Ve-ssemâ-i żâti-lburûc(i)
Burçlarla dolu göğe andolsun,
Burçlar sahibi gökyüzüne,
Bu ayet, 'burçlar' kavramı üzerinden göğün yüceliğine ve düzenine yemin ederek, kozmik bir düzene işaret etmektedir. Kelimelerin etimolojik kökenleri, bu düzenin derin anlamlarını ortaya koymaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'semâ' kelimesinin kökünün 'sümuvv' (yücelik, yükseklik) olduğunu belirtir. Ayetteki kullanımıyla, yemin edilen varlığın ululuğunu ve erişilmezliğini vurgular, bu da Allah'ın kudretine bir delildir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'semâ'yı 'her şeyin üstünde olan' şeklinde tanımlar. Burûc Suresi'ndeki bu kullanım, göğün sadece fiziksel bir varlık değil, aynı zamanda ilahi düzenin ve kudretin bir göstergesi olarak yüce bir konumda olduğunu ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'da 'semâ'nın sadece fiziksel gökyüzünü değil, aynı zamanda ilahi âlemi ve kozmik düzeni temsil ettiğini belirtir. Ayetteki yemin, bu kozmik düzenin ve onun yaratıcısının mutlak gücüne dikkat çeker.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'zât' kelimesinin 'sahip olan' veya 'içeren' anlamında kullanıldığını açıklar. Ayetteki 'semâi zâti'l-burûc' ifadesi, göğün burçları barındıran, onlara sahip olan bir varlık olduğunu vurgular.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'zât' kelimesinin mecazi olarak 'sahip olma' veya 'niteliği taşıma' anlamında kullanıldığını belirtir. Burada göğün burçlarla nitelendirildiğini, burçların göğün ayrılmaz bir parçası olduğunu ifade eder.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'zât'ın bir varlığın özünü veya niteliğini ifade ettiğini belirtir. Ayetteki kullanımıyla, burçların göğün temel bir özelliği ve ayrılmaz bir parçası olduğunu, göğün bu burçlarla tanımlandığını gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'burc' kelimesinin 'açığa çıkmak, görünmek' anlamından geldiğini ve gökyüzündeki belirgin yıldız kümeleri için kullanıldığını belirtir. Ayetteki 'burûc', göğün ihtişamını ve düzenini gösteren büyük yıldız gruplarını ifade eder.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Sicistânî, 'burûc'un gökyüzündeki on iki burç olduğunu ve gezegenlerin bu burçlarda hareket ettiğini ifade eder. Bu, göğün belirli bir düzene ve yörüngeye sahip olduğunu vurgular.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'burûc' kelimesinin 'yüksek ve belirgin köşkler' anlamından türediğini ve gökyüzündeki yıldızların bu köşkler gibi göründüğünü belirtir. Ayetteki yemin, göğün bu görkemli ve düzenli yapısına dikkat çeker.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'burûc'un Kur'an'da kozmik düzenin ve ilahi yaratılışın bir sembolü olarak kullanıldığını belirtir. Bu ayetteki 'burûc', göğün sadece fiziksel bir varlık değil, aynı zamanda ilahi kudretin ve düzenin bir göstergesi olduğunu vurgular.
Bürûc Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
Ve-ssemâ-i zâti-lburûc Burçlar sahibi gökyüzüne (85/1) KÛR’ÂN-ı KERÎM’de YOLCULUK
(217-85-17) BURÛC SÛRESİ
Yazan ve Düzenleyen
MURAT DERÛNİ (17) İRFAN SOFRASI
NECDET ARDIÇ
TASAVVUF SERİSİ (217-85-17) NECDET ARDIÇ
TERZİ BABA
“ İz- -T-B- “Es Selâm, En Necat“
Adres Büro: Ertuğrul Mahallesi Hüseyin Pehlivan Caddesi No: 29/5
Servet Apt. 59 100
Tekirdağ
Ev: 100 yıl Mahallesi Uğur Mumcu Caddesi Ata Kent Sitesi A Blok Kat 3, D. 13.
