Ve eżinet lirabbihâ ve hukkat
(1-2) Gök yarıldığı ve Rabbine boyun eğdiği zaman -ki ona yaraşan budur-,
Rabbini dinleyip kendisine yaraşır şekilde boyun eğdiği vakit,
Bu ayet, kıyamet gününde göğün Allah'ın emrine mutlak itaatini ve bu itaatin kaçınılmazlığını vurgulamaktadır. 'İzin vermek' ve 'hak etmek' fiilleri üzerinden, göğün yaratıcısına karşı sergilediği teslimiyet ve bu teslimiyetin doğal bir sonucu olan gerçekleşme durumu dilbilimsel olarak ele alınmıştır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'ezine' kelimesinin asıl anlamının 'kulak vermek, dinlemek' olduğunu belirtir. Ayetteki 've ezinet li-Rabbihâ' ifadesi, göğün Allah'ın emrine kulak vererek itaat etmesi ve teslim olması anlamında kullanılmıştır. Bu, bir emre boyun eğme ve onu yerine getirme durumunu ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, bu ayetteki 'ezinet' kelimesini 'semi'at ve etâ'at' (işitti ve itaat etti) olarak açıklar. Gök'ün, Allah'ın emrini işitip ona boyun eğmesi, mecazi bir anlatımla cansız varlığa irade atfedilerek kıyamet günündeki mutlak teslimiyeti vurgular.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'ezine' kökünün Kur'an'daki kullanımının, genellikle ilahi bir izne veya emre tabi olmayı ifade ettiğini belirtir. Bu ayette, göğün kendi iradesiyle değil, Allah'ın emriyle hareket etmesi ve bu emre tam bir teslimiyetle boyun eğmesi anlamını taşır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'Rabb' kelimesinin 'terbiye eden, sahip olan, efendi' gibi anlamlara geldiğini belirtir. Ayetteki 'li-Rabbihâ' ifadesi, göğün mutlak sahibi ve yaratıcısı olan Allah'a ait olduğunu ve O'nun emrine tabi olduğunu vurgular.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'Rabb' kelimesinin 'her şeyi ıslah eden, kemale erdiren ve idare eden' anlamlarını taşıdığını ifade eder. Bu bağlamda, göğün Rabbine boyun eğmesi, O'nun yaratıcı ve yönetici kudretine tam bir teslimiyet göstermesidir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'Rabb' kavramının Kur'an'da Allah'ın yaratıcı, besleyici, koruyucu ve hükmedici sıfatlarını kapsayan merkezi bir kavram olduğunu vurgular. Ayetteki kullanım, göğün varoluşunun ve akıbetinin tamamen Allah'ın kontrolünde olduğunu ve O'na karşı bir sorumluluk taşıdığını gösterir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'hukkat' kelimesini 'hakikat oldu, vacip oldu, gerekli oldu' şeklinde açıklar. Ayette, göğün Rabbine boyun eğmesinin, yaratılışının ve varoluşunun bir gereği olarak kaçınılmaz bir gerçeklik olduğunu ifade eder.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'hukkat' kelimesinin 'hak oldu, layık oldu' anlamlarına geldiğini belirtir. Gök'ün Rabbine itaat etmesi, O'nun kudret ve azametine layık bir davranış olup, bu durumun gerçekleşmesi kaçınılmazdır.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'hukkat' fiilinin 'hakikat oldu, sabit oldu' anlamında kullanıldığını ifade eder. Ayette, göğün Rabbine boyun eğmesinin, Allah'ın emriyle gerçekleşecek olan kesin ve değişmez bir olay olduğunu vurgular.
İnşikâk Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
“Rabbini dinleyip kendisine yaraşır şekilde boyun eğdiği vakit“ (84/2)
ve ezinet: ve kulak verip dinledi ve itaat etti, li: için, rabbi-hâ: Rabbine, ve hukkat: hak oldu, yarılması hak oldu, hakikat oldu, gerçekleştirdi.
Âyeti kerimenin kırık meali bu şekildedir. Kişinin öncelikle kulak ve göz ayarlarının yapılması lâzımdır. Gönül göğünün, yarılması için akıl semâsında bulunan kulaktan aşk badesi içilip, buradan akıl semâsı ve gönül semâsının yarılması ve Rabbin’de gelen ilhamlar ile boyun eğip, Hukkat kelimesinin sonunda geçen تْ “Te” harfinin cezm ile yani senliğin Hakk tarafından Cezb edilip, senliğin kalmadığı zaman “Ene’l Hakk” yani hakk ben-len dersin. Görüldüğü gibi, gönül semâsı yarıldığı zaman hakk oldu, hakikat oldu, gerçek oldun gerçekleştin denilmektedir.
İrfan ehli Hallac’ı Mansur ve benzeri bu hale gelince tevhid neşesi ile kendinde olmadan bazı kelimeler sarf ederler ve bunu anlamayan zâhir ehli tarafından taşlanırlar. Hakk’ı ve hakikati ifade eden “Ene’l Hakk” ben hakikatim gerçeğim ifadesi yerine, “Ene batıl mı” deseydi?
Hasan Harakani hazretleri “benim hakikatimi bilseniz bana secde edersiniz” demiştir.
Nusret Tura hazretleri “kulun kula secdesi olmaz derler 40 yıldır secdem sana ya Resûlüllah” diye bu hakikati ifade etmiştir.
Efendimiz (s.a.v.) mir’ac dönüşü, Akıl semâsının yarılmasının bir ifadesi olarak. “Men reani fekad real Hakk” Beni gören Hakkı gördü, buyurmuştur.
Hazret-i Mevlânâ “O kulak Hakk’ı işitmez, içine dök kızgın yağı, O göz Hakk’ı görmez, ağaç budağıdır. Diye bildirmektedir.
وَإِذَا الْأَرْضُ مُدَّتْ {الإنشقاق/3}
“Ve izel ardu muddet.“