Fevesvese lehumâ-şşeytânu liyubdiye lehumâ mâ vûriye ‘anhumâ min sev-âtihimâ vekâle mâ nehâkumâ rabbukumâ ‘an hâżihi-şşecerati illâ en tekûnâ melekeyni ev tekûnâ mine-lḣâlidîn(e)
Derken şeytan, kendilerinden gizlenmiş olan avret yerlerini onlara açmak için kendilerine vesvese verdi ve dedi ki: "Rabbiniz size bu ağacı ancak, melek olmayasınız, ya da (cennette) ebedi kalacaklardan olmayasınız diye yasakladı."
Derken onların, kendilerinden gizli kalan çirkin yerlerini kendilerine göstermek için onlara fısıldadı: "Rabbiniz, başka bir sebepten dolayı değil, sırf ikiniz de birer melek ya da ebedî kalıcılardan olursunuz diye sizi şu ağaçtan men etti." dedi.
A'râf 20. ayet, Şeytan'ın Hz. Adem ve Havva'ya vesvese vererek onları yasak ağaca yönlendirmesini ve bu vesvesenin temelinde yatan motivasyonu dilbilimsel bir derinlikle ele almaktadır. Ayet, 'vesvese', 'ibda'' ve 'sev'ât' gibi kavramlar üzerinden insan doğasının zaaflarını ve Şeytan'ın aldatma yöntemlerini ortaya koyar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Vesvese, nefsin kötü bir şeyi yapmaya çağırması, gizli bir sesle fısıldamasıdır. Şeytan'ın vesvesesi, insanı günaha teşvik eden gizli telkinleridir. Ayetteki kullanımı, Şeytan'ın Adem ve Havva'ya yasak ağaca yaklaşmaları için içlerine attığı gizli ve aldatıcı sözleri ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Vesvese, bir şeyi gizlice söylemek, fısıldamaktır. Burada Şeytan'ın Adem ve Havva'ya fısıltı yoluyla, onların duymayacağı bir şekilde, içlerine şüphe düşürerek konuşması kastedilmiştir. Bu, mecazi olarak Şeytan'ın kalbe attığı kötü düşünceleri anlatır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'vesvese' kavramını Kur'an'daki 'şeytan' kavramıyla yakından ilişkilendirir. Şeytan'ın temel işlevlerinden biri olan vesvese, insanı doğru yoldan saptırmak için içsel bir dürtü, bir fısıltı şeklinde ortaya çıkar. Bu ayetteki vesvese, Şeytan'ın insanı günaha teşvik etmek için kullandığı psikolojik bir manipülasyon aracıdır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Bedv (بدو), bir şeyin gizlilikten çıkıp açığa çıkmasıdır. 'İbda'' (إبداء) ise bir şeyi açığa çıkarmak, görünür kılmaktır. Ayetteki 'liyübdiye' ifadesi, Şeytan'ın vesvesesinin amacının, Adem ve Havva'nın gizli olan avret yerlerini onlara göstermek, yani açığa çıkarmak olduğunu belirtir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): İbda', bir şeyi izhar etmek, ortaya koymaktır. Burada Şeytan'ın hedefi, Adem ve Havva'nın örtülü olan avret yerlerini, yani 'sev'ât'larını, kendilerine ve birbirlerine görünür hale getirmektir. Bu, Şeytan'ın insanı utanç ve günaha sürükleme stratejisinin bir parçasıdır.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Sev'ât (سَوْءَة), insanın açığa çıkmasından utanç duyduğu, çirkin görülen yerleridir. Bu ayetteki 'sev'âtihimâ' ifadesi, Adem ve Havva'nın bedenlerinin örtülü olan ve açığa çıkması utanç verici kabul edilen kısımlarını ifade eder. Şeytan'ın amacı, bu örtüyü kaldırmaktır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Sev'e (سَوْءَة), insanı üzen, kötü olan her şeydir. Özellikle de insanın açığa çıkmasından utanç duyduğu, çirkin görülen avret yerleri için kullanılır. Ayetteki bağlamda, cennetteki Adem ve Havva'nın örtülü olan ve açığa çıkmasıyla utanç duyacakları beden kısımlarını ifade eder.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'sev'e' kelimesinin temel anlamının 'kötülük, çirkinlik' olduğunu ve buradan hareketle 'insanın örtmesi gereken, açığa çıkması utanç veren yerleri' anlamına geldiğini belirtir. Bu ayette, Şeytan'ın Adem ve Havva'nın bu 'sev'ât'larını açığa çıkarma isteği, onların masumiyetini bozma ve utanç duygusunu uyandırma çabası olarak yorumlanır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Melek (مَلَك), 'el-ülûke' (الْأُلُوكَة) yani risalet ve elçilikten türemiştir. Melekler, Allah'ın elçileri ve emirlerini yerine getiren varlıklardır. Şeytan'ın 'melekeyn' olursunuz vaadi, Adem ve Havva'ya ilahi bir mertebeye ulaşma, ölümsüzlük ve güç kazanma yanılsaması sunarak onları aldatma çabasıdır.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Melekler, Allah'ın emrine itaat eden, günah işlemeyen varlıklardır. Şeytan'ın bu ayetteki 'melekeyn' ifadesiyle, Adem ve Havva'ya, yasak ağaçtan yediklerinde melekler gibi ölümsüz ve günahsız olacakları, dolayısıyla ilahi bir statüye yükselecekleri yalanını söylediği anlaşılır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Hulûd (خُلُود), bir şeyin uzun süre kalması, devam etmesi, ebediyen var olmasıdır. 'Hâlidîn' (خالدين) ise ebediyen kalacak olanlar demektir. Şeytan, Adem ve Havva'yı yasak ağaçtan yediklerinde 'hâlidîn' olacakları, yani cennette sonsuza dek kalacakları vaadiyle kandırmaya çalışmıştır. Bu, ölümsüzlük arzusunu istismar etmektir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Hulûd, bir şeyin bekası, devamlılığıdır. Cennet ehli için 'hâlidîn' ifadesi, onların cennette sonsuz kalacaklarını ifade eder. Şeytan'ın bu ayetteki 'hâlidîn' vaadi, Adem ve Havva'nın cennetteki kalıcılıklarını garanti altına alacakları yanılgısını yaratmaya yöneliktir.
