İçeriğe atla
Hadîd 13Cüz 27 · Sayfa 539

Hadîd Sûresi 13. Âyet

الحديد

Sohbete sor

Yevme yekûlu-lmunâfikûne velmunâfikâtu lilleżîne âmenû-nzurûnâ naktebis min nûrikum kîle-rci'û verâekum feltemisû nûran feduribe beynehum bisûrin lehu bâbun bâtinuhu fîhi-rrahmetu ve zâhiruhu min kibelihi-l'ażâb(u)

Münafık erkeklerle münafık kadınların, iman edenlere, "Bize bakın ki sizin ışığınızdan biz de aydınlanalım" diyecekleri gün kendilerine, "Arkanıza (dünyaya) dönün de bir ışık arayın" denilecektir. Derken aralarına kapısı olan bir sur çekilir. Bunun iç tarafında rahmet, onlar (münafıklar) tarafındaki dış cihetinde ise azap vardır.

Hadîd Sûresi

Yolumuza Mesnevi-i Şerif beyitleri ile devam edelim.

Ateş, perdeden dolayı göz bağıdır; bu gayb cebinden, baş çıkarmış rahmettir.

Ya'ni ateşin kırmızı rengi, kendi hakîkatine perde olduğu için göz bağıdır. Çünkü onun hakîkati Hak'tır, dilerse o sûretten celâliyle açığa çıkıp azâb eder; ve dilerse cemâliyle açığa çıkıp o sûretten rahmet kılar. Bundan dolayı bu ateş, gayb âleminden başını çıkarıp zâhir olan bir rahmettir; zâhirini görenler azâb zanneder, oysa bâtını rahmettir. Nitekim Hadîd sûresindeki âyet-i kerîmede buyrulur:

(Hadîd, 57/13) “fe duribe beynehüm bi sûrin lehü bâbun, bâtınühü fîhir rahmetü ve zâhirühü min kıbelihil azâb”

"Mü'minler ile kâfirler arasına, iç tarafı rahmet ve dış tarafı azâb cihetinden bir kapı olmak üzere bir duvar çekilir."[69]

Bu sizin gözünüze kıtlık dır. Benim gözümün önünde bu zemîn cennet gibidir!" Ya’ni, Hak Teâlâ’nın kahrında lütfü gizlidir. Siz zâhir-bîn olduğunuz için ancak kahrı görüyorsunuz, bu tecellînin iç yüzünü görmüyorsunuz. Nitekim âyet-i kerîmede, (Hadîd, 57/13) ya’ni, “Onun bâtınında rahmet vardır ve zâhiri azâb cihetindendir” buyurulur. Birçok mahallerde dahi îzâh olunduğu üzere bu âlem-i kesîf-i şehâdet, sıfât ve esmâ-i ilâhiyyenin meclâsıdır. Esmâ ve sıfât-ı İlâhînin tecelliyâtında da aslâ ta’tîl yokdur. Binâenaleyh dâimâ kahrı lutuf, lütfü da kahır ta’kib eder. İşte tabîatda aksü’l-amel olmasının sim da budur.[70]

Fakat her şakî ve iyi tâli'linin ayağı önünde pek ters oyun idi." Bu beyitler “Ateş şehvetler ile örtülmüştür ve cennet mekruhlar ile örtülmüştür” hadîs-i şerifinin tavzih ve tefsiri ma’nâsıdır. Bu âlemin sûretleri ters vurulmuş nala benzer. Bu hadîs-i şerîf mûcibince dünyânın lezzât ve ezvâk-ı âcilesinin iç yüzüne bakılırsa ayn-ı âteştir ve cehennemdir; ve dünyânın âlâm ve mihnetlerinin iç yüzü dahi ayn-ı lezzet ve râhattır. Nitekim âyet-i kerîmede (Hadîd, 57/13) “Onun bâtınında rahmet vardır ve zahiri de azâb cihetindendir" buyurulur. Bu binânın böyle ters kurulması saîd olanlar ile şakî olanlann birbirinden aynlmaları hikmetine müsteniddir. Zîrâ şakîler zâhire ve ‘âcile nazar ederler ve saîdler ise bâtına ve âcile nazar ederler.

"Her kim ateşe ve şerere gitti, su ortasından baş yukarı etti." Her kim Hakk’ın sol tarafındaki riyazet ateşine ve mücâhede kıvılcımları içine doğru gittiyse onun sağ tarafındaki kevser ırmağı ortasından baş çıkardı.

