Yevme yefirru-lmer-u min eḣîh(i)
(33-37) Kişinin kardeşinden, annesinden, babasından, eşinden ve çocuklarından kaçacağı gün kulakları sağır edercesine şiddetli ses geldiği vakit, işte o gün onlardan herkesin kendini meşgul edecek bir işi vardır.
O gün kişi kaçar, kardeşinden...
Abese Suresi'nin 34. ayeti, kıyamet gününün dehşetini ve o gün insanların en yakınlarından bile nasıl kaçacağını tasvir etmektedir. Ayet, 'kaçmak' fiili üzerinden bu kaçışın şiddetini ve 'kişi' ile 'kardeş' arasındaki ilişkinin o gün nasıl bozulacağını vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'yevm' kelimesinin güneşin doğuşundan batışına kadar olan süreyi ifade ettiğini belirtir. Ancak Kur'an'da bazen mutlak zaman dilimlerini, bazen de belirli bir olayın vuku bulduğu zamanı, özellikle de kıyamet gününü ifade etmek için kullanıldığını vurgular. Bu ayette 'o gün' ifadesiyle kıyamet gününün dehşetine işaret edilmektedir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'yevm'in genel olarak gündüzü ifade etmekle birlikte, mecazi olarak bir olayın vuku bulduğu zaman dilimini de kapsadığını belirtir. Ayetteki kullanımı, kıyamet gününün şiddetini ve o gün yaşanacak evrensel kaçışı vurgulayan özel bir zaman dilimine işaret eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'firar' kelimesinin bir şeyden korkarak veya hoşlanmayarak hızla uzaklaşmayı ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'yefirru' fiili, kıyamet gününün dehşeti karşısında insanın en yakınlarından bile duyduğu korku ve çaresizlikle kaçışını anlatır.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'firar'ın genellikle bir tehlikeden veya düşmandan kaçmak için kullanıldığını ifade eder. Bu ayette ise, kıyamet gününün şiddeti ve herkesin kendi derdine düşmesi nedeniyle kişinin en yakınlarından bile uzaklaşmasını mecazi olarak 'kaçış' şeklinde tasvir eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'daki 'firar' kavramının sadece fiziksel bir kaçıştan öte, aynı zamanda psikolojik bir uzaklaşmayı ve sorumluluktan kaçınmayı da içerebileceğini belirtir. Bu ayetteki 'yefirru', kıyamet gününde her bireyin kendi akıbetiyle yüzleşme çabası içinde, başkalarının yükünden kaçınma arzusunu yansıtır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'mer'' kelimesinin 'insan' anlamına geldiğini ve genellikle erkekler için kullanıldığını belirtir. Ancak Kur'an'da bazen cinsiyet ayrımı yapmaksızın 'kişi' anlamında da kullanıldığına işaret eder. Bu ayette, kıyamet gününde her bir bireyin kendi başına kalacağını vurgulamak için genel bir 'kişi' anlamında kullanılmıştır.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'mer'' kelimesinin 'insan' anlamına geldiğini ve 'imra'e' kelimesinin de dişi karşılığı olduğunu ifade eder. Ayetteki kullanımı, kıyamet gününde her bir ferdin, cinsiyetine bakılmaksızın, kendi akıbetiyle meşgul olacağını ve en yakınlarından bile uzaklaşacağını belirtir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'ah' kelimesinin hem nesep kardeşini hem de din kardeşini veya yakın dostu ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'ahîhi' ifadesi, kıyamet gününde kişinin en yakın akrabası olan kardeşinden bile kaçacağını, yani dünyadaki en güçlü bağların bile o gün kopacağını vurgular.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'ah' kelimesinin 'ortaklık' ve 'benzerlik' anlamlarını da taşıdığını belirtir. Bu ayetteki kullanımı, kişinin en çok benzediği, en çok ortak noktası olduğu kardeşinden bile kaçarak, kıyamet gününün bireysel sorumluluk ve yalnızlık boyutunu gözler önüne serer.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'ah' kelimesinin Kur'an'da farklı bağlamlarda kullanıldığını, ancak genellikle güçlü bir yakınlık ve aidiyet ilişkisini ifade ettiğini belirtir. Bu ayette, bu güçlü bağın bile kıyamet gününün dehşeti karşısında anlamsızlaşarak, kişinin kardeşinden uzaklaşmasını ifade eder.
Abese Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
Kûr’ân-ı Kerimde peygamberlerin, kavimleri onların genelde kardeşleri olarak verilmiştir. Ve Allah’ın resülleri
kardeşlerinden kaçmışlardır.
Hz. Nuh (a.s.)'ın kavmini terk etmesi, Hz. Nuh, kavmini 950 yıl boyunca Allah'ın birliğine davet etmiştir. Ancak kavmi, putperestlikte ısrar etmiş, alay etmiş ve Hz. Nuh'a fiziksel şiddet uygulamıştır. Kavminin iman etmeyeceğine dair Allah'tan vahiy alan Hz. Nuh, ilahi emirle bir gemi inşa etmeye başlamıştır. Gemi tamamlandıktan sonra, Allah'ın emriyle Hz. Nuh inananları ve her hayvandan birer çifti gemiye almıştır. Bu, Hz. Nuh'un kavminin inançsız kısmından fiziki ve inançsal olarak ayrılmasıdır.