Tekirdağ (0533) 7743937
www.terzibaba13.com
SAYFA NO
İÇİDEKİLER ……………………………………………………………………… (3)
ÖNSÖZ ……………………………………………………………………………… (5)
BURÛC SÛRESİ GİRİŞ …………………………………………………… (7)
1. ÂYET …………………………………………………………………………… (13)
Dünya Kova Çağına girdi ………………………………………………. (16)
ŞİHAP …………………………………………………………………………….. (19)
2. ÂYET …………………………………………………………………………… (22)
3. ÂYET ………………………………………………………………………….. (24)
EŞHEDÜ ENLÂ İLÂHE İLLALLAH ……………………………….. (25)
EŞHEDÜ ENNE MUHAMMEDÜR RASÜLÜLLAH ………… (28)
Yohava şahitleri …………………………………………………………….. (30)
4. ÂYET ………………………………………………………………………… (32)
5. ÂYET ……………………………………………………………………….. (33)
6. ÂYET …………………………………………………………………………. (33)
7. ÂYET ……………………………….………………………………………… (33)
8. ÂYET …………………………………………………………………………. (34)
Îsâ (a.s.)ın dînini helâk etmeye çalışan başka bir yahûdî pâdişâhının hikâyesidir ………………………………………………….. (45)
Yahûdî pâdişâhın ateş yakıp "Her kim bu puta secde ederse ateşten kurtulur" diyerek, ateşin yanına put koyması beyânındadır ………………………………………………………………… (45)
Ateş içinde çocuğun söze gelmesi ve halkı ateşe atılmaya teşvîk etmesi …………………………………………………………………. (51)
Adamların kendilerini ateşe atmaları ………………………….. (55)
9. ÂYET ………………………………………………………………………….. (56)
10. ÂYET ……………………………………………………………………… (59)
EZAN - AHAD - BİLAL- HİLAL ……………………………………. (60)
Allahu ekber, Allahu ekber! …………………………………………. (70)
Hayya ala’s-salâh, Hayya ala’l-felâh ………………………….. (71)
20-12-2014 tarihli zuhurat ……………………………………… (72)
“ALLAHÜ EKBER” Tekbirleri ……………………………………. (73)
“HAYYE ALE’L-FELAH” ……………………………………………….. (81)
Îmân ……………………………………………………………………………… (83)
Sâlih Amel …………………………………………………………………… (89)
Muhammed Sûresi 15. Âyet ………………………………………… (92)
12. ÂYET ………………………………………………………………………. (101)
13. ÂYET ………………………………………………………………………. (102)
14. ÂYET ………………………………………………………………………. (104)
15. ÂYET ……………………………………………………………………… (105)
Taha sûresi 5. Âyet …………………………………………………….. (107)
45. BÖLÜM ARŞ …………………………………………………………… (110)
16. ÂYET ……………………………………………………………………… (113)
17. ÂYET ………………………………………………………………………. (116)
18. ÂYET ………………………………………………………………………. (117)
Mısırdan çıkış kızıl denizden geçiş …………………………… (118)
Semûd ………………………………………………………………………… (120)
19. ÂYET ………………………………………………………………………. (135)
20. ÂYET ………………………………………………………………………. (135)
21. ÂYET ……………………………………………………………………… (137)
22. ÂYET …………………………………………………………………….. (138)
İSHÂK KELİMESİNDE MEVCÛT OLAN "HAKKIYYE HİKMETİ ………………………………………………………………………………………. (146)
Kûr’ân’ın hakîkâtleri nelerdir? …………………………………… (148)
Kur’anı Keriym’in tercümeleri ……………………………………… (150)
Levh-i Mahfûz Hakkında …………………………………………….. (151)
BERAT KANDİLİ …………………………………………………………… (158)
B E R A T’ I N I A L …………………………………………………. (182)
TERZİ BABA KİTABLARI LİSTESİ ………………………………… (184)
ÖN SÖZ
بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِ
BİSMİLLÂHİR RAHMÂNİR RAHÎM
Muhterem okuyucularım; her ne vesile ile elinize geçmiş olan bu kitabımızdan, İnşeallah Cenâb-ı Hakk’ın idrak vermesi ile en geniş şekilde faydalanmanızı temen-ni ederim.
16 NİSAN 2022 Cumartesi günü Ter… sitesi sohbetine, İz-Efendi Babam “Necdet ARDIÇ”, bizatihi arayarak çağırmıştı. Sohbet konumuz mübarek günler ve geceler kitabından Regaib ve Mevlüt kandilleriydi.
Mevlüt kandili konusunda;
“And olsun ki gökte Burçlar meydana getirdik onları bakanlar için donattık, kovulmuş her şeytandan koruduk, fakat kulak hırsızlığı yapan olursa parlak bir ateş ŞİHAP onu kovalar/yakar,”[1] ayetleri geçti.
Ve daha önce “Zekât” konusu hakkında yapılan çalışma neticesiyle ertelenen “BURÛC” sûresinin Kûr’ân-ı Keriym de yolculuk çalışmaların yapılması için mânevi mevlüt-doğuş işareti verilmiş oldu.
Bu vesile ile evvelâ bütün okuyuculara bir ömür boyu sağlık, sıhhat ve gönül muhabbetleri ve gerçek ma’nâ da tasavvufî idrakler niyaz ederim. Bu dünya da en büyük kazanç burasını, bu âlemi şehâdet-i, gerçekten müşahede ederek yaşayıp geçirmek ve kendini tanımayı bilmek olacaktır. Kûr’ân-ı Kerîm’de (yolculuk) adlı İz-Terzi Baba sohbetleri ve kitaplarının bu hususta faydalı olabileceğini düşünüyorum, Bunlardan biri de konumuz olan “BÜRÛC” Sûresidir. İçinde bir hayli mevzular olan bu Sûre-i şerifin zâhir bâtın nûrundan bu dünyada iken yararlanmaya gayret edelim. Cenâb-ı Hakk’tan bu hususta her kez için başarılar niyaz ederim.
