İçeriğe atla
En'âm 75Cüz 7 · Sayfa 137

En'âm Sûresi 75. Âyet

الأنعام

Sohbete sor

Vekeżâlike nurî ibrâhîme melekûte-ssemâvâti vel-ardi veliyekûne mine-lmûkinîn(e)

İşte böylece İbrahim'e göklerdeki ve yerdeki hükümranlığı ve nizamı gösteriyorduk ki kesin ilme erenlerden olsun.

En'âm Sûresi

“Vekezâlike nurî ibrâhîme melekûte-ssemâvâti vel-ardi veliyekûne mine-lmûkinîn(e)” Ve İbrâhîm'e şöylece göklerin ve yerin melekûtunu gösteriyorduk ki, yakînen bilip inananlardan oluversin. (6/75)


Görüldüğü gibi bu âyet-i Kerîme zâtî’dir ve bu ifadelerden de anlaşılacağı üzere, Nübüvvetinin de başlangıç aşamalarıdır.

(Gösteriyorduk) İlâhi bakışın zuhur mahalline aktarılışını açık olarak belirten bu ifade ne müthiş bir idrak sahası açmakta ve müşahede irfaniyyetinin yolunu anlatmaktadır. Daha evvelki birçok sohbetlerimizde de belirttiğimiz gibi müşahedeye üç aşamalı bir anlayıştan sonra erilmekte’dir. Bunlarda (sem) “duyma” (basar) “görme” (fuad-kalb) “yaşama ve tasdik” tir.

Bu yüzden duyma çok mühimdir. Kişi neyi duyarsa hayalini o duyma istikametinde geliştirir. İşte bu yüzden kişinin her duyduğuna hemen itibar etmemesi ve ihtiyatla karşılaması gerekir ki daha sonraları hüsrana uğramasın. İbrâhîm’in duyma süreci mağarada iken Cebrâil tarafından ihtiyacı olduğu kadar yerine getirilmiştir.

İbrâhîm’in Gerçeği görme sürecinin ise bu Âyet-i Kerîme ile başladığı açık olarak bildirilmektedir ve bu süreç bizzât Cenâb-ı Hakk tarafından basar ve basiret sıfâtıyla uygulandığı belirtilmektedir. Yâni bu görüşün Hakk tarafından verildiğinden zâhir ve bâtın iki yönlüde olduğu kolayca anlaşılmaktadır.

(Semâvatın melekûtunu) Yâni “Esmâ-Rububiyyet” mertebesinin özelliklerini.

(Velard) “ef’al” yâni “arz” yeryüzünün hakikat- leri’ni. Gösteriyorduk.

(Yakînen bilip) Yakîn bilişi de kalbe ait bir iş olduğundan neticenin hiç şüphesiz mutmain bir idrak ile doğruya ulaşıldığı kanaatidir. Bu halede “îkân” denir.

(İnananlardan oluversin.) Burada olan “Tenzîh-î” manâda ki, îmân-îkân “Tevhid-i ef’al-fiillerin birliğidir.” Bu inanma sadece gayb-î değil aynı zamanda şuhud-î dir. Bu oluşumlara ayrı bir yönden de baktığımızda, Afakî ve enfüsî olduğudur. Yâni bir yönüyle kişinin kendi bünyesinde, “nefsinde” oluşan bir yaşam sistemi diğeri ise dışarıda, “Afakî” yaşanan genel halidir. Bu hakikat, (Fussilet/41/53/ Âyetinde) de açık olarak belirtilmekte dir.

سَنُرِيهِمْ آيَاتِنَا فِي الْأَفَاقِ وَفِي أَنْفُسِهِمْ حَتَّى......يَتَبَيَّنَ لَهُمْ أَنَّهُ الْحَق

(Senürîhim Âyâtinâ fil âfakî ve fi enfüsihim hattâ yetebeyyene lehüm ennehümül hakkun........)

41/53. “Yakında onlara ufuklarda ve kendi nefslerinde olan Âyetlerimizi göstereceğiz, tâki, onlar için O'nun hakk olduğu ortaya çıksın.......” Bilindiği gibi Âyet işaret demektir, Âyetler ise işaretler, demektir. Âyet aynı zamanda Kûr’ân ve Kûr’ân-ın bölümlerinden olduğundan “Zât-i işaretler” de demektir. O halde evvelâ kendi nefsimizde, sonra da âfakta, nefsimizin dışında olan her yerde (Göstereceğiz) vaadi ile belirtilen “görme” müşahede-ye ulaşmanın yollarını bulmamız gerekmektedir. Allah-ın vaadı Hakk’tır ve gerçektir. Yeter ki, biz gözümüzü yukarıda da bahsedildiği gibi görme alanına göre irfaniyyetle ayarlayabilelim. Buradaki görme (Cemâl) değil “Ef’âlî”dir. Fiillerdeki hakikati görmektir.

Bu hususta, seyr hakkında daha geniş genel bilgi (irfan mektebi ve şerhi) isimli kitabımızın tamamında, özellikle de (8) ci “İbrâhimiyyet” mertebesinde bu halin özellikleri bulunmaktadır dileyenler oraya bakabilirler.[46]


Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(4)