cennetlerini oluşturur.
İkincisi ise: Cennetlerin en üstünü olan Zat cennetidir. “Tevhid i Zat”ta yaşayan Muhammediyet mertebesinin, “meşreb-i Muhammedi” velileridir.
“Tevhid-i Zat” hakikati üzeredirler.
Tevhid kelimeleri “la ma’bude illallah” ile “la ilahe illallah”tır.
Bütün varlıkta var olanın Hakk’ın Zatından başka bir şey olmadığını ve kendilerinde de var olan Hakk’ın Zatı olduğunu yakıyn bilgisiyle bilirler ve yaşarlar.
Bu zati irfaniyetleri onlar için cennetlerini oluşturur.
Bu iki cennetin bir diğer sakinleri de vardır ki; onlar da “İnsan-ı Kamil”lerdir.
Az yukarıda bahsedilen zatlardan farkları, bütün mertebeleri kendi bünyelerinde cem edip o hakikatlerle beşeriyet libasına bürünüp nas içerisinde “gizli hazine” olarak yaşamaları ve taliplilerini alıp kendi geçtikleri yollardan Hakk’a ulaştırmayı çalışmalarıdır.
Bir bakıma yukarıda belirtilen “ihsan”ın hakikatim yaşayanlar da bunlardır.
Kelimeleri, “la ilahe illallah Muhammedürrasülüllah”tır.
“men reani fekad reel Hak”
“kim ki beni rüyet etti, gördü bu halde gerçekten Hakk’ı rüyet etti/gördü”
“kim ki beni gördü ancak Hakk’ı gördü” yani “bana bakan Hakk’ı görür” ifadesinin zuhur mahalleridirler Onları tanımak kolay kolay mümkün olmaz. Çünkü belirli bir nişanları yoktur Böylece cennetlerin “Tevhid” ve “amel” cennetleri olmak üzere iki kısım olduğunu görmekteyiz.
Ayrıca sonra bahsedilen iki cennetin önce bahsedilen iki cennetten mertebe bakimından üstün olduğunu da böylece bilmekteyiz.
Rabbımızın Kur’anı Keriym Fecr Suresi 89. sure 29-30. ayette
فَادْخُلِي فِي عِبَادِي
تّىعوَادْخُلِي جَنَّتِي
fedhuliy fiy ‘ibadiy (29) vedhuliy cennetiy (30) bu halde kullarım içine edhul/duhul et (29) ve cennetime duhul et (30)
“Benim kullarımın arasına gir ve benim cennetime gir” ifadesiyle, yukarıda belirtilen özelliklerle tanıtılan cennetleri girmemiz istenmektedir.
Bu cennetlerin en yücesi de belirtildiği gibi, “ümmet-i Muhammed”e has, zat ve irfan cennetleridir.
Bu hakikatlerden gafil olarak yaşamanın verdiği pişmanlığı düşünmek bile korkunç bir bedbahtlıktır.
Bir irfan ehlinin;
Bu günkü cennet-i irfana dahil olmazsa uşşak, Yarınki vaad olunan huri gılmanı neylerler.
Sözünü çok iyi düşünmemiz gerekmektedir.
Elmalı’lı Hamdi Yazır bu ayet hakkında özetle şöyle diyor:
İbnü Zeyd’den yapılan rivayete göre;
önceki cennetler, mukarrebler (takva ve kullukta Allah’a yakın olanlar) için;
bunlar ise, “ashab-ı yemin” (amel defteri sağ eline verilenler) içindir.
Hasan-ı Basrî’ye göre de;
öncekiler “sahabi”ler, sonrakiler de “tabiin” içindir.
Bu iki görüşe göre de ikinciler şeref ve mertebe yönünden öncekilerden aşağıdadır.
Mamafih bir kısım alimler de sonrakilerin vasıflarının daha üstün olduğunu kabul etmişlerdir. “Min dünihima”, “onların daha ilersinde” “ demektir.