A’râf Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
(20) (Fe vesvese lehumuş şeytânu li yubdiye lehumâ mâ vuriye anhumâ min sev'âtihimâ ve kâle mâ nehâkumâ rabbukumâ an hâzihiş şecereti illâ en tekûnâ melekeyni ev tekûnâ minel hâlidîn.)
“Derken şeytân onların, kendilerinden gizli kalan çirkin yerlerini kendilerine göstermek için onlara fısıldadı: "Rabbiniz, başka bir sebepten dolayı değil, sırf ikiniz de birer melek ya da ebedî kalıcılardan olursunuz diye sizi şu ağaçtan men etti." dedi.” Daha önceki Âyetlerde cennetten kovulan şeytanın oraya tekrar nasıl girdiğine dair tefsirlerde çeşitli açıklamalar mevcûttur, biz bunu kendimiz açısından düşündüğümüzde, varlığımızdan şeytanı kovmuş olsak bile o bir yol bulup bizim cennet olan temiz aklımıza sızabilir ve bize vesveseler verebilir bu nedenler çok dikkâtli olmalıyız. Fakat şeytanın bütün özellikleri çok iyi tanınırsa artık oraya kolay kolay da giremez.
Şeytanın gâyesi burada Âdem (a.s.) ile Havvâ vâlideyi utandırıp küçük düşürmektir. Ve şeytanın en büyük özelliğide var olanı yok ve yok olanı var göstermesidir eğer şeytandan bir vesvese geldiği görüldüğünde onun mutlaka tersi yapılmalıdır, o iş doğru iş olur. İşte bu âlemlerdeki genel hükmüyle Cenâb-ı Hakk’ın varlığını yok gösterir, aslında yok hükmünde olan maddeyide var olarak gösterir.
Oldukça mühim olan bu anlatımların mânâlarını daha iyi anlamaya çalışabilmemiz için şöyle bir düşünce mantığı içinde olmamız faydalı olacaktır düşüncesindeyim, şöyle ki.
“sırf ikiniz de birer melek ya da ebedî kalıcılar-dan olursunuz” Âdem ve Havvaya, İblis’in lisanından bildirilen bu mantıklı gibi gözüken hayali bilgi onlara kendi hallerini düşünerek mantıklı gibi geldi. Şöyleki; Âdem ile Havva toprak bedenlerine girmemiş oldukları zamanlarında cennette melekler gibi hafif, rahat ve lâtif olarak dolaşıyorlar iken, topraktan kesif bir bedene girdiklerinde bu beden onları eskiye göre kısmen hareketlerini sınırladığı için zâten az da olsa bir sıkıntıları vardı. İşte İblis onların bu hissiyatlarından faydalanarak eski meleki hallerini söz konusu ederek onlara mantıklı gibi gelen ve geriye dönüş olan bu teklifi onları kemâlât yollarından alı koymak için
yaptı. Bu teklif ve tavsiye yi makul gibi gören Âdem ve Havva eski lâtif hallerine dönerler ümidi ile meyveden tattılar, yani ağacın men edilen tabiat ve nefs dalının meyvesinden tattılar. İşte bu tadış aslında bütün bedenlerine yayılarak bir nefsani hissediş ve kıpırdanış idi, daha evvel kendilerinde kuvvede bulunan ve kendilerinin henüz farkında olmayan uzuvları tabii bir tabiat tadışı ile belirginleşmeye başlayınca üzerlerine “cennet yapraklarını örtmeye aşladılar.” Bu hususta yukarıda da özet bilgiler geşmiş idi.