İçeriğe atla
Nebe' 38Cüz 30 · Sayfa 583

Nebe' Sûresi 38. Âyet

النبإ

Sohbete sor

Yevme yekûmu-rrûhu velmelâ-iketu saffâ(n)(s) lâ yetekellemûne illâ men eżine lehu-rrahmânu ve kâle savâbâ(n)

(36-38) Bunlar kendilerine; Rabbinden, göklerin ve yerin ve ikisi arasındakilerin Rabbinden, Rahman'dan bir mükafat, yeterli bir ihsan olarak verilmiştir. Onlar, Ruh'un (Cebrail'in) ve meleklerin saf duracakları gün Allah'a hitap edemeyeceklerdir. Sadece Rahman'ın izin vereceği ve doğru söyleyecek olan kimseler konuşabilecektir.

Nebe' Sûresi

Terzibaba - Necdet Ardıç

Diyanet Meali:

78. (36/38) Bunlar kendilerine; Rabbinden, göklerin ve yerin ve ikisi arasındakilerin Rabbinden, Rahmân'dan bir mükâfat, yeterli bir ihsan olarak verilmiştir. Onlar, Ruh'un (Cebrail'in) ve meleklerin saf duracakları gün Allah'a hitap edemeyeceklerdir. Sadece Rahmân'ın izin vereceği ve doğru söyleyecek olan kimseler konuşabilecektir.

Elmalılı Hamdi Yazır Meali:

(78/38) - O gün ki Kıyama duracak Ruh ve Melâike saf saf. Bir kelime söyliyemezler, o kimseden başka ki o Rahman ona izin vermiş o da savabı söylemiştir


Âyette görüldüğü gibi “Ruh ve melâike”den bahsedilmektedir. Bilindiği gibi “Ruh-u A’zam, bir bütün halinde âlemleri ihata etmiştir. Burada bahsedilen Ruh insana üflenen nefisle birlikte, olan birey görünümlü kimselerin, mükellef-i ilâh-i hükmün kendilerine sorumluluk verdiği Ruhlar’dır. Ancak birey olarak ayrı gözükseler bile aslında gene Ruh-u A’zam ile ilişiği vardır.

Melâike ise herbir bireyin dünya da iken “kiramen katibin” sağında solunda olan ve önünde arkasında olan “hafazamuhafaza” melekleridirki, Rahman izin verdikçe, orada şahitlik yapacaklardır.

Bu sahne Rahmanın olduğu heryerde olacaktır. Çünkü Rahman’ın, ilk rahmeti o dur ki, bütün varlıklara kendinden varlık vermiştir. Bahsi geçen sahne sadece bizim insan neslimiz-sülâlemiz için ise diğer gökyüzü âlemlerinin iptal olması gerekir. Bizim insan nesli-sülâlemiz ortadan kalktıktan sonra Rahmaniyetinde kalkması gerekecektir. Çünkü Rahman sıfatının asli vezifesi insanı meydana getirmesidir. (55/3) Bizim insan neslimizin nasıl oluştuğu geçmiş sayfalarda Âdemiyyet mertebesi olarak âyetlerle açıklanmıştı. Diyelimki bu âyette ve diğer âyetlerde açık olarak görüldüğü gibi bu dünyanın kıyametinin kopacağı yeryüznde insan nesli-sülâlesinin kalmayacağı bildirilmiştir. Ancak dünyamız yörüngesinde dönmesine devam edecek oluşumundaki coğrafyası değişecektir.

Ancak Rahmaniyyet mertebesi Allah-ımız varoldukça varolacaktır. O halde başka gökyüzlerinde Rahmanın bu görevinin devam edeceği açıktır. O halde hiç şüphe olmasınki bu sonsuz âlemde bizim insan neslimiz-sülâlemizden evvel yaşamış geçmiş, sayısını bilemeyeceğiz kadar insan nesli-sülâsi toplulukları vardı. Halen dahi bizden ileride ve bizden geride gökyüzünde insan nesli dabbe türü sülâlerin olduğu ve onlarda kalktıktan sonra tekrar aynen yenilerinin geleceği Ulûhiyyet mertebesi devam ettiği sürece bu oluşumlar devam edip gidecekler.

