Ve ummihi ve ebîh(i)
(33-37) Kişinin kardeşinden, annesinden, babasından, eşinden ve çocuklarından kaçacağı gün kulakları sağır edercesine şiddetli ses geldiği vakit, işte o gün onlardan herkesin kendini meşgul edecek bir işi vardır.
Anasından, babasından..
Bu ayet, kıyamet gününün dehşetini ve o gün insanların en yakınlarından bile kaçacağını tasvir etmektedir. Anahtar kavramlar, aile bağlarının o günkü anlamsızlığını ve bireyin kendi kurtuluşuna odaklanmasını vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'ümm' kelimesinin aslen bir şeyin kökeni, başlangıcı veya kendisinden türediği şey anlamına geldiğini belirtir. Ayette ise, kişinin kendisinden neşet ettiği, en temel bağını oluşturan annesini ifade eder ki, kıyamet gününde bu bağın bile terk edileceğini gösterir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'ümm' kelimesinin 'asl' (köken) ve 'merci'' (dönüş yeri) anlamlarını taşıdığını vurgular. Ayetteki kullanımı, insanın en temel dayanağı ve sığınağı olan annesinden bile o gün yüz çevireceğini, dolayısıyla o günün dehşetini ve bireysel kurtuluş çabasını pekiştirir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'eb' kelimesinin bilinen anlamı olan 'baba'yı vurgular. Ayetteki bağlamda, kişinin kendisini dünyaya getiren ve koruyup kollayan babasından bile kaçması, o günkü korkunun ve kişisel hesaplaşmanın şiddetini ortaya koyar.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'eb' kelimesinin 'terbiye eden, yetiştiren' anlamını da içerdiğini belirtir. Ayetteki 'babasından kaçma' ifadesi, sadece biyolojik babadan değil, aynı zamanda kişinin hayatında kendisine rehberlik eden ve koruyucusu olan kimseden de yüz çevireceğini, yani tüm dünyevi bağların kopacağını anlatır.
Abese Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
Bu Âyetin bir bâtını vardır. Bizim maddi beden olarak annemiz babamız bireysel annemiz babamızdır, sadece bize aittir, oysa nefsi küll bütün âlemin anası, aklı küll bütün âlemin babasıdır, Âdem ile Havva’da anne babadır, bir de mânevi anne baba yani kişinin ruhunun dünyaya gelmesine, faaliyete geçmesine sebep olan ve o ruh ile ebedi olarak yaşar kişi, işte bu mânevi anne baba da bu Âyete dahildir.
Bu dünya hayatında bunlar faaliyete geçmemişse bu anne, baba hakikatinde daha bu dünya hayatında kaçılmaktadır. (M.D.)
Mesnevi-i Şerif beyitleri ile yolumuza devam edelim.
“Ey bedbaht, vakitsiz kuşsun, git! Bizim terkimizi söyle, bizim katımızda olma.!”
“Sen vakitsiz öten kuşsun ey bedbaht! Zîrâ sen dünyâda iken bizim ahvâl ve ahlâkımızı numûne kabul etmek sûretiyle bizden şefâat isteyecek idin ve hayât-ı dünyeviyyede nefsinin arzûları yoluna değil, bizim yolumuza gidecek idin. Mâdemki öyle yapmadın, bu zamanda bizi bırak; ve bizi şefâat emrine tahrik ederek, bizim hâlimizi karıştırmaya çalışma; zîrâ Hakk’ın izni olmadıkça, şefâat imkânı yoktur.” Nitekim Kur’ân-ı Kerîm’de (Bakara, 2/255) [“izni olmadan O’nun indinde kim şefâat edebilir”] buyurulur.
Yüzünü sol el tarafına döndürür; kavim ve kabîlesi ona derler ki: "Sus!"
“Sol el’’den murâd, anası ve babası ve bilcümle akrabâsıdır. “Hap” Fârisî de sâkit ol, sus, ma’nâsınadır. Bu muhâsebe-i ilâhiyye esnâsında şefaat istediği enbiyâdan bu cevâbı alınca, o kimse akrabâsı ve taallukâtı tarafına teveccüh edip, onlardan imdâd umar.
Bu beyt-i şerîfde (Abese, 80/34-35) ya’nî “O yevm-i kıyâmette kişi kardeşinden ve anasından ve babasından kaçar” âyet-i kerîmesine işâret buyrulur.
"Agâh ol, fâil-i mutlaka kendi cevâbını söyle. Ey efendi biz kimiz? Bizden el kaldır!"
Bu beyt-i şerîf, o kimseye, akraba ve taallukâtının cevâbıdır. Ya’nî, “Sus! Oraya, buraya başvurma, fail-i mutlak olan Hakk Teâlâ hazretlerinin suallerine karşı cevâb ver. Biz kimiz ki, bizi araya sokmaya çalışıyorsun, bizden el kaldır!"[22]