İçeriğe atla
Rahmân 72Cüz 27 · Sayfa 534

Rahmân Sûresi 72. Âyet

الرحمن

Sohbete sor

Hûrun maksûrâtun fî-lḣiyâm(i)

Onlar, çadırlara kapanmış hurilerdir.

Er-Rahmân

Terzibaba - Necdet Ardıç

hurün maksu­ratün fiyl hıyami

huri/gözlerinin akı karasından çok olan cennet kızları

maksu­rat/tutulmuş, alıkonulmuş

fiyl hıyami/ hıyam/hıyam/çadırlar içinde/hakkında

“Çadırlar içerisinde gözlerini yalnız kocalarına çevirmiş huriler vardır.

Belirtilen cennetlerde birçok nimetlerin olduğu bildirilmişti.

Bunların en değerlileri ise az yukarıda belirtilen “hayratün hisan” ve bu ayette belirtilen “Hûrün maksûratün”lerdir.

Bunlar dünyadan cennete gidenler değil, cennette meydana gelen “huriler” suretinde tecelli-i “sıfat” ve “zatın” “nefs-i kül” yönlü görüntüleridir.

Bu dünyada “ve ala ibadillahissalihîn” zümresinden olup, ayrıca “Hakikat-i Muhammedi” irfaniyetiyle yaşayarak, hayatlarım bu anlayış ve muhabbetle sona erdirmiş olanların yapmış oldukları her fiil, bir kemal halinde oluşmaktadır.

Bu fiillerin bir “maddi”, bir de (latif) “manevi” oluşumları vardır.

Latif olanlarını bu gün görmemiz mümkün değildir, İşte batında gizli kalan bu manevi oluşumlar, cennette ehillerine latif huriler şeklinde siluet bulacaklar ve meydana gelmelerine sebeb olan fiil sahiplerine (sunulmak) “iade edilmek” için gözlerini onlardan ayıramayacaklardır. Çünkü varlık sebepleri o fiil ve irfan sahipleridir.

En büyük nimet ve ünsiyet eşlerin birbirleriyle muhabbet halinde buluşmaları, oluşmalarıdır.

İnsan her şeyden zevk ve muhabbet alabilir. Fakat kendi cinsiyle olan münasebetleri hiçbir şeyle kıyas edilemez. En üst birliktelik budur.

İşte bu sebeple, insanın amel-i saliha, muhabbet ve irfaniyeti ile meydana getirdiği silüetlerin en üstün olanı kemallisi kendisi ile ünsiyet edebilecek şekil ve surette olmasıdır.

Bunlara da cennette ( حُورِى) “huri” ismi verilmektedir. Meyvelerden, gölgelerden, kebaplardan çok daha değerlidirler.

“Hu”; bilindiği gibi, (hüviyet) “O “ demektir.

“R”; Rahmaniyet, “İ” ; insan demektir.

Hal böyle olunca, “Huri”; kendisinin meydana gelmesine sebep olanın hüviyetine “Hu”ya (O)na bağlı olarak, Rahmaniyet mertebesi itibariyle insan suretinde oluşan (hanım benzeri) “tecelli-i nefs-i kül”ün kemali demek olur, ki cennetin lezzetleri bakımından çok üstün olanları bunlardır.

Bunlardan daha üstünleri “hayratün hisan”dır.

Aralarındaki fark;

“hayratün hisan”ın daha evvelce belirtildiği gibi, dünyadan gelen mutena varlıklar;

“hürün maksuratün” ise, cennette oluşan insan (hanım) silüetli tecellilerdir. Bunlar hüviyetlerine bağlı olduklanndan, zatlarına hastırlar. Bu yüzden çadırlar içinde olan özel tecellilerdir, umumi değildirler.

Elmalı’lı Hamdi Yazır bu ayet hakkında özetle şöyle diyor;

[“ahver” veya “havra”nın çoğuludur ki;

gözünün beyazı şiddetli; beyaz, karası da şiddetli, kara olan ahu gözlüye denilir.] Ebu Musa El Eşri’den, Peygamber Efendimizin şöyle buyurduğu nakledilmiştir.

[“Dürretün mucevvefetün” (Çadır içi boş bir incidir); Gökte boyu altmış mildir. Her köşesinde mü’minin bir ehli (yakını) vardır. Diğerleri onları görmezler. Mü’min bunları dolaşır. ] Biı takımlarının da Ebu’d Derda’dan yaptıkları rivayete göre;

“Hayme büyük bir incidir ve inciden yetmiş kapışı mevcuttur”

“Maksuratün fiyl hiyam” sözü, gayet güzel manaya işaret eder.

Şöyle ki; cennette mü’min bir şeyi elde etmek için hareketi ihtiyaç hissetmez, eşya ona doğru hareket eder. Binaenaleyh o hareket etmeden yiyeceği, içeceği gelir. Arzu ettikleri şeyler üzerilerinde dolaşırlar. Huriler evlerde bulunurlar, istedikleri vakit mü’minlere intikalleri çadırlarda olur. Mü’minlerin çadırları vardır; huriler o çadırlardan köşklere inerler.

Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(2)