Hz. Yunus (a.s.), Ninova halkının 33 yıl boyunca inatla inanmamaları ve kendisine kafa tutmaları üzerine öfkelenerek, Allah'ın kesin izni olmaksızın görev yerini terk edip bir gemiye binerek kavminden ayrılmıştır. Bu durum, Kur'an'da "efendisinden kaçan köle" ifadesiyle (abaqa) tefsir edilen bir hata olarak değerlendirilmiş, ardından denize atılması ve balık tarafından yutulmasıyla sonuçlanan süreç yaşanmıştır.
Hz. Yakub'un (a.s.) kardeşi Esav'dan (Ays) kaçması, İslami ve Kitab-ı Mukaddes kaynaklarında yer alan, kardeşler arasındaki miras ve bereket (dua) anlaşmazlığına dayanan önemli bir olaydır.
Hz. İbrahim (a.s.): Kavminin putperestliği ve özellikle Nemrut’un zulmü karşısında tebliğine devam edemeyeceğini anlayınca, Allah'ın izniyle memleketini terk ederek önce Harran'a, ardından Mısır ve Filistin civarına hicret etmiştir.
Hz. Lut (a.s.): Hz. İbrahim'in yeğeni olan Lut Peygamber, iğrenç sapkınlıklar içindeki Sodom ve Gomorra (Sodom ve Gomora) kavmine peygamber olarak gönderilmiştir. Kavminin ısrarlı ve şiddetli zulmü ve inkârı karşısında, ilâhî emirle kavminden ayrılmış ve şehri terk ederek kaçmıştır.
Hz. Musa (a.s.): Mısır Firavunu'nun zulmünden ve İsrailoğulları'na yönelik baskılardan kaçarak Allah'ın emriyle kavmiyle birlikte Mısır'dan çıkmıştır. Kur'an'da bu olay, kavminden kaçan bir peygamber olarak Hz. Musa'nın durumuyla ilişkilendirilerek anlatılır.
Hz. Muhammed (s.a.v.): Mekkeli müşriklerin Müslümanlara uyguladığı 13 yıllık baskı, işkence ve ambargo sonucunda, can güvenliği kalmayınca Allah'ın izniyle 622 yılında Mekke'den Medine'ye hicret etmiştir. Bu olay, İslam tarihinin en önemli dönüm noktalarından biridir ve Hicrî takvimin başlangıcı kabul edilir.[20]
İrfan mektebi, Yusuf Sûresi, Peygamber hazaratının hayat kıssaların geçtiği sûrelerde, 6 Peygamber hazeratı kitaplarında bu kaçış ve süreçleri geniş olarak anlatılmatadır.
Seyr-i sülukta, salik 28 peygamberin hayatlarını kendi bünyesinde yaşadığından nefsi emmarenin yönleri olan bu kötü ahlaki kardeşlerinden kaçması ve uzaklaşması gerekir-gerekecektir. (M.D.)
“kardeş” (ah) terimi, sadece genetik akrabalığı değil, insanın nefsinde bulunan benzer ve yakın manevî güçleri de sembolize eder. Nefsin farklı katmanları birbirleriyle sürekli bir etkileşim ve çatışma halindedir. Kıyamet günü, bu nefsânî güçler arasındaki bağlar kopar; her biri kendi kaderine terk edilir. Bu çerçevede:
“Kardeş”, olumlu manada olgunlaştırdığı güzel ahlakı (sabır, şükür, ihlas, fikir) simgeleyebilir.
“Kardeş”, olumsuz manada ise nefs-i emmâre’nin (kötülüğü emreden nefs) isyan ve arzularını gösterir.
- Kaçış (Firâr): Bu yüzleşmeden kaçma arzusudur. Kişi, kendi günahlarının, hatalarının, eksikliklerinin farkına varır ve onlardan kaçmak ister.
- Buluntu (Likâ): Fakat kaçış imkânsızdır. Çünkü “kardeş” dediği şey, aslında kendi nefsinin bir parçasıdır, ondan ayrılamaz. Bu yönüyle âyet, “kişinin kendi kendinden kaçamaya-cağı” hakikatini hatırlatır.
İsra sûresinde saçıp savuranların şeytanın kardeşleri olduğunu bildirilir. Kendilerinde bulunan hakikatleri saçıp savuran, ziyan eden şeytanın kardeşleri o gün şeytan kardeşlerinden kaçacaktır. (M.D.)
(17/26) (Ve ati zelkurba hakkahu velmiskiyne vebnes sebiyli ve lâ tübezzir tebziyra;)
“Akrabaya, yoksula ve yolda kalmışa hakkını ver. Bununla beraber malını saçıp savurma.”
