İçeriğe atla
En'âm 76Cüz 7 · Sayfa 137

En'âm Sûresi 76. Âyet

الأنعام

Sohbete sor

Felemmâ cenne ‘aleyhi-lleylu raâ kevkebâ(en)(s) kâle hâżâ rabbî(s) felemmâ efele kâle lâ uhibbu-l-âfilîn(e)

Üzerine gece karanlığı basınca, bir yıldız gördü. "İşte Rabbim!" dedi. Yıldız batınca da, "Ben öyle batanları sevmem" dedi.

En'âm Sûresi

“Felemmâ cenne ‘aleyhi-lleylu raâ kevkebâ(en) kâle hâzâ rabbî felemmâ efele kâle lâ uhibbu-l-âfilîn(e)” Ne zaman ki, üzerine yine gece bastı, bir yıldızı gördü, "bu benim Rabbim" dedi batınca da "ben öyle batanları sevmem" deyiverdi. (6/76)


Az dikkatle bakıldığı zaman bu Âyet-i kerîme de iki anlatım yönü olduğunu görmekteyiz. Birincisi bu Âyet-i Kerîme yukarıdaki gibi (Zâtî değil esmâ-î’dir,) yâni esmâ mertebesinden izah edilmektedir. Diğer bölümü ise İbrâhîm’in lisânındandır.

Genç İbrâhîm, mağaradan çıktığında günün akşam üstüsü olup gece her tarafı örttüğünde gökyüzünde (kevkeb) “yıldız” ışımağa başlar. Yukarıda ki Âyet-i kerîmede de belirtildiği gibi genç İbrâhîm de, hakk’ın lütfuyla görüş kabiliyyet-i gelişmiş idi. İşte onda ilk zuhura gelen de bu âfakî görüş olduğundan başını göğe çevirip görüş ve müşahede yoluyla kıyas yapmaya başlamasıdır. Gece karanlığında gökyüzünde ilk defa gördüğü (kevkeb) “yıldız”ın ışıması ona göre muhteşem bir sahne idi işte bu yüzden, (bu benim rabbım dedi) Belirli bir süre sonra da yıldız kaybolunca (ben böyle batanları sevmem dedi.) Ve yıldızın rabb olmadığını anladı. Âyet-i Kerîmenin âfakî yönü budur. Aslında ilâve edilecek daha çok hususiyyetleri vardır fakat bu kadarını yeterli görmekteyiz.

Bu bölüme birde enfisü yönden yâni kendi varlığımızdan baktığımızda, anlayışımız şu olacaktır. Bu mertebeye doğru yol almaya başlayan sâlik daha evvelki yedi mertebede nefsini yâni kendini tanımaya çalışmıştı, bu mertebede ise ilk işi gökyüzü ve âlemleri, ayrıca kendi gönül gökyüzünü ve kendi iç âlemlerini tanımağa başlaması olacaktır. Zaman, zaman kendinde beşeri manâda nefis yıldızı kaynaklı olan geçip giden mesnetsiz rabb anlayışlarını ortadan kaldırmasıyla oluşan anlayıştır. Bu mertebenin öncüsü de îbrâhîm (a.s.) dır.[47]


Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(7)