“Memur mâzûrdur” düstûruyla üstlendiğim bu vazîfeyi, Terzi Baba’nın feyiz pınarından gönlüme akan ilhâmlarla yerine getirmeye çalıştım. Bu süreçte, âyetlerin hem zâhirî hem de bâtınî mânâlarını bir bütün olarak ele almaya özen gösterdim. Bununla birlikte, zâhirî tefsirler hâlihazırda çokça mevcût olduğundan, çalışmamın odak noktasını âyetlerin iç, derûnî, enfüsî ve bâtınî mânâları oluşturdu.
Ana metinlerin altına, numaraldırılmış dipnotlar şeklinde, konu, kelime sözlük açıklamaları ve kaynaklar gerektiği yerlerde müracaat ve bilgi için belirtilmiştir.
İrfâniyet yolunda desteğini esirgemeyen İz-Efendi babam, Nüket Annem ve Eşim Serpil hanıma teşekkür ederim. Cenâb-ı Hak razı olduklarından eylesin, inşallah.
Sevgili okuyucum, bu kitabın yazılışında, düzenle-nişinde, basılışında, bastırılışında, tüm oluşumunda emeği ve hizmeti geçenleri saygı ile yadet, geçmişlerine de hayır dua et, ALLAH (c.c.) gönlünde feyz kapıları açsın. Yarabbi; bu kitaptan meydana gelecek manevi hasılayı, evvelâ acizane, efendimiz Muhammed Mustafa, (s.a.v.) in ve Ehl-i Beyt Hazaratı’nın rûhlarına, Nusret babamın ve Rahmiye annemin de ruhlarına, Nüket annemin ve İz-Efendi babamın ruhaniyetlerine, ceddinin geçmişlerinin de ruhlarına hediye eyledim kabul eyle, haberdar eyle, ya Rabbi.
Muhterem okuyucularım; yine bu kitabı da okumaya başlarken, nefs’in hevasından, zan ve hayalden, gafletten soyunmaya çalışarak, saf bir gönül ve Besmele ile okumaya başlamanızı tavsiye edeceğim; çünkü kafamız ve gönlümüz, vehim ve hayalin tesiri altında iken gerçek ma’nâ da bu ve benzeri kitaplardan yararlanmamız mümkün olamayacaktır.
Gayret bizden muvaffakiyyet Hakk’tandır.
“Murat DERÛNİ EN-NÛR” ÜSKÜDAR/İSTANBUL
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ
بِسْمِ اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِ
EUZÛ BİLLÂHİ MİNEŞ ŞEYTANİR RACÎM
BİSMİLLÂHİR RAHMÂNİR RAHÎM
(سورة البروج ) BURÛC SÛRESİ GİRİŞ…
Hakkında Mekke döneminde inmiştir. 22 âyettir. Sûre, adını birinci âyetteki “el-Bürûc” kelimesinden almıştır. Bürûc, burçlar demektir.
Nuzül Mushaftaki sıralamada seksen beşinci, iniş sırasına göre yirmi yedinci sûredir. Şems sûresinden sonra, Tîn sûresinden önce Mekke’de inmiştir.[3]
Konusu Mekke döneminin ortalarında, müşriklerin müminlere işkence etmeye başlamaları üzerine nâzil olmuştur, yirmi iki âyettir. Fâsılaları ب، ج، ر، ط، ظ، ق harfleridir. Adını 1. âyette geçen ve burcun çoğulu olan burûc dan alır. Sözlük anlamı “açık seçik şey” demek olan burc, uzaktan göze çarpacak şekilde yapılmış yüksek binalar, özellikle Türkçe’de kale surlarının yüksek yerleri, hisar ve kuleleri için kullanılır. Sûredeki anlamıyla gökyüzündeki takımyıldızlara burç denilmesinin asıl sebebi parlak görünüşleri olsa gerektir. Dünyadan bakıldığı zaman tek yıldızmış gibi görünen burçlar, aslında güneş sisteminin milyonlarca elemanından meydana gelmiş olan yıldız kümeleridir. Modern astronomide galaksi adı verilen burçlardan ay yörüngesi üzerinde gözlenen on iki tanesi çok eski devirlerden beri bilinmektedir. İlkçağ’ın meşhur gökbilimcisi Batlamyus gökyüzünde kırk sekiz burç tesbit etmişti. Günümüzde ise bunların sayısı milyarlarla ifade edilmektedir. Kozmos denilen kâinatta ne kadar galaksi bulunduğu hususunda tahmin yürütmek bile mümkün değildir. Çünkü gökyüzünün halen gözlenebilen kısımlarının bütün kâinat içinde ne kadar yer tuttuğu bilinmemektedir.
Sayısız galaksileriyle gökyüzü, yüce yaratanın sonsuz kudretini ortaya koyan canlı ve kevnî bir alâmettir (âyet). Bu kudretin akıllara durgunluk verecek boyutta dile geldiği yer olduğu için sûre burçlarla dolu olan semaya yemin ile başlar; vaad edilen kıyamet gününe, o günde her şeyi açık seçik görecek olanlara ve onların gözleri önünde cereyan edecek şeylere ant ile (âyet 1-3) giriş bölümünü tamamlar. Bazı müfessirlerin ifade ettiği gibi ilk âyette sözü edilen burçları yalnızca ay yörüngesi üzerindeki on iki burçtan ibaret göstermek, âyetin geniş ve şümullü mânasını daraltmak ve sınırlamak olur. Çünkü gökyüzünün bu özelliğiyle yemin konusu olması, onda dile getirilmek istenen ilâhî kudret sebebiyledir.
