İçeriğe atla
En'âm 56Cüz 7 · Sayfa 134

En'âm Sûresi 56. Âyet

الأنعام

Sohbete sor

Kul innî nuhîtu en a'bude-lleżîne ted'ûne min dûni(A)llâh(i)(c) kul lâ ettebi'u ehvâekum(ﻻ) kad daleltu iżen vemâ enâ mine-lmuhtedîn(e)

De ki: "Sizin, Allah'tan başka ibadet ettiğiniz şeylere ibadet etmem bana kesinlikle yasaklandı. Ben sizin arzularınıza uymam. (Uyarsam) o takdirde sapmış olurum, hidayete erenlerden olmam."

En'âm Sûresi

Terzibaba - Necdet Ardıç

“Kul innî nuhîtu en a’bude-llezîne ted’ûne min dûni(A)llâh(i) kul lâ ettebi’u ehvâekum kad daleltu iżen vemâ enâ mine-lmuhtedîn(e)” De ki: “Sizin, Allah’tan başka ibadet ettiğiniz şeylere ibadet etmem bana kesinlikle yasaklandı. Ben sizin arzularınıza uymam. (Uyarsam) o takdirde sapmış olurum, hidayete erenlerden olmam.” (6/56)


Kafirûn sûresi bu âyeti kerime açıklanmıştır.


لَا اَعْبُدُ مَا تَعْبُدُونَ

(109-2) Lâ a’budu mâ ta’budûn.

Ben sizin taptığınız şeylere tapmam.”


Bu ayeti kerime ilk anda tefsirdeki haliyle anlaşılmakla beraber, “sizin muhabbet ettiğiniz şeylere biz muhabbet etmeyiz” ifâdesini taşımaktadır.

Bu muhabbet edilen oluşumlardan Hakk yolunda fayda sağlanacak ise, tabî ki Hakk yolunda gidenler bu yönden ilgi duyarlar o kısım ayrıdır. Ancak o oluşumlara beşeriyet derecesinde yönelenler gibi biz yönelmeyiz, denmektedir.

Ben gerçek Hakk-ı bulmuş iken sizin hayali ve nefsi yönden üretip taptıklarınıza tapmam denmektedir.


وَلَا اَنْتُمْ عَابِدُونَ مَا اَعْبُدُ

(109-3) Ve lâ entum âbidûne mâ a’bud.

Ve siz, benim kul olduğuma kul olacak değilsiniz.”


Çünkü anlayışı, değer yargıları, görüşü ayrıdır, biraz daha yukarıya çıkarsak a’yan-ı sabitesi ayrıdır, bu nedenlerden dolayı benim kul olduğuma sizler ibadet edici, kul olamazsınız.

Kalpleriniz paslanmış ve bu yüzden mühürlenmiş oldu-ğundan ve gerçek Hakk-ı perdelemiş olduğunuzdan bu yoldan geri dönemeyeceğiniz için. Gerçek Hakk’a kul olamayacaksınız.


وَلَا اَنَا عَابِدٌ مَا عَبَدْتُمْ

(109-4) Ve lâ ene âbidun mâ abedtum.

Ve ben de sizin taptığınız şeylere tapacak değilim.”


Ve benim kendimi ve Rabbımı şuhudü yakîn muhabbeti ile idrak etmiş olduğumdan, sizin hayellerinizde varettiğiniz nefsi ve dünyevi olarak taptığınız şeylere tapacak değilim.


وَلَا اَنْتُمْ عَابِدُونَ مَا اَعْبُدُ

(109-5) Ve lâ entum âbidûne mâ a’bud.

“Ve siz benim kul olduğuma kul olacak değilsiniz.”


Çünkü anlayışı, değer yargıları, görüşü ayrıdır, biraz daha yukarıya çıkarsak a’yan-ı sabitesi ayrıdır, bu nedenlerden dolayı benim kul olduğuma sizler ibadet edici, kul olamazsınız.

Kalpleriniz paslanmış ve bu yüzden mühürlenmiş oldu-ğundan ve gerçek Hakk-ı perdelemiş olduğunuzdan bu yoldan geri dönemeyeceğiniz için. Gerçek Hakk’a kul olamayacaksınız.


Bireysel olarak nefsimiz aklımızı örttüğünde inkar ehli olmakta, aklımız nefsimizi örttüğünde ise imân ehli olmaktayız. Daha ileri giderek gönlümüzdeki Hakk’ı ortaya çıkardığımızda ise Hakk ehli olmaktayız.


لَكُمْ دٖينُكُمْ وَلِىَ دٖينِ

(109-6) Lekum dînukum ve liye dîn.

Sizin dîniniz sizin ve benim dînim benim.”


Hiçbir şekilde karşı tarafı tahkir eden bir ifâde olmadan çok tabî olarak uyarı yapılmaktadır.

Efendimiz (s.a.v) bütün âlemin hakîkatini bildiğinden dolayı zorlamaya kalkışmaz, herkesin a’yan-ı sabitesinin gereğini ortaya koyacağını bildiği için zorlayarak imân ehli etmeye çalışmaz.

Sizin hayali ve nefsi kurguladığınız dininiz sizin olsun bizim, İlâhi ve akli gönül dinimiz bizim olsun.[33]


Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(2)