İçeriğe atla
Mülk 23Cüz 29 · Sayfa 563

Mülk Sûresi 23. Âyet

الملك

Sohbete sor

Kul huve-lleżî enşe-ekum ve ce'ale lekumu-ssem'a vel-ebsâra vel-ef-ide(te)(s) kalîlen mâ teşkurûn(e)

De ki: "O, sizi yaratan ve size kulaklar, gözler ve kalpler verendir. Ne kadar da az şükrediyorsunuz!"

Mülk Sûresi

Terzibaba - Necdet Ardıç

(Kul huvellezî enşeekum ve ceale lekumus sem’a vel ebsâre vel ef’idete, kalîlen mâ teşkurûn.) Mülk (67/23) “De ki: “Sizi inşa eden ve size işitme, görme ve idrâk etme hassalarını veren O'dur. Ne kadar az şükrediyorsunuz?”


“Sizi inşa eden” Bu inşa da bireyin bütün aza ve cevherleri yerli yerince yapılmış olması gereklidir, aksi halde inşa işlemi bitmiş olmazdı. O halde bu inşa içinde,işitme, görme ve idrâk etme hassaları,” da var idi, o halde bunların ikinci defa belirtilmesinde özel bir halin dikkate alınması gereği vardır.

İlk olarak kulaktan bahsedilmesi bütün bu Rahmâni hakîkatlerin ilk olarak kulak yoluyla alınabilecek olmasındandır. Kulak yolu ile alınanlar göze intikal ettiririlerek müşahade sağlanmaktadır. Bilinmeyen bir meselenin müşahedesi mümkün değildir.

Kulak ile yeri geliyor batıl şeyler de duyuyoruz bu nedenle Âyet-i Kerîme’de belirtildiği gibi bâtıl olmayan şeyleri içeriye intikal ettirmeliyiz. Gönlümüz Hakk’ın kütüphanesidir bu nedenle oranın girişi olan kulağımıza bir nöbetçi dikip gayrıyı oraya sokmamalıyız. Eğer lüzumsuz şeyleri oraya alırsak oradaki sahayı daraltmış oluruz ve Hakk sözüne az yer kalmış olur.

Bu yüzden Kûr’ân-ı kerim’de ve irfan ehli indinde kulağa çok dikkat çekilmiştir. Mevlânâ Hz. Ünlü kitabı Mesnevi-i şerifine “bişnev-dinle” kelâmıyla başlamıştır ki, çok büyük bir irfaniyyettir. Cenâb-ı Hakk. (Tâ-Hâ-Sûresi-20/13/ Âyetinde) “ben seni seçtim, artık Vahy olunanları dinle” hükmüyle bir bakıma bu İlâh-î dinlemenin seçilmişliğe bağlanmış olduğunu da görmekteyiz çünkü bu tevhid mevzuları bir bakıma Zât-ı İlâhiyyenin mahremiyyetinide kapsadığından seçilmişliğe gerçekten ihtiyaç verdır. Sâlik’in seyru sülûnda yapacağı en güzel iş evvelâ çok iyi dinleyici olmasını öğrenmesidir. Aslında çok güzel bir okuyucu da olması lâzımdır, ancak gerçek bir irfan ehlinin kelâmından daha fazla hiçbir çalışma sâlikteki feyz ve açılımı meydana getirip kolaylaştıramaz.

Çünkü gerçek bir irfan ehlinin kelâm nefesinde dört makam vardır ve bu makamlardan, birlikte nefes etmektedir. Onlarda, sohbetin dinlenmesine sebep olan birincisi savt-ses, ikincisi, mevzûun ma’nâsı, üçüncüsü, Ruhu-hayatı-mevzûun canı ile birlikte aktarılması, dördüncüsü ise

nur-u’dur. Bu da iki yönlüdür. Birincisi kelâm ile birlikte gönderilen nur-u, ikincisi ise nazarı ilâh-î dirki, çok enderdir.

İşte ancak bu açılımlardan sonra, göz ile müşahede başlamaktadır, bundan sonrası gönlümüze inen iş ve varidat üzerinde tatminlik hasıl olmaktadır. Cenâb-ı Hakk. (Necim Sûresi-53/11/Âyetinde) bu hususu, “Gözünün gördüğünü gönlü yalanlamadı” ifadesiyle mutmain bir gönlün halini izlere bildirmektedir. İşte bu kadar değerli olan bu azlarımızı zâhir âtın faliyyete geçirmezin gereği olarak iki defa belirtilmesi bizim dikkatimiz bu hususlara çekilmesi içindir.

Bunlardan sonra ancak dil faaliyet geçmektedir.

Şükrümüzü arttırmak için O’nun varlığının hakîkatini mümkün olabildiğince çok idrâk etmeye çalışmalıyız. Cenâb-ı Hakk (c.c)’ın bizi bir birim olarak var ettiğini ve o biriminde bizde zuhura geleşinin kendisinden başka bir şey olmadığını idrâk ettiğimiz zaman en büyük şükrü yapmış oluruz ki bu da şükrün sonudur. Cenâb-ı Hakk (c.c) uyarıda bulunarak dünyâ yaşantınızdaki bütün işlerin ayrıntılarını düşünüyorsunuz ancak bunu ne kadar az düşünüyorsunuz demektedir.


Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(5)