Bundan sonraki âyetler, hiçbir suç işlemedikleri halde yalnızca Allah’a inandıkları için ashâbü’l-uhdûd tarafından kendilerine zulmedilen, işkenceye uğrayan, ateşle dolu hendeklere atılıp diri diri yakılan iman ehlinin hazin durumunu dile getirir. Ancak Allah bu işkence ve zulmü yapanların hepsine tevbe etmedikleri takdirde hak ettikleri cezayı verecektir. Allah, uğrunda sıkıntı çekenlerin ise öcünü alacak ve onları cennetlerine koyacaktır. Asıl büyük ve ebedî kurtuluş da budur (âyet 4-11). Sûrede bundan sonra Allah’ın üstün kudretine, küfürde ısrar edenlere karşı çetin yakalamasına ve onları ansızın kuşatacağına dikkat çekilmiş, bunun yanında bağışlayıcı olduğu da hatırlatılmış, güçlerine güvenip müminlere zulmeden Firavun ve Semûd kavmi nasıl ayakta kalamayıp helâk olmuşsa onların izinden gidenleri de aynı sonucun beklediğine işaret edilmiştir (âyet 12-18). Sûre inananlara müjde veren, kâfirleri de kötü sonla tehdit eden âyetlerden sonra Kur’ân-ı Kerîm’in yüceliğini, ebedî ve değişmez özelliğini vurgulayan bir hükümle son bulur (âyet 19-22).
Sûrede müminleri ateş dolu hendeklere atıp yakan ve sonra da onları seyrederek eğlenen zâlim ve işkenceci ashâbü’l-uhdûddan söz edildiğine göre ilk müslümanlara eza ve cefa eden Mekkeli müşriklerin bunlar hakkında az çok bilgi sahibi oldukları ve bildikleri böyle bir misalle âyetlerin kendilerini uyardığı anlaşılmaktadır.
Burûc sûresi ilk bakışta Hz. Peygamber’i ve zulüm gören müslümanları teselli için gelmiş gibi görünüyorsa da maksadın yalnız ashâbü’l-uhdûd veya yalnız ilk müslümanlar olmadığı açıktır. Bâbil hükümdarları ve Roma kralları gibi XX. yüzyılda da dünyanın birçok ülkesinde inananlara uygulanan baskı ve sindirme faaliyetleri göz önüne getirilince sûrede kıyamete kadar gelip geçecek bütün inananların ortak kaderine işaret edildiği anlaşılır. Bu bakımdan Burûc sûresi, kendisinden önceki Mutaffifîn ve İnşikāk sûrelerinin devamı gibidir. Çünkü Mutaffifîn sûresi, ölçüde ve tartıda olduğu gibi yönetimde, adalet ve hukuk uygulamasında da insanlar arasında ayırım yapanların acıklı sonlarını bildirir. İnşikāk sûresi de ebedî diriliş demek olan vahyin önemini ve ona inananların kurtulacaklarını, kabul etmeyenlerin yanacaklarını haber verir. Bu sûrede ise yalnız inkâr etmekle kalmayıp inananlara kin duyan, zulüm ve haksızlık yapan, üstelik yaptıklarından pişmanlık duymak yerine bundan zevk alan din düşmanlarının durumu gözler önüne serilir.
Sûrenin faziletiyle ilgili olarak Sa‘lebî ve Vâhidî gibi bazı müfessirlerce Ubey b. Kâ‘b’dan rivayet edilen ve bazı tefsirlerde (meselâ bk. Zemahşerî, IV, 733) yer alan, “Kim Burûc sûresini okursa Allah ona dünya hayatındaki cuma ve arefe günleri sayısının on katı ecir verir” meâlindeki hadisin mevzû olduğu kabul edilmiştir (Zerkeşî, I, 432).[4]
Sûre-i şerifin, kısaca sayı değerlerine bir göz atalım.
(85) Mushaf sıra numarası.
(27) Nüzul sıra numarası.
(14) Alfabetik sırası.
(30) Cüz sırası.
(22) Âyet sayısı.
(22) Fasıla harfleri.
(200) Genel toplamdır.
Rakamları tek tek toplarsak, (8+5+2+7+1+4+3+2+2+2+2=38) Bu sayı değerlerinin birçok bağlantıları vardır. Ancak fazla vaktinizi almamak için genel sayıları ve bağlantısını vermekle yetinelim.
Fâsılaları ب، د، ج، ر، ط، ظ، ق harfleridir. (Be) harfi 1 adet, Risalet mertebesidir. (Cim) harfi 1 adet, Cemâli ve Celâli ilâhiyyenin birlitikteliğidir. (Dal) harfi “16” adettir. İlm’el Yakın, Ayn’el Yakîn, Hakkel Yakin mertebelerinden (13) Hakikat’ül Ahadiyetül Ahmediyenin delilidir. (Rı) harfi 1 adet, Rububiye-Esmâ mertebesidir. (Tı) Tahakkuk 1 adet hakikatın ortaya çıkmasıdır. (Zı) 1 adet, Zulmet –Karanlık, (Kaf) Kudrettir.
