Velemmâ sekete ‘an mûsâ-lġadabu eḣaże-l-elvâh(a)(s) vefî nusḣatihâ huden verahmetun lilleżîne hum lirabbihim yerhebûn(e)
Musa'nın öfkesi dinince (attığı) levhaları aldı. Onların yazısında Rableri için korku duyanlara bir hidayet ve bir rahmet vardı.
Musa'nın öfkesi geçince levhaları aldı. Onlardaki yazıda, ancak Rablerinden korkanlar için bir hidayet ve rahmet vardı.
A'râf Suresi 154. ayet, Hz. Musa'nın öfkesinin yatışması sonrası levhaları almasını ve bu levhaların içeriğini dilbilimsel bir derinlikle ele almaktadır. Ayet, 'öfke', 'levhalar', 'nüsha', 'hidayet', 'rahmet' ve 'korku' gibi temel kavramlar üzerinden ilahi mesajın ve insan psikolojisinin kesişimini sunar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Ğadab (غضب), kalpte kanın kaynaması ve intikam alma isteğiyle birlikte ortaya çıkan bir haldir. Allah'a nispet edildiğinde ise, O'nun azap etme iradesi ve gazabının eserleri kastedilir. Ayette Musa'nın insani bir duygu olarak yaşadığı öfke durumunu ifade eder.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Ğadab (غضب), nefsin intikam alma isteğiyle birlikte kanın kaynamasıdır. Bu ayette, Musa'nın kavminin hatası karşısında duyduğu şiddetli kızgınlık ve üzüntü halini belirtir, bu durumun yatışmasıyla birlikte sakinleşmesini vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Elvâh (ألواح), üzerine yazı yazılan geniş ve yassı taş veya tahta parçalarıdır. Bu ayette, Allah tarafından Musa'ya verilen ve içinde ilahi hükümlerin bulunduğu levhaları ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Levh (لوح), geniş ve yassı olan her şeydir. Kur'an'da genellikle üzerine yazı yazılan levhalar için kullanılır. Buradaki 'elvâh', Hz. Musa'ya verilen ve Tevrat'ın yazılı olduğu kutsal levhalardır.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Nusḫa (نسخة), bir şeyin kopyası veya aslından aktarılmış yazılı metindir. Ayette 'fî nusḫatihâ' ifadesi, levhaların kendisindeki yazılı metni, yani içeriğini kasteder. Levhaların bizzat kendisi, bir nüsha gibi ilahi mesajı taşımaktadır.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Nusḫa (نسخة), bir kitabın veya yazının kopyasıdır. Burada 'fî nusḫatihâ' ifadesi, levhaların yazılı içeriğini, yani Tevrat'ın hükümlerini ve mesajını ifade eder. Levhaların kendisi, bu mesajın taşıyıcısıdır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Hüdâ (هدى), lütuf ve ihsan yoluyla doğru yola iletmektir. Ayette, levhaların Rablerinden korkanlar için bir yol gösterici, hakikate ulaştıran bir rehber olduğunu belirtir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Hüdâ (هدى), Kur'an'ın merkezi kavramlarından biridir ve 'doğru yolu gösterme', 'rehberlik etme' anlamlarına gelir. Bu ayette, levhaların ilahi bir rehberlik kaynağı olduğunu ve insanları doğru inanç ve amellere yönlendirdiğini vurgular.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Rahmet (رحمة), Allah'ın kullarına olan şefkati, lütfu ve ihsanıdır. Ayette, levhaların içeriğinin, Rablerinden korkanlar için hem bir hidayet hem de ilahi bir merhamet ve bağışlama vesilesi olduğunu ifade eder.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Rahmet (رحمة), kalpteki incelik ve şefkattir. Allah'a nispet edildiğinde ise, O'nun ihsanı, bağışlaması ve nimet vermesidir. Ayette levhaların, Rablerinden korkanlara yönelik ilahi bir lütuf ve merhamet kaynağı olduğunu gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Rehbet (رهبة), korku ile birlikte bir şeyden kaçınma ve çekinme halidir. Ayette 'li-rabbihim yerhebûn' ifadesi, Rablerinin azabından veya yüceliğinden dolayı duyulan saygılı korkuyu ve bu korkunun onları itaate sevk etmesini ifade eder.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Rehbet (رهبة), genellikle Allah'a karşı duyulan, O'nun azabından çekinme ve O'na saygıdan kaynaklanan bir korku türüdür. Bu ayette, levhalardaki hidayet ve rahmetin, Rablerinden korkan ve bu korkuyla hareket eden kimseler için olduğunu belirtir.
A’râf Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(154) (Ve lemmâ sekete an mûsel gadabu ehazel elvâha, ve fî nushatihâ huden ve rahmetun lillezîne hum li rabbihim yerhebûn.)
“Mûsâ'nın öfkesi geçince levhâları aldı. Onlardaki yazıda, ancak Rablerinden korkanlar için bir hidâyet ve rahmet vardı.” Aklımız nefsimizin yapmış olduğu bir kötülük karşısında gadaba geliyor, ancak bu gadap nefsânî anlamda bir gadap değildir, çünkü o durumda kişi kendini kaybeder, buradaki gadap kişinin idrâk ve şuuruyla dozunu aşmadan olan gadaptır. Bu gadaptan sonra akıl söyleyeceklerini söyledi ve sükût ettikten sonra daha önce yere bırakmış olduğu ilâhî emanetleri eline aldı ve bu hakîkatleri yüklenerek taşımaya başladı.
Burada belirtilen hidâyet yâni Hüda bilgisi Mûseviyyet mertebesi îtibarıyla olan Rabb bilgisidir. Mûsâ (a.s.)’ın beni
İsrâîl’e “Yahve” ismiyle bildirdiği Rabb’tır. “Yahve” ismindeki (Y) yakîn mânâsına, (h) bu Âyette belirtilen Hüda yâni hidâyet, (v) ise velâyet yâni o mertebenin vekilliğini ifâde etmektedir, bu şekilde anlam “Hüda’yı yakin hâlde idrâk ederek onun vekili olmak” demektir, ki bu da Mûsâ (a.s.) dır. Bizler de seyri sülûkta Mûseviyyet mertebesinde Rabbimizi bu kadar idrâk edebiliriz. Gerçi günümüzün idrâk düzeyi o dönemin idrâk düzeyinden çok üsttedir fakat yine de bu yollardan geçmek gereklidir.
Rablerinden korkanlar için, olması bu mertebedeki yaşamın korku ve ümit düzeyinde olduğunu göstermekte dir ki, bu da bizde ki şeriat mertebesine isâbet etmektedir. Burada belirtilen Hüda ve Rahmet Mûseviyyet mertebe-sinde hemen faaliyete geçmesi gereken iki hakîkattir.