İçeriğe atla
A'râf 20Cüz 8 · Sayfa 152

A'râf Sûresi 20. Âyet

الأعراف

Sohbete sor

Fevesvese lehumâ-şşeytânu liyubdiye lehumâ mâ vûriye ‘anhumâ min sev-âtihimâ vekâle mâ nehâkumâ rabbukumâ ‘an hâżihi-şşecerati illâ en tekûnâ melekeyni ev tekûnâ mine-lḣâlidîn(e)

Derken şeytan, kendilerinden gizlenmiş olan avret yerlerini onlara açmak için kendilerine vesvese verdi ve dedi ki: "Rabbiniz size bu ağacı ancak, melek olmayasınız, ya da (cennette) ebedi kalacaklardan olmayasınız diye yasakladı."

A’râf Sûresi

Terzibaba - Necdet Ardıç

(20) (Fe vesvese lehumuş şeytânu li yubdiye lehumâ mâ vuriye anhumâ min sev'âtihimâ ve kâle mâ nehâkumâ rabbukumâ an hâzihiş şecereti illâ en tekûnâ melekeyni ev tekûnâ minel hâlidîn.)

“Derken şeytân onların, kendilerinden gizli kalan çirkin yerlerini kendilerine göstermek için onlara fısıldadı: "Rabbiniz, başka bir sebepten dolayı değil, sırf ikiniz de birer melek ya da ebedî kalıcılardan olursunuz diye sizi şu ağaçtan men etti." dedi.” Daha önceki Âyetlerde cennetten kovulan şeytanın oraya tekrar nasıl girdiğine dair tefsirlerde çeşitli açıklamalar mevcûttur, biz bunu kendimiz açısından düşündüğümüzde, varlığımızdan şeytanı kovmuş olsak bile o bir yol bulup bizim cennet olan temiz aklımıza sızabilir ve bize vesveseler verebilir bu nedenler çok dikkâtli olmalıyız. Fakat şeytanın bütün özellikleri çok iyi tanınırsa artık oraya kolay kolay da giremez.

Şeytanın gâyesi burada Âdem (a.s.) ile Havvâ vâlideyi utandırıp küçük düşürmektir. Ve şeytanın en büyük özelliğide var olanı yok ve yok olanı var göstermesidir eğer şeytandan bir vesvese geldiği görüldüğünde onun mutlaka tersi yapılmalıdır, o iş doğru iş olur. İşte bu âlemlerdeki genel hükmüyle Cenâb-ı Hakk’ın varlığını yok gösterir, aslında yok hükmünde olan maddeyide var olarak gösterir.

Oldukça mühim olan bu anlatımların mânâlarını daha iyi anlamaya çalışabilmemiz için şöyle bir düşünce mantığı içinde olmamız faydalı olacaktır düşüncesindeyim, şöyle ki.

sırf ikiniz de birer melek ya da ebedî kalıcılar-dan olursunuz” Âdem ve Havvaya, İblis’in lisanından bildirilen bu mantıklı gibi gözüken hayali bilgi onlara kendi hallerini düşünerek mantıklı gibi geldi. Şöyleki; Âdem ile Havva toprak bedenlerine girmemiş oldukları zamanlarında cennette melekler gibi hafif, rahat ve lâtif olarak dolaşıyorlar iken, topraktan kesif bir bedene girdiklerinde bu beden onları eskiye göre kısmen hareketlerini sınırladığı için zâten az da olsa bir sıkıntıları vardı. İşte İblis onların bu hissiyatlarından faydalanarak eski meleki hallerini söz konusu ederek onlara mantıklı gibi gelen ve geriye dönüş olan bu teklifi onları kemâlât yollarından alı koymak için

yaptı. Bu teklif ve tavsiye yi makul gibi gören Âdem ve Havva eski lâtif hallerine dönerler ümidi ile meyveden tattılar, yani ağacın men edilen tabiat ve nefs dalının meyvesinden tattılar. İşte bu tadış aslında bütün bedenlerine yayılarak bir nefsani hissediş ve kıpırdanış idi, daha evvel kendilerinde kuvvede bulunan ve kendilerinin henüz farkında olmayan uzuvları tabii bir tabiat tadışı ile belirginleşmeye başlayınca üzerlerine “cennet yapraklarını örtmeye aşladılar.” Bu hususta yukarıda da özet bilgiler geşmiş idi.

Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(5)