Ve keżâlike nufassilu-l-âyâti ve litestebîne sebîlu-lmucrimîn(e)
Suçluların yolu da açığa çıksın diye ayetleri işte böyle ayrı ayrı açıklarız.
Suçluların tuttuğu yol açığa çıksın diye, âyetleri işte böyle genişçe açıklıyoruz.
En'âm Suresi 55. ayet, ilahi mesajın açıklanması ve suçluların yolunun belirginleştirilmesi arasındaki ilişkiyi vurgular. Ayetler, hak ile batılın ayrılması ve insanların doğru yolu bulması için detaylı bir şekilde açıklanmaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Fasl (فصل) kelimesi, bir şeyi diğerinden ayırmak, birbirinden uzaklaştırmak anlamına gelir. 'Nufassilu' fiili ise, ayetleri birbirinden ayırarak, her birini açıklığa kavuşturarak, detaylandırarak beyan etmek demektir. Ayetteki kullanımı, ilahi mesajın karmaşık değil, anlaşılır ve belirgin kılınması amacını taşır.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Fassalnâ (فصلنا) ifadesi, 'beyan ettik, açıkladık' anlamındadır. Ayetteki 'nufassilu' da aynı şekilde, ayetlerin manalarının ve hükümlerinin açıkça ortaya konulduğunu, böylece insanların doğru ile yanlışı ayırt edebileceğini ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'daki 'fasl' kavramının, hak ile batılın, doğru ile yanlışın birbirinden ayrılması ve netleştirilmesi anlamını taşıdığını belirtir. 'Nufassilu' fiili, bu ayrımın ilahi bir eylemle, yani ayetlerin detaylı bir şekilde açıklanmasıyla gerçekleştiğini gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Âyet (آية), açık bir alamet, işaret ve delil anlamına gelir. Kur'an'da hem Allah'ın kainattaki kudretini gösteren deliller için hem de Kur'an'ın cümleleri ve bölümleri için kullanılır. Bu ayette 'el-âyât' ifadesi, Kur'an'ın kendisini ve içerdiği ilahi mesajları ifade eder ki bunlar, hakikati açıklayan delillerdir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Âyet, 'alamet' ve 'nişane' demektir. Allah'ın ayetleri, O'nun varlığına ve birliğine işaret eden, insanları doğru yola ileten açık delillerdir. Ayetteki bağlamda, bu ayetlerin açıklanmasıyla suçluların yolunun belirginleşmesi, onların sapkınlığının delillerle ortaya konulması anlamına gelir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'ayet' kelimesinin Kur'an'da çok geniş bir anlam yelpazesine sahip olduğunu, ancak temelinde 'işaret eden, delil olan' anlamının yattığını belirtir. Bu ayetteki 'el-âyât', Allah'ın insanlara gönderdiği, doğru yolu gösteren ve batılı ifşa eden ilahi vahiylerdir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Beyân (بيان), bir şeyin açıklığa kavuşması, netleşmesi demektir. 'Testebîne' fiili, 'istif'al' babından olup, bir şeyin kendiliğinden veya bir çaba sonucunda açık hale gelmesini ifade eder. Ayette, ayetlerin açıklanmasıyla suçluların yolunun kendiliğinden belirginleştiği, gizli kalmadığı vurgulanır.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Beyân, 'izhar' (ortaya çıkarma) ve 'tevzih' (açıklığa kavuşturma) anlamlarına gelir. 'Testebîne', suçluların yolunun, yani onların sapkınlıklarının ve kötü amellerinin, ayetlerin ışığında apaçık bir şekilde ortaya çıkması demektir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Beyân, bir şeyin hakikatini ortaya koymak ve onu diğerlerinden ayırmak anlamına gelir. 'Testebîne' fiili, suçluların yolunun, yani onların yanlış inanç ve eylemlerinin, ayetlerin detaylı açıklaması sayesinde şüpheye yer bırakmayacak şekilde belirginleştiğini ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Sebîl (سبيل), hem maddi hem de manevi anlamda yol demektir. Kur'an'da genellikle 'Allah'ın yolu' (sebîlullah) veya 'şeytanın yolu' gibi manevi gidişatları ifade eder. Bu ayette 'sebîlü'l-mücrimîn' (suçluların yolu), onların sapkın inançlarını, kötü amellerini ve ahiretteki kötü akıbetlerini kapsayan yaşam tarzlarını ifade eder.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Sebîl, 'tarîk' (yol) ve 'mezheb' (gidişat) anlamındadır. Ayetteki 'sebîlü'l-mücrimîn', suçluların izlediği, onları helake götüren yanlış inançlar, ahlaki bozukluklar ve günahkâr davranışlar bütünüdür. Ayetlerin açıklanmasıyla bu yolun tehlikeleri ve sapkınlığı ortaya konulur.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Sebîl, 'meslek' (tutulan yol) ve 'cihet' (yön) anlamına gelir. 'Sebîlü'l-mücrimîn' ifadesi, suçluların takip ettiği, Allah'ın emirlerine aykırı olan, batıl ve sapkın yaşam biçimini ve inanç sistemini temsil eder. Ayetlerin açıklanması, bu yolun yanlışlığını gözler önüne serer.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Cürm (جرم), bir şeyi kesmek, koparmak anlamına gelir. 'İcrâm' (إجرام) ise, bir şeyi kesip atmak, yani bir suç işleyerek kendini hayırdan koparmak demektir. 'Mücrimîn', Allah'ın emirlerini çiğneyen, günah işleyen, hakikatten sapan ve bu sapkınlıklarıyla kendilerine zarar veren kimselerdir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Mücrim (مجرم), 'müznib' (günahkar) ve 'kâfir' (inkarcı) anlamlarına gelir. Ayetteki 'el-mücrimîn', Allah'ın ayetlerini inkar eden, O'na karşı gelen ve bu yüzden cezayı hak eden kimselerdir. Ayetlerin açıklanmasıyla onların bu inkarcı ve günahkar yolları belirginleşir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'mücrim' kavramının Kur'an'da genellikle Allah'ın yasaklarını çiğneyen, O'na karşı isyan eden ve bu nedenle ilahi cezayı hak eden kişileri ifade ettiğini belirtir. Bu ayette 'el-mücrimîn', hakikatten yüz çeviren, sapkın bir yol izleyen ve bu yollarının yanlışlığı ayetlerle ortaya konulan kimselerdir.
En'âm Sûresi
“Ve kezâlike nufassilu-l-âyâti ve litestebîne sebîlu-lmucrimîn(e)” Suçluların yolu da açığa çıksın diye âyetleri işte böyle ayrı ayrı açıklarız. (6/55)
Suçluların yolu “hadi” karşıtı “mudill” üzerinedir. Ve delalet yoludur.
Fatiha sûresi 7. Âyette bu yol;
mağdubi aleyhim; Ve laddaaallîn, “O gazaba uğramışların ve o sapmışların yolu” olarak bildirilmiştir.
Hakikat-i Muhammedî seyrinde “mudil”i yok etmek değil ancak ona uymamak vardır. İşte böylelikle Allah c.c. işaretleri açığa çıkmaktadır.