Mutaffifîn Sûresi 14. Âyet
المطففين
Kellâ(s) bel(se) râne ‘alâ kulûbihim mâ kânû yeksibûn(e)
Hayır, hayır! Doğrusu onların kazanmakta oldukları kalplerini paslandırmıştır.
Hayır hayır, öyle değil. Aksine onların kazandığı günahlar kalplerinin üzerine pas olmuştur.
Mutaffifîn Suresi'nin 14. ayeti, insanların işledikleri günahların kalpleri üzerindeki olumsuz etkisini, özellikle 'paslanma' metaforu üzerinden açıklamaktadır. Ayet, kazançların (günahların) kalpleri nasıl kararttığını ve hakikati görmelerini engellediğini vurgular.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'râne' kelimesini kalbin üzerine çöken, onu kaplayan ve karartan bir şey olarak açıklar. Ayetteki bağlamda bu, günahların kalbi kuşatması ve hakikati idrak etmesini engellemesi anlamındadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'rân' kelimesini kalbin günahlarla örtülmesi, paslanması ve kararması olarak tanımlar. Bu durum, kalbin nurunun sönmesine ve hakikati kabul etme yeteneğini kaybetmesine yol açar. Ayetteki 'râne alâ kulûbihim' ifadesi, günahların kalpleri tamamen kuşattığını ve paslandırdığını belirtir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'rân' kavramını Kur'an'daki 'kalp' (kalb) kavramıyla ilişkilendirir. Kalbin, Allah'ın ayetlerini idrak etme ve doğru yolu bulma merkezi olduğunu belirtir. 'Rân' ise bu idrak yeteneğinin günahlar sebebiyle körelmesi, kalbin manevi olarak paslanması ve kararmasıdır. Ayetteki kullanımı, bu manevi körleşmenin bir sonucu olarak hakikatin reddedilmesini ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'kalb' kelimesini mecazi olarak aklın ve idrakin merkezi olarak açıklar. Ayetteki 'kulûbihim' ifadesi, insanların düşünce ve anlama yeteneklerinin günahlar yüzünden etkilendiğini, paslandığını belirtir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'kalb'i bir şeyin özü, merkezi ve en önemli kısmı olarak tanımlar. İnsanda ise bu, idrak, akıl ve iradenin merkezi olan manevi varlıktır. Ayetteki 'kulûbihim' ifadesi, günahların doğrudan bu manevi merkeze etki ederek onu bozduğunu ve hakikati kabul etme yeteneğini engellediğini vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'da 'kalb'in sadece bir organ değil, aynı zamanda insanın manevi ve entelektüel merkezi olduğunu belirtir. İman, küfür, idrak ve anlayış gibi tüm önemli fonksiyonlar kalple ilişkilidir. Ayetteki 'kulûbihim' ifadesi, günahların bu merkezi işlevsiz hale getirdiğini, hakikati algılama yeteneğini körelttiğini gösterir.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Es-Sicistânî, 'kesb' kelimesini kişinin kendi iradesiyle elde ettiği veya yaptığı şey olarak açıklar. Ayetteki 'mâ kânû yeksibûn' ifadesi, insanların sürekli olarak işledikleri günahları ve kötü amelleri kasteder ki bunlar kalplerini paslandırmıştır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'kesb'i kişinin kendi çabasıyla elde ettiği şey olarak tanımlar ve genellikle hayırlı veya şerli ameller için kullanılır. Ayetteki 'yeksibûn' ifadesi, özellikle kötü amelleri, günahları ve haksız kazançları ifade eder ki bunlar kalbin kararmasına neden olmuştur.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'kesb' kavramının Kur'an'da genellikle insanın kendi iradesiyle gerçekleştirdiği, sorumluluk gerektiren eylemleri ifade ettiğini belirtir. Bu eylemlerin sonuçları kişiye aittir. Ayetteki 'yeksibûn' ifadesi, insanların işledikleri günahların ve kötü fiillerin, kalplerini paslandırarak manevi bir körlüğe yol açtığını vurgular.
Mutaffifîn Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
“Hayır hayır, öyle değil. Aksine onların kazandığı günahlar kalplerinin üzerine pas olmuştur. “ (83/14)
Hacer’ül Esved taşı yeryüzüne indiği zaman beyaz olduğu, daha sonra insanların günahları ile siyahlaştığı söylenir.
Kalbte de süveyda denilen bir nokta vardır. Tasavvuf ehli letaiflerin başlangıcı olan kalb’te ilk bu noktaya zikrin darb edilerek zikrin başlaması gerektiğini söyler. İşlenen günahlar ile kalpteki bu nokta kararır, yani kirlenir ve paslanır. Katmerleşen bu kir ve pas ile kalb ancak hakîkat zikri ile nefis tezkiyesi, riyazat ve tefekkür çalışmaları ile temizlenir.
Bu konu Mesnevî-i Şerifte şöyle anlatılmıştır.
3376. Zirâ bir kara bir kara üzerine düştü; her iki yazı kör oldu ve bir ma'nâ vermedi.
Bir kara yazı bir kara yazı üzerine düşmek sebebiyle, iki yazı da körleşir ve bir ma’nâ çıkarılamaz.
3377. Onun başı üzerine üçüncü defa da yazarsan, onu kâfirin canı gibi çok kara yaptı.
Eğer o ikinci yazı üzerine üçüncü defa da yazarsan, o üçüncü yazıyı kâfirin zulmânî olan ruhu gibi kapkara bir hâle getirir ve artık okunmaktan büsbütün müberrâ olur. Bu beyitler şu hadîs-i şerifin tefsiridir: “Muhakkak abd her ne vakit bir günah işlerse, onun kalbinde kara bir nokta hâsıl olur. Eğer istiğfâr ederse, açılır. Ve eğer yine günâha avdet ederse, kalbini büsbütün karartıncaya kadar o nokta ziyâdeleşir. Ve o “rân"dır ki, Allâh Teâlâ Kitâb’ında, ‘Hayır, münkirlerin dedikleri gibi değildir; belki onlann kazandıkları günâh kalbleri üzerine perde olmuştur.’ (Mutaffifin, 83/14) buyurdu.”[41]
Şeriat mertebesi îtibarıyla bu âyet yazıldığı gibidir, târikat mertebesinden bakıldığında ise okuyan kişi daha ciddiyye alarak duygusal olarak bu hâli yaşamamaya çalışır ve bu hâli üstünden atmak için mücâdeleye girişir.
Hakîkat mertebesinde ise beşeriyeti kalmamış kişi tüm âlemin Hakk ve olanların Hakk’tan kaynaklandığını bildiği için kayıtsız kalabilir ve kayıtsızmış gibi gözükür. Buda kalbsiz veya kalbi paslı olarak algılanabilir.
İlâhide denildiği gibi gelin Allah diyelim;
Gelin Allah Diyelim
Kalpten pası silelim
Âlemleri seyredelim
Allah Allah dedikçe Nerde tehvid çekilir
Melekler saf saf gelir
Hepsi tekbir getiririr
Allah Allah dedikçe Zikr-i Hakk'a başlandı
İsm-i Celâl hızlandı
Arş-ı ala sallandı
Allah Allah dedikçe Gönüller şadan olur
Kaygudan azad olur
Can mülke abad olur
Allah Allah dedikçe
كَلَّا إِنَّهُمْ عَن رَّبِّهِمْ يَوْمَئِذٍ لَّمَحْجُوبُونَ {المطففين/15}
“Kellâ innehum an rabbihim yevmeizin le mahcûbûn.“