Sûre-i Şerifin sayı değerine göz atalım.
(بروج) Burûc “Be: 2” “Rı: 200” “Vav: 6” “Cim: 3” harf değerlerinden oluşmaktadır.
(2+2+6+3= 13) dür.
Mushaf sıralamasında (85) (8+5=13) nüzul sıralamasında (27) (2+7=9) dur. 22 âyettir. (2+2=4) dir. Genel sayı toplamı 38 idi. 3+8= 11 dir (13+13+9+4+11= 50) dir.
(5) Hazret mertebeleri, (50) Elli vakit namaz (Daimi namaz hali)
O BURÛC'lara sahip gökyüzüne,
Arşın sahibi şanı yüceliğine,
Şerefli Kur'ân Levh-i Mahfuzdadır,
Rahman Rahiym olan Allâh'ın adıyla,[5]
Mealen;
Bismillâhirrahmânirrahîm.
1 - Andolsun biz, gökte birtakım burçlar yarattık (halk ettik) ve bakanlar için onu süsledik.
3 - Şahitlik edene ve edilene and olsun ki,
4 - Kahroldu o hendeğin sahipleri,
6 - Hani o ateşin başına oturmuşlar,
7 - Müminlere yaptıklarını seyrediyorlardı.
9 - O Allah ki, göklerin ve yerin hükümranlığı O'nundur ve Allah her şeye şahittir.
12 - Kuşkusuz Rabbinin yakalaması serttir.
13 - Yoktan o yaratır (var eder) ve tekrar o diriltir.
14- Bununla beraber çok bağışlayandır, çok sevendir.
15 - Arş'ın sahibidir, yücedir.
17 - O orduların kıssası sana geldi mi?
18 - Yani Firavun ve Semud'un?
19 - Fakat o inkarcılar hâlâ bir yalanlama içinde.
20 - Oysa Allah onları arkalarından kuşatmıştır.
21 - Hayır o şerefli bir Kur'ân'dır.
وَالسَّمَاء ذَاتِ الْبُرُوجِ {البروج/1}
“Ve-ssemâ-i zâti-lburûc(i)” Andolsun biz, gökte birtakım burçlar yarattık (halk ettik) ve bakanlar için onu süsledik. (85/1)
(٨٥.١)
وَالسَّمَاءِ ذَاتِ الْبُرُوجِ
Kuranı Kerim Türkçe okunuş:
85.1 - Ves semâi zâtil burûc.
Diyanet Meali:
85.1 - Burçlarla dolu göğe andolsun,
Burçların gökyüzü semalarında da, bizim gibi insan nesli ve dabbe sülâlelerinin olduğu, gördüğümüz haber ve işeretlerden açık olarak anlaşılmaktadır. T.B.[7]
Âyetin kısa anlamı And olsun burcun sahibi semâyadır.
Semâ ya yemin edilmesi cenâb-ı hakk’ın semâya önem atfetmesindendir. Nasıl ki kûr’ân-ı keriym’de incir, zeytine ve benzer şeylere yemin edilmesi bunlara bir önem verildiği ve özelliğine dikkat çekmek içindir.
Burçlar hakkında kısa bilgi;
BÜRÛC, bilindiği gibi "bürc"ün çoğuludur. Bürc, aslında "görünen şey" demek olup daha sonraları her bakanın gözüne çarpacak şekilde görünen yüksek köşk = kasr-ı âlî mânâsında hakikat olmuştur. Şehir surlarının, kalelerin yüksek yerlerine de aynı şekilde burc denilmiştir.
Bunlara benzetme yoluyla veya "görünme" mânâsıyla gökteki yıldızlara veya büyüklerine veya bazı yıldızların bir araya gelmesinden ortaya çıkan görüntülere de burc denilmiş ve özellikle, bildiğimiz oniki burçta yani Koç, Öküz, İkizler, Yengeç, Aslan, Başak, Terazi, Akrep, Yay, Oğlak, Kova ve Balık burçlarında hakikat olmuştur. Onun için astronomi ve yıldız ıstılahında burç deyimi altısı kuzeyde ve altısı güneyde olan bu onikisi için kullanılmış, diğerlerinde ise "suret" tabiri kullanılmıştır. (Furkân Sûresi'nde geçen "Gökte burçlar yaratan ve orada bir kandil ve nurlu bir ay yapan Allah'ın şanı ne yücedir."(Furkan, 25/61) Gökte bu oniki burcun bulunduğu sahaya "mıntıkatu'l-büruc" yani burçlar kuşağı (zodyak) ismi verilir. Burada İbnü Cerir gibi birçok âlim, burçları "oniki burç" ile tefsir etmişler, bazıları da "köşkler", bazıları "ayın menzilleri olan yıldızlar", bazıları "büyük yıldızlar, bazıları da "göğün kapıları" demişlerdir. Zemahşerî de şöyle der:
Bu, oniki burçtur. Bunlar teşbih (benzetme) üzere göğün köşkleridir. Ayın menzilleri olan yıldızlar da denilmiş. Yıldızların büyükleridir. Ortaya çıkıp göründükleri için bunlara bürûc ismi verildi de denilmiştir. Göğün kapılarıdır da denilmiştir.
