Kul innî nuhîtu en a'bude-lleżîne ted'ûne min dûni(A)llâh(i)(c) kul lâ ettebi'u ehvâekum(ﻻ) kad daleltu iżen vemâ enâ mine-lmuhtedîn(e)
De ki: "Sizin, Allah'tan başka ibadet ettiğiniz şeylere ibadet etmem bana kesinlikle yasaklandı. Ben sizin arzularınıza uymam. (Uyarsam) o takdirde sapmış olurum, hidayete erenlerden olmam."
De ki: "Şüphesiz ki bana, Allah'tan başka yalvardıklarınıza ibadet etmem yasaklandı". De ki: "Sizin çarpık isteklerinize uymayacağım, (eğer uyarsam) o zaman sapıtmış olur, doğru yolda gidenlerden olmamış olurum".
Bu ayet, tevhid inancının temelini oluşturan, Allah'tan başkasına kulluk etmeme ve nefsî arzulara uymama prensibini vurgulamaktadır. Peygamber'in (s.a.v.) müşriklerin batıl inançlarına ve heveslerine karşı duruşunu dilbilimsel bir kesinlikle ortaya koyar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Nehy (نهي) kelimesi, bir şeyi yapmaktan alıkoymak, men etmek anlamına gelir. Ayetteki 'nuhîtü' (نُهِيتُ) ifadesi, Hz. Peygamber'in Allah tarafından müşriklerin taptıklarına kulluk etmekten kesin bir şekilde yasaklandığını, bunun ilahi bir emir olduğunu belirtir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Nehy, bir fiilin yapılmamasını talep etmektir. Bu talep, üst makamdan gelirse emir, alt makamdan gelirse rica olur. Ayetteki kullanımında, Allah Teâlâ'nın Peygamberine (s.a.v.) hitaben, O'ndan başkasına ibadet etmeyi kesin bir dille yasaklamasıdır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Abd (عبد) kelimesi, itaat etmek ve boyun eğmek manasına gelir. 'A'bud' (أَعْبُدَ) fiili, Allah'tan başkasına tapınma, kulluk etme eylemini ifade eder ki, ayette bu eylemden men edildiği bildirilmektedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İbadet (عبادة), en üst düzeyde boyun eğme ve tevazu göstermektir. Ayetteki 'a'bude' (أَعْبُدَ) fiili, müşriklerin taptığı ilahlara karşı gösterilen bu tür bir kulluk ve boyun eğme eylemini reddetmeyi ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Kur'an'da 'abd' (kul) ve 'ibadet' (kulluk) kavramları, insanın Allah karşısındaki mutlak teslimiyetini ve O'na olan bağlılığını ifade eder. Ayetteki 'a'bude' fiili, bu teslimiyetin sadece Allah'a özgü olması gerektiğini, başkalarına yöneltilmesinin şirk olduğunu vurgular.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Da'vet (دعوة) kelimesi, bazen ibadet ve tapınma anlamında kullanılır. Ayetteki 'ted'ûne' (تَدْعُونَ) ifadesi, müşriklerin Allah'tan başka taptıkları, yalvardıkları ve yardım diledikleri varlıkları kasteder. Bu, onların ibadet eylemlerini mecazi olarak ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Duâ (دعاء), bir şeyi kendine doğru çekmek veya bir şeye yönelmek demektir. İbadet bağlamında kullanıldığında, Allah'tan başkasına yönelerek yardım dilemek, yalvarmak anlamına gelir. Ayetteki 'ted'ûne' (تَدْعُونَ), müşriklerin Allah dışındaki varlıklara yönelerek onlardan medet ummalarını ve onlara tapınmalarını ifade eder.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Teb' (تبع) kelimesi, bir şeyin ardına düşmek, onu izlemek demektir. 'Ettebi'u' (أَتَّبِعُ) fiili, Peygamber'in (s.a.v.) müşriklerin heveslerine uymayacağını, onların yolunu takip etmeyeceğini açıkça belirtir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): İttiba' (إتباع), bir kimsenin izinden gitmek, onun yolunu benimsemektir. Ayetteki 'lâ ettebi'u ehvâeküm' (لَا أَتَّبِعُ أَهْوَآءَكُمْ) ifadesi, Peygamber'in (s.a.v.) müşriklerin batıl inançlarına ve kişisel arzularına asla tabi olmayacağını, onların yolunu benimsemeyeceğini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Hevâ (هوى) kelimesi, nefsin arzu ve isteklerine meyletmek anlamına gelir. Çoğulu olan 'ehvâ' (أَهْوَآءَ), genellikle kötü ve batıl arzuları ifade eder. Ayetteki 'ehvâeküm' (أَهْوَآءَكُمْ), müşriklerin şirke dayalı, akıl ve vahiyden uzak, kişisel ve batıl inançlarını ve arzularını ifade eder.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Hevâ, nefsin şehvet ve arzularına yönelmesidir. Kur'an'da genellikle kınanmış bir anlamda kullanılır ve doğru yoldan sapmaya yol açan kişisel eğilimleri ifade eder. Ayetteki 'ehvâeküm', müşriklerin Allah'tan başkasına tapınma gibi batıl ve nefsî arzularını temsil eder.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Hevâ kavramı, Kur'an'da genellikle doğru yoldan saptıran, kişisel ve bencil arzuları ifade eder. Akıl ve vahiyden uzaklaşarak kişinin kendi isteklerine göre hareket etmesidir. Ayetteki 'ehvâeküm', müşriklerin hakikatten uzak, kendi uydurdukları inanç ve yaşam tarzlarını ifade eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Dalâl (ضلال) kelimesi, doğru yoldan sapmak, şaşırmak demektir. 'Daleltü' (ضَلَلْتُ) fiili, eğer Peygamber (s.a.v.) müşriklerin heveslerine uyarsa, doğru yoldan sapmış olacağını, hakikatten uzaklaşacağını ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Dalâl, doğru yoldan ayrılmak, hakikatten uzaklaşmaktır. Ayetteki 'kad daleltü izen' (قَدْ ضَلَلْتُ إِذًا) ifadesi, müşriklerin heveslerine uymanın kaçınılmaz sonucunun doğru yoldan sapmak olacağını, bu durumun kesinliğini vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Kur'an'da 'dalâl' (sapıklık), 'hidâyet' (doğru yol) kavramının zıddıdır. Allah'ın yolundan ve vahyinden uzaklaşmayı ifade eder. Ayetteki 'daleltü', Peygamber'in (s.a.v.) müşriklerin batıl inançlarına uyması durumunda, ilahi rehberlikten uzaklaşarak sapıklığa düşeceğini belirtir.