Evvela yardıma yakın akrabalarından başla, yani hakka yakın akrabaların sahiptir evvela onlardan başla. Herkes kendi yakınındakini görmüş olsa uzakta bakılacak kimse kalmaz, zâhiri bu olan Âyette, bâtın olarak yakın akrabalarımız, Esmâ-ül Hüsnâ’dır yani bizde mevcut olan Allah esmâsının en yakın akrabaları onlardır. Kişiye hangi esmâ daha yakınsa evvelâ onu geliştirsin, mevcut varlığının Rabbi hası neyse ve ona en yakın esmâ hangileriyse evvela onlarla ilgilen çünkü sana en çok güç verecek olan onlardır. İlmi gelişmeler ile atıl olan diğer esmâlarıda faaliyyete geçir, işte bunlar bize mirac yaptıracak iç dinamiklerimizdir. Günlük beşeri yaşam içerisinde bunların çok azını kullanıyoruz, bu Âyet kapsamında kendimizi tanıyıp, bizdeki diğer esmâ-i İlâhiyyeyi faaliyete geçirmemiz gerekiyor. Bu âlemlerin batını yani esas varoluş ismi Hakk, zâhir ismi ise hâlktır.
Zıt isimler dahi olsa Esmâ-ül Hüsnâ birbirinin akrabalarıdır, aynı ağacın dallarıdır hepsi yeri geldiğinde Kahhar ismi lâzım olur, yeri geldiğinde Vehhâb ismi lâzım olur vb. Hepsi bizim menfaatimiz için düzenlenmiş, bize lâzım olan araçlardır, bunları biz kullanmaz isek karşıdaki kullanır ve bizi avlar gider. Nefsâniyyetin gücü azda olsa paramparça yapar, Hâdi ismini Mudill ismine, Kahhar ismini Rahmân ismine düşman gösterir ve senin içindeki Esmâ-i İlâhiyyeyi birbirine karıştırır.
Miskinlere de yardım et;
Miskin kelimesi “sekene” den gelmektedir, yani sâkin olucu, sükûnet ehli demektir, miskin yani hiçbir nefsani varlığı olmayan, tamamen Allah’ın tecelligahı olan mertebe demektir, fakirin kendine yetecek kadar malı vardır fakat zekat alabilir, veremez, miskinin ise hiçbir malı yoktur, üstünde elbisesi bile yoktur, nefsinin müflisidir, nefsinden çıkıp Hakk’ın varlığında sâkin olmuştur artık.
Bunlara nasıl yardım edeceğiz? Bulundukları hallere destek yönü ile yardımda bulunacağız, yani yaptığın doğrudur, yoluna devam et diyerek mânevi ve ilmi yönden desteğe yardım var. Bazı miskinlerin öyle halleri olur ki sürdüremez onu ve zaman zaman nefsine döner, bu durumda sen nefsine dönme, yaptığın doğrudur şeklinde yapılacak uyarılar ona yardımdır.
Yolda kalmışlara da yardım et;
Seyri süluk yolunda olanlara yardım edin ki seyirlerini tamamlayıp bitirsinler. İlk önce zâhiri olarak bedenin hukuku yönünde yardımcı ol, yani sıratı müstakîm de yardımcı ol, bunu başardıktan sonra ruhunun eğitimi yolunda yardımcı ol, yani sıratullah’ta yardımcı ol.
Ve varlığını saçıp savurup israf etme;
Biraz bilgiden yana malın varsa, onu olur olmaz yerde saçıp savurma, ihtiyaç sahiplerine yani burada belirtilenlere ver şeklinde büyük bir ihtar vardır.
(17/27) (İnnel mübezziriyne kânu ıhvaneşşe-yatıyn* ve kâneş şeytanu liRabbihi kefura;)
“Çünkü (malını) saçıp savuranlar, şeytanların kardeşleridir. Şeytan ise Rabbine karşı çok nankör-dür.”
Saçıp savuruyorsan sen bu işi nefsâni olarak yani zorlayarak yapmaya çalışıyorsun ki bu zorlamak şeytanın işidir.[21] “ İz- -T-B- ”
Birde âyet sayısal numarasına bakmaya çalışalım,
80+34= 114 tür. 114 ise bilindiği Kûr’ân-ı Kerim 114 sûre
veya 114 sûrettir.
Kadir gecesi “küntü kenzen mahfiyyen” “gizli hazi-ne”de mevcud olan “Hakikat-i İnsâniyye” ile “Hakikat-i Kûr’âniyye”nin, yani bir bâtında doğan ikiz kardeşin çok u-zun zaman bir birinden ayrı kalıp o gecede “Kadir Gecesi” (Kadir-i mutlağın gecesi) (Kadir kıymetini idrak etme gecesi) ilk buluşmaya başladıkları “zât-i gece”dir.
Eğer bu dünya hayatında Kûr’ân-ı idrak edip anlamayandan o gün kardeşi olan insan’dan hakikati yönüyle kaçacağı anlaşılmaktadır. Onun için “nefsin ile ruhunu ediver kardeş” der Terzi Babam. (M.D.)