Bunun özeti: Burçların birer köşk mânâsıyla tasvirini tercih etmektir. Bu mânâ benzetme yoluyla yıldızların hepsinde düşünülebilirse de yüksek yüksek apaçık oluşumlar görüntüsü veren yıldız toplumlarının kastedilmiş olması daha açıktır. Bu arada oniki burç bir itibari (varsayım) olmakla beraber en çok bu mânânın meşhur olması nedeniyle burçlar deyince hemen onlar akla gelmektedir. Bununla beraber bu zikredilen yorumlardan herbirinde özel bir fayda bulunduğu da açıktır. Hangisine göre düşünülürse düşünülsün, "burçlar sahibi gök" sözü, dünya göğünü en yüksek tabakasıyla ifade etmiş olur.[8]
Nasıl ki dünyanın bir semâsı yani samanyolu galaksi sistemi içinde bulunuyor. Bunun içinde gezegenler, yıldızlar, güneş ay vs. var. Bizlerinde semâsı gönül göğüdür. Gezegenleri, yıldızları güneşi, ayı vardır. Nefsani bir yaşam içinde olursak burada heva yıldızı –nefsi benlik, hayali kamer ve kibir güneşi etkisi hüküm sürer. İrfani bir eğitim sistemi içinde bunların eğitimi alınırsa ilâhi benlik, Nûru Muhammedi ve İlâhiyat güneşi bu gönlü aydınlatır.
Mûsâ as. ın doğum zamanı yaklaştığı zaman Firavun bir rüya görmüş. Ve bütün müneccimleri (yıldız-astronomi bilginlerini) toplamış ve rüyası hakkında yorum istemiştir. Müneccimlerde Yahudi kavmi içinden doğacak bir erkek çocuğun onu tahtından edeceği bildirmişler bunun üzerine o sene doğan kırkbin erkek çocuğu katletmiş ve ilâhi seneryo gereği Mûsâ a.s. Firavunun sarayında yetişmiş ve Firavun Mûsâ a.s. ve kavminin geçtiği Kızıldeniz de boğulmuştur.
Bizlerin doğum ve doğum saati ile belirlenen burrçlar, içinde yaşadığımız dünya içinde geçerlidir.
Yakın tarihlerde internette dolaşan haber şöyleydi.
“Dünya Kova Çağına girdi” Bilyay Vakfı’nda kaleme aldığı makalesinde Nusret Safa Yılmaz, astrolojide bir çağın nasıl oluştuğunu gayet açıklayıcı şekilde anlatıyor. Biz de anladıklarımızı aktaralım: Şimdi efendim, Güneşimiz her yıl Zodyak’ın ki buna burçlar kuşağı diyebiliriz, etrafını tam tur olarak dolaşıyor ve ilkbahar noktasına yani başladığı yere geri geliyor. Zodyak’ın her burcu 30 dereceden oluşuyor ve Güneş de her 70 yılda bir derece yitiriyor ve bunun sonucunda da Güneş’in bir burcu geçmesi yaklaşık 2160 yıl sürüyor. 12 burçtan her biri ilkbahar noktasında yaklaşık 2160 yıl kalarak yerini kendinden önceki burca bırakıyor. Evet, bu kadarını anlayabildiğimize biz de şükrettik. İşte Güneş’in bir Zodyak takımyıldızındaki gerileyişini tamamlaması için gereken bu süreye çağ deniyor. Bu sisteme göre Güneş’in ilkbahar ekinoksunda yükseldiği burç, çağa ismini veriyor. Biz, bu hesaba göre Balık Çağını geride bırakmış bulunuyoruz ve Kova Çağına girmiş bulunuyoruz. 4000’li yıllara kadar dünya bu çağı yaşayacak.
Dünyanın en ünlü astrologlarından biri Suzan Miller’a göre Kova Çağı, “yeni keşiflerin dönemi” olacak.
Gelelim, herkesin umutla bahsettiği, vaatkar Kova Çağında bizleri nelerin beklediğine… Öncelikle deniyor ki “Teknoloji üzerine teknoloji…” Artık aklınıza ne gelirse. Androidler, yapay zekalar, uzaya seyahatler… Teknolojide çığır açan ve bu konuda pek iddialı olan Elon Musk’ın projesi buna güzel bir örnek aslında. Beyne dışarıdan müdahale eden, beyin yoluyla uyumlu cihazların kontrolünü mümkün kılacağını öne süren, beyinden algı ve hafıza içeriği sağlanması, bilgilerin başka cihazlara indirilmesi, farklı beyinlere yüklenmesini sağlayacağı iddia edilen Neuralink Projesi tam da Kova Çağına yakışır nitelikte bir yeni teknoloji. Gelelim Kova Çağının bir başka özelliğine… Eşitlik! Astrologlara göre Kova burcunda gerçekleşen gezegen kavuşumları eşitlik ve demokrasi konularının öne çıktığı zamanlar. Toplumsal bilinci yüksek bir çağ olsa da Kova bireysel özgürlüklerin, bireysel alanın korunmasını da vurgular ve önemser. Bu da farklı fikirlerin, görüşlerin bir aradalığı demektir. Kova Çağı’nda özellikle entelektüel olarak nitelikli fikirler öne çıkar ve bu düşüncelerin çeşitliliği ayrılık değil, renk ve zenginlik olarak görülür.