Onlarında kendilerine ait Ruh ve melekleri, “O gün ki Kıyama duracak Ruh ve Melâike saf saf. Bir kelime söyliyemeyeceklerdir,” [39] “ İz- -T-B- ”

Kur’anı Keriym Nebe Suresi 78. sure 38. Âyette

yevme yekumürruhu vel melaiketü saffen la yetekellemune illa men ezine lehürrahmanü ve kale savaben

“Cebrail ve meleklerin dizi dizi durdukları gün, Rahmanın izni olmadan kimse konuşmayacaktır. Konuştuğu zaman da doğruyu söyleyecektir.

Cebrail; ilim ve haber, melekler ise güç, kuvvet demektir.

Kıyamet koptuğundan geçici olarak bu görevler durdurulmuştur. Böylece o gün Cebrail ve melekler “Rahman”ın önünde dururlar, O’nun izni olmadan kimse konuşamaz. Orada sadece dünyada iken Rahmani hakikatleri idrak edenlere söz hakkı verilir.

“Hakikat-i Rahmaniyyet”i idrak eden tevhid ehlinin “Cebrail” ve “meleklere” yani aracılara ihtiyacı kalmaz, onların faaliyetleri durdurulur.

Çünkü bilgilerini doğrudan “Rahman”dan alırlar ve mevcut olanın sadece Rahman ve O’nun tecellisi olduğunu yakıyn bir bilgi ve müşahede ile bilirler.[40] “ İz- -T-B- ”

Kûr’ân-ı Keriym Nebe sûresi 78/38. âyetinde

Meâlen : O gün ki: Rûh ve melekler saf saf dikilir. Râhman’ın izin verdiklerinden başkaları konuşmazlar ve konuşan da isabetli/doğru söyler.

Özet yorum : Bu âyet-i kerime hakkında tefsirler değişik malumat vermişler ve mahşerde oluşacak bir hadise olduğunu beyan etmişlerdir. Dileyen kendi çabasıyla da araştırabilir, çok da iyi olur. Çünkü kendini tanıma yolunda çaba sarfeden kim-senin en büyük vasfı araştırıcı olması, bu yoldan da bilgisinin nakli değil müşahedeli olmasını sağlamasıdır.

Bilindiği gibi

“Kûr’ân” → “zât”tır,

“Furkan” “sıfat”tır,

“Kitab-ül mübiyn” “esma”dır,

“İmam-ül mübiyn” “ef’al”dir.

Ve yine bilindiği gibi, Kûr’ân-ı Keriym kendi ifadesiyle;

“hay”dır, hayat kaynağıdır,

“rûh”tur, her şeye candır,

“nûr”dur, bütün varlığı içten aydınlatmaktadır,

“ışık”tır, her varlığı dıştan da aydınlatmaktadır.

Bu muhteşem özelliklerle her sûresi, her âyeti, her kelimesi yaşayan canlı birer mânâlar deryasıdır. Neresi okunuyorsa okuyana orası, oradaki gerçek yaşamı açığa çıkararak yaşanmasını sağlamaktadır, çünkü zamanımızda ve her zaman içinde bahsedilen her sahnenin zahirde yaşanan karşılığı mutlaka vardır.

Kûr’ân-ı Keriym bütün mertebelere câmi olduğundan ezelden ebede ne olmuş veya olacak ise, kendisinde bu mertebeler mevcud ve her an yaşanmaktadır ve bu âlemde hadiselerin tahakkuk sahnesi olduğundan “fiili Kûr’ân”dır.

Biz de bu âlemin bir elemanı olduğumuzdan bu âlem kitabının bir kelimesiyiz, yani Kûr’ân’a mensubuz. Ancak hangi sûrenin hangi âyeti içindeyiz ve hangi kapsam alanına dahiliz? ...... bilmeye çalışmalıyız. Çünkü orada birbirine zıt birçok mertebeler ve o mertebelerin kimlikleri vardır.

İşte irfaniyet yolunda yürüyen bir kişinin ilk yapması gerekli olan bu fiili âlem Kûr’ân’ındaki yerini tesbit etmesi ve kendisine gelen hitabın hangi mertebeden olduğunu bilmesi ve gereğini yapabilme iradesini gösterebilmesidir.

Kemâle erebilmesi için yukarıda kısaca belirttiğimiz mertebeleri kendi bünyesinde birey olarak hayatına tatbik edebilmesidir.