En'âm Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
“Kul innî nuhîtu en a’bude-llezîne ted’ûne min dûni(A)llâh(i) kul lâ ettebi’u ehvâekum kad daleltu iżen vemâ enâ mine-lmuhtedîn(e)” De ki: “Sizin, Allah’tan başka ibadet ettiğiniz şeylere ibadet etmem bana kesinlikle yasaklandı. Ben sizin arzularınıza uymam. (Uyarsam) o takdirde sapmış olurum, hidayete erenlerden olmam.” (6/56)
Kafirûn sûresi bu âyeti kerime açıklanmıştır.
لَا اَعْبُدُ مَا تَعْبُدُونَ
(109-2) Lâ a’budu mâ ta’budûn.
“Ben sizin taptığınız şeylere tapmam.”
Bu ayeti kerime ilk anda tefsirdeki haliyle anlaşılmakla beraber, “sizin muhabbet ettiğiniz şeylere biz muhabbet etmeyiz” ifâdesini taşımaktadır.
Bu muhabbet edilen oluşumlardan Hakk yolunda fayda sağlanacak ise, tabî ki Hakk yolunda gidenler bu yönden ilgi duyarlar o kısım ayrıdır. Ancak o oluşumlara beşeriyet derecesinde yönelenler gibi biz yönelmeyiz, denmektedir.
Ben gerçek Hakk-ı bulmuş iken sizin hayali ve nefsi yönden üretip taptıklarınıza tapmam denmektedir.
وَلَا اَنْتُمْ عَابِدُونَ مَا اَعْبُدُ
(109-3) Ve lâ entum âbidûne mâ a’bud.
“Ve siz, benim kul olduğuma kul olacak değilsiniz.”
Çünkü anlayışı, değer yargıları, görüşü ayrıdır, biraz daha yukarıya çıkarsak a’yan-ı sabitesi ayrıdır, bu nedenlerden dolayı benim kul olduğuma sizler ibadet edici, kul olamazsınız.
Kalpleriniz paslanmış ve bu yüzden mühürlenmiş oldu-ğundan ve gerçek Hakk-ı perdelemiş olduğunuzdan bu yoldan geri dönemeyeceğiniz için. Gerçek Hakk’a kul olamayacaksınız.
وَلَا اَنَا عَابِدٌ مَا عَبَدْتُمْ
(109-4) Ve lâ ene âbidun mâ abedtum.
“Ve ben de sizin taptığınız şeylere tapacak değilim.”
Ve benim kendimi ve Rabbımı şuhudü yakîn muhabbeti ile idrak etmiş olduğumdan, sizin hayellerinizde varettiğiniz nefsi ve dünyevi olarak taptığınız şeylere tapacak değilim.
وَلَا اَنْتُمْ عَابِدُونَ مَا اَعْبُدُ
(109-5) Ve lâ entum âbidûne mâ a’bud.
“Ve siz benim kul olduğuma kul olacak değilsiniz.”
Çünkü anlayışı, değer yargıları, görüşü ayrıdır, biraz daha yukarıya çıkarsak a’yan-ı sabitesi ayrıdır, bu nedenlerden dolayı benim kul olduğuma sizler ibadet edici, kul olamazsınız.
Kalpleriniz paslanmış ve bu yüzden mühürlenmiş oldu-ğundan ve gerçek Hakk-ı perdelemiş olduğunuzdan bu yoldan geri dönemeyeceğiniz için. Gerçek Hakk’a kul olamayacaksınız.
Bireysel olarak nefsimiz aklımızı örttüğünde inkar ehli olmakta, aklımız nefsimizi örttüğünde ise imân ehli olmaktayız. Daha ileri giderek gönlümüzdeki Hakk’ı ortaya çıkardığımızda ise Hakk ehli olmaktayız.
لَكُمْ دٖينُكُمْ وَلِىَ دٖينِ
(109-6) Lekum dînukum ve liye dîn.
“Sizin dîniniz sizin ve benim dînim benim.”
Hiçbir şekilde karşı tarafı tahkir eden bir ifâde olmadan çok tabî olarak uyarı yapılmaktadır.
Efendimiz (s.a.v) bütün âlemin hakîkatini bildiğinden dolayı zorlamaya kalkışmaz, herkesin a’yan-ı sabitesinin gereğini ortaya koyacağını bildiği için zorlayarak imân ehli etmeye çalışmaz.
Sizin hayali ve nefsi kurguladığınız dininiz sizin olsun bizim, İlâhi ve akli gönül dinimiz bizim olsun.[33]