23 Mart 2023: Plüton ilk kez Kova burcuna girecek. 11 Haziran 2023: Bir süre Oğlak burcuna geri hareket yapacak. 21 Ocak 2024: Tekrar Kova’ya giriş yapacak. 2 Eylül 2024: Çok kısa bir süre için yine Oğlak’ta. 19 Kasım 2024: Artık kesin olarak 2044’e kadar Plüton’da.
- Kova, hava elementine mahsus bir burç. Bu nedenle de uzayla da ilişkili ve deniyor ki “İnsanlık için başka evrenleri keşfetme zamanı Kova Çağı’na denk gelecek.”
- Kova burcunun entelektüel bilgiye zaafı meşhurdur. Kendi çağında da bu durum ön plana çıkacak. Yani bilimsel gerçeklik, derinlikli ama açık ve net anlaşılır bilgiler… Kova Çağı’nda bunun yansımasını, öğretmenlik-öğrencilik konularının da ön plana çıkması olarak göreceğiz. Öğrenme ve öğretme üzerine derin çalışmalar bizi bekliyor.
- Kova Çağı’nda yeni bir ekonomik sistemin de bizi beklediğinden söz ediliyor. Kaldı ki pandemiyle birlikte dünyanın ekonomik dengeleri oldukça değişti. Kova Çağı açısından astrologların yorumu ise şöyle: Paraya dayalı üretim biçiminden, bilgiye dayalı üretim biçimine geçiş artacak. Bilgi üretimi ve bilgi paylaşımı üzerinden ekonomik sistem ağırlıklı olarak şekillenecek. Özellikle de eğitim ve öğretim, geleceğin iş alanları haline gelecek. Bilgi edinmeye yönelik talebin de yine bu çağın özelliklerine uygun olarak çok artacağı belirtiliyor.[9]
Hicr sûresinde;
وَلَقَدْ جَعَلْنَا فِي السَّمَاء بُرُوجًا وَزَيَّنَّاهَا لِلنَّاظِرِينَ {الحجر/16}
“Velekad ce’alnâ fî-ssemâ-i burûcen vezeyyennâhâ linnâzirîn(e)” And olsun ki gökte Burçlar meydana getirdik onları bakanlar için donattık, (15/16)
وَحَفِظْنَاهَا مِن كُلِّ شَيْطَانٍ رَّجِيمٍ {الحجر/17}
“Vehafiznâhâ min kulli şeytânin racîm(in)” Kovulmuş her şeytandan koruduk, (15/17)
إِلاَّ مَنِ اسْتَرَقَ السَّمْعَ فَأَتْبَعَهُ شِهَابٌ مُّبِينٌ {الحجر/18}
“İllâ meni-steraka-ssem’a feetbe’ahu şihâbun mubîn(un)” Fakat kulak hırsızlığı yapan olursa parlak bir ateş ŞİHAP onu kovalar/yakar. (15/18) Nebiyy-i Ekrem Efendimiz (asm)'in dünyaya teşrifleri gecesinde hazan yaprağı gibi gök kubbeden yıldızlar döküldü.[10] Bu hâdise de şuna işâret ediyordu: Bundan böyle şeytan ve cinlerin gökten haber almaları son bulmuştur.
"Madem Resûl-i Ekrem Aleyhisselâtü Vesselâm vahiy ile dünyaya çıktı, elbette yarım yamalak ve yalanlar ile karışık, kâhinlerin ve gâipten haber verenlerin ve cinlerin ihbarâtına (haberlerine) set çekmek lâzımdır ki, vahye bir şüphe irâs etmesinler ve vahye benzemesin. Evet, bi'setten evvel kâhinlik çoktu. Kur'ân, nazil olduktan sonra onlara hâtime çekti. Hattâ çok kâhinler îmâna geldiler. Çünkü, daha cinler tâifesinden olan muhbirlerini bulamadılar."[11]
Hicr sûresi âyetleri ve Efendimiz s.a.v. in doğumu ile ilgili verilen bilgiler şeytân ve taifesi artık Cenâb-ı Hakk’ın gökyüzünde kalesinin burçlarını aşamamışlar ve yaklaşmak isteyen olursa onu bir şihab (ateş) kovalamıştır.
