Femen yuridi(A)llâhu en yehdiyehu yeşrah sadrahu lil-islâm(i)(s) vemen yurid en yudillehu yec'al sadrahu dayyikan haracen keennemâ yessa''adu fî-ssemâ-/(i)(c) keżâlike yec'alu(A)llâhu-rricse ‘alâ-lleżîne lâ yu/minûn(e)
Allah, her kimi doğruya erdirmek isterse, onun göğsünü İslam'a açar. Kimi de saptırmak isterse, onun da göğsünü göğe çıkıyormuşçasına daraltır, sıkar. Allah, inanmayanlara azap (ve sıkıntıyı) işte böyle verir.
Allah kimi hidayete erdirmek isterse, onun gönlünü İslâm'a açar. Kimi de saptırmak isterse, sanki göğe yükseliyormuş gibi, göğsünü dar ve sıkıntılı yapar. Allah, inanmayanları işte böyle pislik içinde bırakır.
En'âm 125. ayeti, hidayet ve dalalet kavramlarını kalbin açılması ve daralması metaforu üzerinden işler. Ayet, ilahi iradenin insan kalbi üzerindeki etkisini dilbilimsel bir derinlikle ortaya koyar ve bu durumu 'İslam' ve 'ricz' gibi anahtar kavramlarla pekiştirir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Hidayet (هدى), lügatte lütuf ve güzellikle yol göstermektir. Allah'ın hidayeti, insanı doğruya ulaştırması ve ona doğru yolu ilham etmesidir. Ayetteki 'يَهْدِيَهُۥ' ifadesi, Allah'ın iradesiyle kulun İslam'a yönelmesini, kalbinin hakikate açılmasını ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Hidayet, Kur'an'da Allah'ın insanı doğru yola, yani İslam'a yönlendirmesi anlamında merkezi bir kavramdır. Bu ayetteki kullanımı, ilahi bir lütuf olarak kalbin İslam'a açılmasıyla doğrudan ilişkilidir ve insanın kendi çabasıyla değil, Allah'ın iradesiyle gerçekleşen bir durumu ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Şerh (شرح), bir şeyi açmak ve genişletmektir. 'يَشْرَحْ صَدْرَهُۥ' ifadesi, mecazi olarak kalbin İslam'ı kabul etmeye, hakikati anlamaya ve benimsemeye hazır hale gelmesini, gönlün ferahlamasını ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Şerh (شرح), bir şeyi açmak ve yaymaktır. 'Şerhu's-sadr' (kalbin açılması), kalbin ilahi nurla aydınlanması, hakikati idrak etme ve kabul etme kapasitesinin artmasıdır. Ayette, Allah'ın hidayet etmek istediği kimsenin kalbini İslam'a karşı genişletmesini, onu İslam'a ısındırmasını anlatır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İslam (إسلام), Allah'a teslim olmak, O'nun birliğini kabul etmek ve emirlerine boyun eğmektir. Ayetteki 'لِلْإِسْلَـٰمِ' ifadesi, kalbin açıldığı, genişlediği ve kabul ettiği dinin İslam olduğunu, yani Allah'ın gönderdiği hak dini ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): İslam, Kur'an'ın temel kavramlarından biridir ve 'teslimiyet' anlamına gelir. Bu teslimiyet, Allah'ın iradesine tam bir boyun eğmeyi ve O'nun hükümlerini kabul etmeyi ifade eder. Ayette, kalbin İslam'a açılması, kişinin bu teslimiyet halini benimsemesi ve içselleştirmesi demektir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Dalalet (ضلال), doğru yoldan sapmak, şaşırmak demektir. Allah'ın bir kulunu saptırması, o kulun kendi iradesiyle sapmayı tercih etmesi üzerine Allah'ın onu o halde bırakması ve hidayetini kesmesidir. Ayetteki 'يُضِلَّهُۥ' ifadesi, kişinin kendi tercihiyle hakikatten uzaklaşması sonucu ilahi iradenin onu dalalette bırakmasını anlatır.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Dalalet, Kur'an'da genellikle hidayetin zıddı olarak kullanılır ve doğru yoldan sapmayı, şaşkınlığı ifade eder. Bu ayette, Allah'ın saptırması, kişinin kendi iradesiyle küfrü seçmesi ve Allah'ın da onu bu tercihiyle baş başa bırakması şeklinde anlaşılmalıdır; bu, cebri bir saptırma değil, kişinin eylemlerinin bir sonucudur.