Kûr’ân-ı Keriym’de bahsedilen bütün hadiselerin her-gün yaşanan özel bir yönü olduğu gibi ahiretle ilgili olan bölümlerinin de ahirette tekrar genel mânâda yaşanacağı şüphesizdir.

Eğer bizler bu günden bu âyetlerin ifade ettiği mânâları özel olarak kendi bünyelerimizde yaşayabilirsek, daha sonra bu hadiselerin genelini yaşarken şaşkınlığa ve paniğe kapılmamış herkesin dehşet içinde olacağı o günlerde süku-netimizi muhafaza ederek tam bir tevekkül içerisinde neticeyi bekleyebiliriz.

Bu ifadelerden sonra tekrar Nebe 78/38 âyetine bir göz atalım.

Gayemiz tefsir yapmak değildir. Zâten onların hepsinin tefsirleri, ehilleri tarafından defalarca yapılmıştır, ancak küçük bir iki hususa dikkat çekmek istemekteyiz.

Bu âyetin zahiren ifadesinin mahşer gününü ifade ettiği açıktır. Mutlak müşahedeli mânâ ve tahakkuku da ancak o zaman azametiyle ortaya çıkacaktır.

Bugün bu olayın bu yaşam şartları içerisinde mutlak mânâda yaşanması mümkün değildir. Ancak gelecekte böyle bir sahnenin mutlak mânâda olacağı açık olarak bildirilmek-tedir.

Bunu böyle bilip imân etikten sonra, bize acilen lâzım olan diğer âyet-i kerimelerde de olduğu gibi bu âyet-i kerimeden bugün nasıl bir istifade ederiz düşüncesi olmalıdır.

Âyet-i kerime okunduğunda “rûh”un tekil meleklerin çoğul olarak ifade edildiği ve râhmaniyyet mertebesinden, ulûhiyyet mertebesinin haber verdiği açık olarak anlaşılmak-tadır.

Bu rûh “râhmaniyyet mertebesi”nden bütün âlemlere “nefes-i râhmani” olarak üflenen “rûh’ul kudüs”ün mahlûka dönük yüzü olan rûh’tur ki bütün âlemde faaliyet-tedir.

Yukarıda bu rûh’un mertebeleri kısaca ifade edilmişti. Asılda rûh tek olduğundan tekil, fakat mertebeleri olduğun-dan saf saf diye meleklerle beraber aynı zamanda çoğul ola-rak ifade edilmiştir.

Ancak “dikilir” ifadesiyle birey şuuru olan rûhtan veya rûhlardan bahsedilmekte; maden, nebat gibi onların rûhun-dan bahsedilmemektdir. Çünkü onların ahiretleri yoktur, me-lekler ise, zâten çoktur.

O yaşanacak hadiseye mutlak mânâda “râhmaniyyet mertebesi” hakim olduğundan, orada “râhman”ın mutlak mânâda her varlığın içinden de onlara rahmeti olduğundan bu rahmetin açığa çıkması çok muhtemeldir.

Cenâb-ı Hakk’ın “Râhman” ismi olduğu gibi “Cebbar” ismi de vardır. Râhmaniyyetin belirtilmesi her varlığa kendi gereği olan rahmetin verilmesi olarak düşünülebilir.

“Ancak onun izin verdikleri konuşur.”

Çünkü onlar bu hakikatleri idrak ettiklerinden müşahedeli olarak konuşurlar ve gerçek olan doğruyu söylerler.

Kısaca böyle ifade ettikten sonra bu hadiseyi şuurumuzda şu anda yaşamaya çalışalım.

Yukarıda belirtilen mertebeleri toplu halde düşünerek tefekkür ettiğimizde zâten rûh ve melâikenin bütün mertebeleri ile mutlak mânâda faaliyette olduğunu anlamamız zor olmayacak ve âyet-i kerimenin bu bölümünün dahi bütün âlemlerde halen capcanlı yaşandığını idrak etmemiz açık olarak anlaşılacaktır.

Bütün bunları ve benzeri oluşumların hakikatlerini akıl ve gönüllerinize havale ederek ve Cenâb-ı Hakk’tan irfaniyet dileyerek rûh ile ilgili bazı âyetler bölümünü burada şimdilik bitirmek istiyorum.

Tevfik ve muvaffakiyet Allah’tandır (c.c.).[41] “ İz- -T-B- ”


Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(3)