Her kim ortadan su tarafına gitti, o derhal ateş içinde olmayı buldu "

“Her kim bu ters vurulmuş nal mesâbesinde olan dünyâ sûretlerinin ortasından zâhiren latif su gibi görünen cismânî lezzetler ve nefsânî hazlar tarafına gittiyse, o kimse derhal kendini tabîat ateşi içinde buldu."

"Her kim sağ ve âb-ı zülâl tarafına gitti, sol taraftan baş yukarı vurdu."

"Ve o kimse ki âteşîn olan sol tarafa gitti, o sağ tarafa başını çıkardı." Ya’ni dünyânın ashâb-ı yemîni âhiretin ashâb-ı şimâli ve dünyânın as- hâb-ı şimâli âhiretin ashâb-ı yemîni oldu. Bu beyitlerde sûre-i Şûrâ’da (Şûrâ, 42/20) “Kim dünyâ harsini isterse o cinsden ona veririz. Halbuki âhirette onun için nasîb yoktur!” âyet-i kerîmesine işâret buyurulur.

Siz kimse bu muzmer olan sırra çarptı. Şübhesiz az kimse o ateşe gitti.

Ya’ni, az kimse bu dünyânın ters ve gizli olan sırrına vâkıf oldu. Şübh siz o az kimse dünyânın ateşli olan tarafına gitti ve riyâzet ve mücâhedât tarîkini ihtiyâr etti; ve bittabi’ kendisini letâfet-i rûhâniyye içinde buldu.

Bir kimsenin gayrı ki onun başı üzerine ikbâl döküldü ki, o suyu terk etti ve ateşe kaçtı.

Ya’ni, dünyânın su mesâbesinde olan ‘âcil lezzetlerini ve nefsânî hazlarını terk edip ateş mesâbesinde olan riyâzet Ve mücâhede tarafına kaçan bir kimse, ancak ezelde başı üzerine ikbâl ve saâdet ni’meti dökülmüş olan bir kimsedir. Yoksa bu lutf-i İlâhî olmaksızın dünyânın lezzetlerinden vazgeçmek herkes için kolay bir şey değildir.[71]

Ukül-i cüz’iyyenin idrâkden âciz kaldığı bir hâl vardır. O da budur ki: Bir kimsenin cismine bu kadar şiddetli işkence yapıldığı hâlde o acılara nasıl tahammül eder? Cevâben deriz ki: Bunun sim sûre-i Hadîd’de vâki (Hadîd, 57/13) ya’ni “Mü’minler ile münkirler arasına bir duvar dikildi ki, o duvarın bir kapısı vardır; onun iç yüzünde rahmet vardır ve dış yüzü azâb cihetindendir” âyet-i kerîmesidir. Münkirler mü’minlere azâb ve işkence yaparken onlara acı hissettirerek intikam aldıklannı zannederler. Zâhiren böyle görünür. Fakat mü’minler o zâlimlerin işkencelerinden elem ve acı duymazlar. Belki bir zevk ve lezzet duyarlar. Nitekim birçok mü’minlerin ölürken ölümden lezzet duyduklannı söyleyerek öldükleri görülmüş ve işitilmiş ve hayret edilmiştir. îşte Bilâl hazretlerinin ve Fir’avn’ın sihirbâzlarının ve Cercîs’ın[72] hâli de böyledir. Fakat münkirler kendi cisimlerinde duyduklan acıyı onlara dahi duyurduklarını zannederler. Bu beyânât hurâfât değildir. Belki Allâh Teâlâ’nın bu âlem-i tabîatta gösterdiği bir hârikadır. Tatmayan bilmez.[73]

Gidici ayak ile seyr mahfî değildir. Sihibâzlarının ayaklarının kat'ından olan seyri gör!

Bir kimsenin ayağı sağlam ve tamâm olarak Hak yolunda takvâ içinde yürümesi, o kimse hakkında Hakk’ın gizli olan bir lutfu değildir. Belki lutf-ı zâhir içinde diğer bir lutf-ı zâhirdir. Sihirbâzların sûret-i zâhirede kahır olan Fir’avn tarafından ayakları kesildikten sonra Hak tarafına olan seyr-i ma’nevilerini gör ki, bu seyr kahr-ı zâhirî içinde gizli bir lutf-ı ma’nevîdir. Nitekim (Hadîd, 57/13) ya’nî “Onun bâtınında rahmet vardır ve onun zâhirî azâb cihetindendir” buyurulur.[74]


Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(1)