İçeriğe atla
En'âm 77Cüz 7 · Sayfa 137

En'âm Sûresi 77. Âyet

الأنعام

Sohbete sor

Felemmâ raâ-lkamera bâziġan kâle hâżâ rabbî(s) felemmâ efele kâle le-in lem yehdinî rabbî leekûnenne mine-lkavmi-ddâllîn(e)

Ay'ı doğarken görünce de, "İşte Rabbim!" dedi. Ay da batınca, "Andolsun ki, Rabbim bana doğru yolu göstermezse, mutlaka ben de sapıklardan olurum" dedi.

En'âm Sûresi

“Felemmâ raâ-lkamera bâziġan kâle hâzâ rabbî felemmâ efele kâle le-in lem yehdinî rabbî leekûnenne mine-lkavmi-ddâllîn(e)” Ne zaman ki, ay-" doğar bir halde gördü. "Rabbim bu'dur" dedi. Sonra ay batınca da "and olsun ki, eğer bana Rab'bim hidâyet etmemiş olsaydı, elbette ben sapıklığa düşenler topluluğundan olacaktım" dedi. (6/77)


Gecenin ilerleyen saatlerinde Ay-ı “kamer” in çıktığını gördü, yıldızdan daha büyük olduğu kıyası ile (rabb-ım budur) dedi. Nihayet ay seyrini tamamlayıp görünmez hale geldiğinden sabaha karşı gece karanlığı ortalığa gene çöktü, ayda batınca bu da benim rabb-ım değil dedi ve ilâve etti, “andolsun ki, eğer bana Rabb-ım hidayet etmemiş olmasaydı, elbette ben sapıklığa düşenler topluluğundan olacaktım” dedi.

Yukarıda da bahsettiğimiz, âfakî manâda olan bu kıyasın “enfüsî” olanı ise, o mertebe de yaşayan kişinin kendi nefsî kıyası ile daha geniş ve daha ileri bir görüş ile rabb-ı nı bulmaya çalıştığı anda bunun da hayali ve nefsî olduğunu anlayınca hiç bir değeri olmadığını anlaması o düşüncenin de “uful” batması demektir.

İşte kendisine gerçek olan Rabb-ı nın yardımı ve ilhamı ile kendi ilâhi benliğinin o bölümde faaliyyete geçmesi ile gerçek kıyas ve değerlendirmeyi yapmış olmasıdır. [48]

Füsûs’ül-Hikem, cilt 2 İbrâhîm Fassının başında: Bu hususta özetle şöyle ifade edilmektedir.

İbrâhîmiyyet kelimesinin içinde (müheyyem-şiddetli aşk) ın hikmeti mevcut’tur. “Heyemân” şiddetli aşk mânâsınadır. Cenâb-ı İbrâhîm (a.s.) da Hakk muhabbet-i gâlip olduğundan, Allah’ın yolunda babasından, kavminden yüz çevirdi ve hakk yolunda oğlunu feda eylemeye kararlı idi, ve çok malını da terk etti. Ve muhabbetinin şiddetinden Hakk’ı, nûriyyetin zuhuru sebebiyle yıldızların zuhurunda talep edip: “Eğer Rabbim bana hidâyet etmez ve doğru yolu göstermezse şaşırmışlardan ve Hakk’ın cemâlinde hayrete düşenlerden olurum” (En’âm 6/77) dedi. Bu hallerin cümlesi heyemân’ın galip gelmesindendir. Ve âkıbet heyemân’ın kemâl-i sebebiyle kendi nefsinden fâni ve Hakk’la bâkî oldu. Ve Hakk’ı semâvât, arz, ervah ve cisimlerin zuhurlarında idrâk eyledi.[49]


Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(5)