İçeriğe atla
En'âm 48Cüz 7 · Sayfa 133

En'âm Sûresi 48. Âyet

الأنعام

Sohbete sor

Vemâ nursilu-lmurselîne illâ mubeşşirîne ve munżirîn(e)(s) femen âmene veasleha felâ ḣavfun ‘aleyhim velâ hum yahzenûn(e)

Biz peygamberleri ancak müjdeleyiciler ve uyarıcılar olarak göndeririz. Kim iman eder ve kendini düzeltirse onlara korku yoktur. Onlar mahzun da olacak değillerdir.

En'âm Sûresi

Terzibaba - Necdet Ardıç

“Vemâ nursilu-lmurselîne illâ mubeşşirîne ve munzirîn(e) femen âmene veasleha felâ havfun ‘aleyhim velâ hum yahzenûn(e)” Biz peygamberleri ancak müjdeleyiciler ve uyarıcılar olarak edilecek?” göndeririz. Kim iman eder ve kendini düzeltirse onlara korku yoktur. Onlar mahzun da olacak değillerdir. (6/48)


Her peygamber kendi mertebesinden müjdeliyeci ve uyarıcıdır.

Âdem (a.s.) toprağın ağırlığından aslı olan Hikmet ve Venefahtüyü müjdeliyici ve uyarıvı olarak geldi.

İdris (a.s.) çok ibadet ve riyâzât yapıyordu, böylece kendinde büyük bir lâtiflik hasıl oldu ve Cenâb-ı Hakk onu “mekânen âliyyen” “yüce mekâna” yükseltti. Bunu inananlara müjdedi. Böylece o da “hava” ki (kuvvet) tir, havai-yattan “nefs-i hevası”ndan da uyardı.

Nûh (a.s.) kavmine uzun seneler nasihat etti “vester şevsiyab”, uyardı. Onlar Nuh-u dinlememek için sırtlarındaki örtülerini ters döndürüp başlarını ve kulaklarını örterek, onu dinlemek istemediler.

Nûh (a.s.) vücûd gemisi ile kendi mertebesi itibariyle ilim deryasında yüzerek necat bulup rahat ve huzura kavuştu. Ve inanları vücûd gemisi ile yüzüp urtulmamın mümkün olduğunu müjdeledi.

Nemrud İbrahim’e çok eziyet etti ve sonunda ateşe attı. İbrahim (a.s.) Nemrud olan Nefsi emarenizin içine atılmayın diye uyardı.

Bu mertebelerdeki kişi “anasır-ı erba’a” beden yapımızı meydana getiren (dört ana unsur) “toprak, su, ateş, hava” ve bunların tabiatlarından kurtulup huzura kavuşucağını müjdeledi.

Mûsâ (a.s.) nefsi emmare Firavûn hakkkında uyarıda ve mücadele etme onuşunda uyardı.

Bu mertebede bulunanları nefsi emmare Firavun’undan kurtulup Kızıl denizden geçirerek Tûr-i Sîna da Tevrât-ı şerifi alması o mertebede ki (İsriyyet) “Hakk-a yürüyüş” hakında müjdeledi.

Meryem oğlu İsâ (a.s.) kendi varlığında Hakk’ı görüp varlığınız hakk’ın varlığından başka bir şey değildir diye uyardı.

“ve eyyedna hu birûh’ül kûdüs” “biz onu rûh’ül kûdüs ile destekledik” hükmü ile müjdeledi.

Efendimiz (s.a.v.) in uyarıcı ve müjdeliyici olmasına gelince…

  1. Hakikat-i Muhammed-î yönüyle baktığımızda.

Daha evvelce de belirtildiği gibi Ulûhiyyet’in zuhur mahalli olan Hakikat-i Muhammediyye yi Zât-ı mutlak, “Muhakkak ki Biz” diyerek, araya hiç bir mertebeyi sokmadan Hakikat-i Muhammediyye ye hitaben seni “irsal-Rasûl” ettik, yani zât âleminden ef’âl âlemine kadar olan bütün sahaya gönderdik. Ne için? Bütün âlemlerde ve her zerrede Allah’ın varlığına (şahit) ve bunun müjdesini veren (mübeşşir) ve bu halden gaflette olan mahalleri de (nezir) uyarman için gönder-dik, şekliyle düşünüp kendimize yeni bir ufuk açmak sûretiyle idrak ve zevk edebiliriz.

(2) Hazret-i Muhammed, zuhur’u Muhammed-î mertebesi itibariyle baktığımızda.

“Ey Habîbim! Seni bütün âlemlerde Ulûhiyyet ismimle var olan “Ben” Allah’ın tecelli ve zuhuruma (şahit) ve bu hali müjdeleyici (mübeşşir) inkâr edenleri de uyarıcı (nezir) olarak gönderdik,” şekliyle izah ve zevk edebiliriz.

(3) Üncü hali olan ümmet-i yani bizler içinse!

Hakk buyurur ki, “ey kulum senin beden mülkünde zuhuru olan Hakikat-i Muhammed-î mertebesini, beden mülkünde Hakk’ın varlığından başka bir şeyin olmadığının açık (şahid) i ve (mübeşşir) müjdeleyicisi ancak, bu hal ve hakikatlere inanmadığın takdirde akibetinin ve pişmanlığının çok çetin olacağının (nezir) uyarı-ikaz-ı nı yapmaktadır şekliyle, idrak ve zevk edebiliriz.” Bu arada bir şeye daha dikkat etmemiz gerekiyor Görüldüğü gibi burada Peygamber (s.a.v.) Efendimizin üç vasfından bahsediliyor, genelde (nezir) kelimesi “korkutma” şekliyle ifade ediliyor ise de, rahmet Peygamberi olan Peygamberimize bu vasfı vermemiz pek uygun olmayacaktır, onun yerine yukarıda da belirtildiği gibi (ikaz- uyarıcı) kelimelerini kullanmamız daha uygun olacaktır diye düşünüyorum.

Hakk kuluna o kadar yakındır ki; “Biz senin beden mülküne böyle güzellikler bahşettik ve bunun haberini de bizzât Biz vermekteyiz,” diyerek şahit ve müjde olarak bu hakikatler Allah’ın Kitabında, Allah’ın lisânından ve Allah’ın kendisi tarafından biz zaif kullarına açık bir dille anlatılmaktadır. Şükründen âciziz, (fefhem) hemen anlamaya çalışalım, zîra bu çok değerli hayat, çokta hızlı geçmekte’dir.[28]


Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(2)