Rabbi-ssemâvâti vel-ardi vemâ beynehumâ-rrahmân(i)(s) lâ yemlikûne minhu ḣitâbâ(n)
(36-38) Bunlar kendilerine; Rabbinden, göklerin ve yerin ve ikisi arasındakilerin Rabbinden, Rahman'dan bir mükafat, yeterli bir ihsan olarak verilmiştir. Onlar, Ruh'un (Cebrail'in) ve meleklerin saf duracakları gün Allah'a hitap edemeyeceklerdir. Sadece Rahman'ın izin vereceği ve doğru söyleyecek olan kimseler konuşabilecektir.
O, göklerin, yerin ve bu ikisi arasındakilerin Rabbidir. Rahmân'dır. Hiç kimse ondan bir hitaba mâlik olamaz.
Nebe' Suresi'nin 37. ayeti, Allah'ın evren üzerindeki mutlak egemenliğini ve Rahman sıfatının tecellisini vurgulamaktadır. Ayet, yaratıcının kudretini ve O'nun huzurunda hiçbir varlığın söz söyleme yetkisine sahip olmadığını dilbilimsel bir derinlikle ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Rabb kelimesi, aslen terbiye etmek, bir şeyi tedricen kemale erdirmek anlamına gelir. Allah için kullanıldığında, yaratma, rızık verme, yönetme ve her şeyi kemale erdirme anlamlarını kapsar. Ayette, 'göklerin ve yerin Rabbi' ifadesi, Allah'ın bu varlıklar üzerindeki mutlak tasarruf ve terbiye ediciliğini vurgular.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Rab, mülkün sahibi, işleri idare eden, terbiye eden ve ıslah eden demektir. Ayetteki 'Rabbi' ifadesi, Allah'ın sadece yaratıcı değil, aynı zamanda yarattığı her şeyi sürekli olarak yöneten, düzenleyen ve geliştiren olduğunu gösterir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Semâvât kelimesi, 'semâ'nın çoğuludur ve 'yüksek olmak, yücelmek' kökünden gelir. Kur'an'da genellikle yeryüzünün üzerindeki katmanları, yıldızları ve gezegenleri içeren geniş uzayı ifade eder. Bu ayette, Allah'ın kudretinin ve mülkiyetinin sadece yeryüzüyle sınırlı olmadığını, tüm gökleri de kapsadığını belirtir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Semâvât, 'semâ' kelimesinin çoğulu olup, mecazi olarak yüksek ve yüce olan her şeyi ifade edebilir. Ancak bu ayette, 'gökler ve yer' bağlamında, somut olarak yeryüzünün üzerindeki uzay ve evrensel katmanlar kastedilmektedir. Allah'ın bu geniş evrenin Rabbi olduğu vurgulanır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Arz kelimesi, 'yeryüzü' anlamına gelir ve Kur'an'da genellikle üzerinde canlıların yaşadığı, bitkilerin bittiği, dağların ve denizlerin bulunduğu gezegeni ifade eder. Ayette, Allah'ın sadece göklerin değil, aynı zamanda yeryüzünün de Rabbi olduğu belirtilerek, O'nun yaratıcılığının ve egemenliğinin kapsamı vurgulanır.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Arz, 'yeryüzü' demektir ve Kur'an'da hem belirli bir gezegen olarak hem de genel olarak 'aşağıda olan' anlamında kullanılır. Bu ayette, 'gökler ve yer' ikilemi içinde, Allah'ın yaratma ve yönetme kudretinin tüm evreni kapsadığına işaret eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Rahman kelimesi, Kur'an'ın en temel kavramlarından biridir ve Allah'ın evrensel, kuşatıcı ve sürekli rahmetini ifade eder. Bu rahmet, sadece ahirette değil, dünyada da tüm yaratılmışları kapsar. Ayette, Allah'ın 'Rahman' olarak nitelendirilmesi, O'nun mutlak kudretinin ve egemenliğinin aynı zamanda sonsuz bir merhametle birlikte olduğunu gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Rahman, 'rahmet' kökünden türemiş olup, rahmeti çok olan, rahmeti her şeyi kuşatan demektir. Allah'ın bu sıfatı, O'nun yaratma ve yönetme eylemlerinin temelinde yatan sonsuz lütuf ve merhameti ifade eder. Ayette, 'Rahman' sıfatının zikredilmesi, O'nun huzurunda konuşma yetkisinin olmamasının, O'nun merhametine rağmen mutlak otoritesinden kaynaklandığını vurgular.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Mülk kökünden gelen yemlikûne fiili, 'sahip olmak, kudret sahibi olmak, bir şeye hükmetmek' anlamlarına gelir. Bu ayette, 'lâ yemlikûne minhu hitâben' ifadesi, hiç kimsenin Allah'ın huzurunda söz söyleme, şefaat etme veya itiraz etme yetkisine sahip olmadığını, O'nun mutlak otoritesini ve hükümranlığını vurgular.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Mülk kavramı, Kur'an'da genellikle Allah'ın mutlak egemenliğini ve tasarruf yetkisini ifade eder. 'Yemlikûne' fiili, bu bağlamda, Allah'ın huzurunda herhangi bir varlığın kendi başına bir yetkiye, özellikle de söz söyleme yetkisine sahip olamayacağını anlatır. Bu, Allah'ın yüceliği ve kudreti karşısında yaratılmışların acziyetini gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Hitâb, 'muhatap olmak, konuşmak' kökünden gelir. Kur'an'da genellikle birine yöneltilen sözü ifade eder. Bu ayette, 'lâ yemlikûne minhu hitâben' ifadesi, Allah'ın azameti karşısında hiç kimsenin O'na karşı bir söz söyleme, O'nunla konuşma veya O'nun adına şefaat etme yetkisine sahip olmadığını belirtir. Bu, Allah'ın mutlak hükümranlığını pekiştirir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Hitâb, 'söz söylemek, hitap etmek' demektir. Ayetteki kullanımı, Allah'ın izni olmadan veya O'nun belirlediği sınırlar dışında kimsenin O'nunla konuşmaya veya O'nun huzurunda bir talepte bulunmaya cüret edemeyeceğini ifade eder. Bu, Allah'ın yüceliği ve O'na duyulması gereken saygıyı vurgular.
Bu âyetin tefsiri eserlerde henüz eşleştirilmedi.
Eşleştirme tamamlandıkça bu bölüm otomatik dolar.