İçeriğe atla
En'âm 49Cüz 7 · Sayfa 133

En'âm Sûresi 49. Âyet

الأنعام

Sohbete sor

Velleżîne keżżebû bi-âyâtinâ yemessuhumu-l'ażâbu bimâ kânû yefsukûn(e)

Ayetlerimizi yalanlayanlara ise, yapmakta oldukları fasıklık sebebiyle azap dokunacaktır.

En'âm Sûresi

“Vellezîne kezzebû bi-âyâtinâ yemessuhumu-l’azâbu bimâ kânû yefsukûn(e)” Âyetlerimizi yalanlayanlara ise, yapmakta oldukları fasıklık sebebiyle azap dokunacaktır. (6/49)


Bu âyette Mesnevi-i Şerif beyti ile devam edelim.

2885. Kulların makamları onun nazarında oldu. Şübhesiz, Hudâ onun nâmını " Şâhid" koydu.

“Kulların makâmları”ndan murâd, her kulun ayn-ı sâbitesinin isti’dâd ve kâbiliyyet-i zâtiyyesidir ki, hakîkat-i muhammediyye bunların cümlesini muhîttir. Binâenaleyh bunların cümlesi, Sultân-ı Enbiyâ Efendimiz’in nazarında dır. Bu ihâtalı olan görüşünden dolayı Hakk Teâlâ hazretleri o sultânın ism-i şerifini “Şâhid” koydu. Nitekim sûre-i Ahzâb’da (Ahzâb, 33/45) “Ey resûlüm! Biz seni şâhid ve müjdeci ve korkutucu olarak gönderdik” buyurulur. Bu âyet-i kerîme Hak Kur’ân’da “Erselnâke şâhiden” buyurdu; zîrâ o kevnden hür oğlu hür idi”] beytinde geçti. Ma’lûm olsun ki, Rabbü’l-erbâb olan Hak Teâlâ her biri bir rabb-i hâs olan esmâsı ahkâmından marzî ve mağzûb olanların temyîzini irâde buyurur. Bu temyîz ise zuhûr-ı ahkâmdan sonra olur; ve zuhûr-ı ahkâm ise, imtihândan sonra mümkindir. Nitekim Hak Teâlâ hazretleri sûre-i Muhammed’de (Muhammed, 47/31) “Biz sizden mücâhid ve sâbir olanları bilmemiz için sizi imtihân ederiz” buyurur.

İmdi mâdemki zuhûr-ı ahkâm bu âlem-i kesâfet olan dünyâda vâki’ oluyor, şu hâlde kullann bâtınları olan a’yân-ı sâbitelerine ve bu a’yân-ı sâbitelerinin isti’dâd ve kâbiliyyet-i zâtiyyelerine göre onlardan zâhir olan efâl ve ahkâma şehâdet için, peygamberlerin zuhûru zarûrîdir. Nitekim Hak Teâlâ (Nisâ, 4/41) [ya’nî “Biz, her ümmetten bir şâhit getirdiğimizde ve sen de onların üzerine şâhit getirdiğimizde nasıl olur?”] buyurur. İşte rûz-i cezâda (En’âm, 6/49) ya’nî “Allah için hüccet-i bâliğa sâbittir” âyet-i kerîmesi mûcibince şühûd ile tevessuk eden hüccet-i bâliğanın ikâmesinden sonra mukbiller ile mücrimler ve ehl-i kurb ile ehl-i bu’d ayrılarak (Şûrâ, 42/7) ya’nî “Bir fırka cennette ve bir firka da cehennemdedir" sim zuhûra gelir ve marzî olanlar kendi sırât-ı müstakimlerinin nihayeti olan cennete ve mağzûb olanlar da kendi müstakimlerinin nihâyeti olan cehenneme vâsıl olurlar.[29]


Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(3)