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Dayyık (ضيق), dar ve sıkıntılı demektir. 'يَجْعَلْ صَدْرَهُۥ ضَيِّقًا' ifadesi, mecazi olarak kalbin hakikati kabul etmeye kapalı, bunalmış ve sıkıntılı bir halde olmasını ifade eder. Bu durum, kişinin küfre meyletmesi ve hidayetten uzaklaşmasıyla ilişkilidir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Dayyık (ضيق), bir şeyin genişliğinin zıddıdır. Kalbin daralması, kişinin hakikati idrak edememesi, gönlünün sıkıntı ve huzursuzlukla dolmasıdır. Ayette, dalalete düşen kimsenin kalbinin İslam'a karşı kapalı, sıkıntılı ve bunalmış bir hale gelmesini tasvir eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Rics (رجس), pislik ve murdarlıktır. Kur'an'da hem maddi hem de manevi pislikler için kullanılır. Bu ayetteki 'ٱلرِّجْسَ' ifadesi, inanmayanların üzerine konulan manevi pisliği, yani küfrü, şirki ve günahları ifade eder. Bu, onların kalplerinin ve amellerinin kirlenmişliğini gösterir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Rics (رجس), her türlü pislik ve kötü şeydir. Şeriatta haram olan her şey için kullanılır. Ayetteki 'ٱلرِّجْسَ' kelimesi, inanmayanların üzerine konulan küfür ve şirk gibi manevi pislikleri, onların kalplerini ve düşüncelerini kuşatan kötülükleri anlatır. Bu, onların hidayetten uzaklaşmalarının bir sonucudur.
En'âm Sûresi
“Femen yuridi(A)llâhu en yehdiyehu yeşrah sadrahu lil-islâm(i) vemen yurid en yudillehu yec’al sadrahu dayyikan haracen keennemâ yessa’’adu fî-ssemâ-/(i) kezâlike yec’alu(A)llâhu-rricse ‘alâ-llezîne lâ yu/minûn(e)” Allah, her kimi doğruya erdirmek isterse, onun göğsünü İslâm’a açar. Kimi de saptırmak isterse, onun da göğsünü göğe çıkıyormuşçasına daraltır, sıkar. Allah, inanmayanlara azap (ve sıkıntıyı) işte böyle verir. (6/125)
Cenâb-ı Hakk’ın Kahhar ismi var mı? Var. Cebbar ismi var mı?... Var. Aziz ismi var mı var Bunlar bir insâna rastlarsa yahut bir beldeye rastlarsa ne yapmaz. Cenâb-ı Hakk’ın Mudil ismi var mı? Dalalette bırakır mı insânı, bırakır. İşte 99 esmânın selâm ismi altında toplanması bu gerçekleri ifade eder. Yani, Cenâb-ı Hakk’ın her türlü isminden selâmettesin, demektir. Başına gelecek ne türlü hâl varsa hepsinden selâmettesin. Ancak, bu demek değildir ki, benim başıma hiçbir belâ ve sıkıntı gelmeyecek. O takdir-i İlahidir. O ayrı meseledir. İnsan düşer, ayağı kırılır. Niye ben namaz kılıyordum selâm hükmü beni selâmete çıkarmadı diye bir husus yoktur. Anlatmak istediğimiz selâmet bedeni eksikliklerin meydana gelmesini önleyecek selâmet değil. O kaderdir ve tahakkuk edecektir, olacaktır. O selâmetle bahsettiğimiz selâmetin ilgisi yoktur. Hepsi ikazdır ve bizi selâmete götürecektir. Eğer insânın başına hiçbir şey gelmezse zorluğu anlayamayacağı için, rahatın kıymetini bilemez. Dolayısıyla başına gelen her türlü hâl olacaktır, ancak (99) esmâdan hangisi kişinin başına bir oluşum getirecekse kendinin namazı ile ürettiği (99) selâm isminden biri o tecelliyi karşılar. Eğer Celâli bir tecelli ise karşılayan selâm ismi onun dozunu azaltır, eğer gelen tecelli Cemâli bir tecelli ise onun da dozunu arttırır ve daha çok sevap almasına sebeb olmuş olur.
Ama olması gereken hâl ise Hakkın isimlerinin nerede ne şekilde zuhur ettiğini idrak edip selâmette ve salim olmaktır. İsİâmda zâten buradan geliyor. “ALLAH, HER KİMİ DOĞRUYA ERDİRMEK İSTERSE, ONUN GÖĞSÜNÜ İSLÂM'A AÇAR.” (6/125) denmiştir. Hazret-i Peygamber efendimizin GÖZÜMÜN NURU NAMAZ dediği nedir? Sûre-i Mü'minin başında- ONLAR NAMAZLARINDA HÛŞÛ İÇİNDE OLANLARDIR; (23/2)[92]