Kimin gönül göğünde Hazret-i Muhammed-Hakikat-i Muhammedi mertebesi doğarsa onun da gönül kalesinin burcundan ateşli Kelime-i Tevhid okları vehimi şeytan ve 3 harfli hayali kovalar. O sahaya giremezler ve temiz, ilmi ledün ve ilham bilgilerine ulaşamazlar. Kelime-i Tevhid 12 harftir. Ve seyirde 12 derstir. Bu harfler Kelime-i Tevhid kalesinin burçlarıdır. Her derste bir burç şeytan ve taifesinin bilgi almasını ve gönle bilgi ve hayal giresini engellemek için faaliyete geçer. Derslerin tamamı 40 adettir. 40 ise Hakikat-i Muhammediyedir. Bu sayı tamam olunca Hakikat-i Muhammediye göğü burçlar ile donatılmış olur.
Seyr-i süluk açısından kişinin burcunun anasır-ı erba yani ateş, hava, su, toprak unsurlarından nereye bağlıysa özelliğinin anlaşılmasında yardımcı olabilir. Ve seyri sülükunun başlarında o açıdan yaklaşılabilir.
Hava; kuvvettir, hava burçları rindane, yani hava-i olur ve fikriyatları yukarıda dolaşır. Ama buna vehim karışma ihtimali olabilir, vehimi ayırt edebildiği zaman ilhamlar-doğuşatlar ilerlemesinde etkili olur.
Ateş; Azamettir. Aziz, Cabbar, mütekebbir nefsi yönleridir. Nefsin ateşi, mürşide, resülullah (s.a.v) ve hakk muhabbetine dönerse fayfalı olur.
Su; ise ilim ve hayattır. Su burcu olanlar hayali ilimden hakikat ilmi olan ilmi ilâhiye yönlendirilirse faydalı olur.
Toprak; İlm-i ledündür. Aynı zamanda hikmettir. Ledün ilmi üzerine ağırlıklı bir eğitim kişi için faydalıdır. Yani kişininin kendi hakiki varlığını tanımasıdır.
Mesnevi-i Şerifte, insanın doğumunda gezegenler, ay ve güneşin etkili olduğu ve gezegenlerin olumlu, olumsuz etkilerinin doğum zamanına göre kişiye yansıdığı anlatılmaktadır.
Yol açısından burçlara yaklaşmanın yasaklamayı ibretlik bir hikayede geçmektedir.
“İz-Efendi Baba” Kime: Murat Derûni
09.10.2013
Hayırlı günler Murat Derûni, PA… Ya… ya verdiğin cevap iyi olmuş, bundan sonra gene bir şeyler sorar ise, sende ona, kendi Mûsâ'sının "12" sıbt'ından hangisine bağlıysa suyunu oradan-o çeşmeden içmesini söylersin. Onun hali Fir'âvn'ın elindeki musa gibi kendi annesini bulmasını söylersin, bizim sütümüzün ayarı, bizim gönül evlâtlarımıza göredir.
Peygamberimizin dünyaya teşriflerinden sonra şeytanların gökyüzüne çıkıp çalma çırpma haberlerin yasaklandığı gibi ona da bu yol artık aynı hükümdedir.
Buna avami tabirle "kuyrukla kapan boşaltma" denir. Bilirsin eskiden eski ahşap evlerde bazı fareler vardı evin içinde oturanlar bu farelerden kurtulmak için kapan kurarlardı. Kapanın sert yaylı bir kapısı vardı onu gerdirip geriye açıp yani kapanın ağzını açıp içine de farenin hoşuna giden yem koyarlardı fare bu yemi yemek için farkında olmadan kapanın içine girer bu yüzden kapan biraz sallandığında çok hassas ayarlanmış olan yaylı kapanın kapağı aniden kapanır farede içeride kalır tutulmuş olurdu daha sonra kapan içinde tutulmuş olan fareye gerekeni yaparlardı. Bu durumdan kurtulabilen bazı fareler tekrar aynı duruma düşmemek için böyle yeme yaklaştıkları zaman biraz uzaktan kuyrukları ile kapana yan taraflarından vururlar bu darbeler ile sallan kapanın kurgusu açılır ve kapan kapanır fare böylece dışarıda kalmış olur ondan sonra gene kuyruğu ile içindeki yiyeceği kapanın kenarına getirir ve bir güzelce tehlikesiz olarak yemi yer hayatını da kurtarmış olurdu. İşte buna uyanıkları temsil bakımından "kuyrukla kapan boşaltma" diye tarif edilirdi.
Bizim ne bunlarla oğraşacak vaktimiz var nede sütümüzü asli evlâtlarımıza lâzım olan sütümüzü asli olmayan kimselere dağıtacak halimiz var. Ne aldıysa aldı, bu kadar hoş görü de yeterli bundan sonra her kese açık olan siteden ne alabilirse alsın Cenâb-ı Hakk yolunu mübarek eylesin. Gene bir şeyler sorarsa vaktinin olmadığını yukarıdaki misaller istikametinde bir daha soru sormaması üzerine uygun bir dille bildirirsin.
Hakkında hayırlısı olsun İnşeallah. Selâmlar hoşça kal Efendi baban.[12]
Not: Gökyüzü hakkında İz-Terzi Babamızın “(214) Gökyüzü İnsanları” hakkında yeni bir çalışması vardır. Bu konuda açılan yeni bir düşünce ve tefekkür sahası hakkındaki oluşum ve yorumları okumak kişinin tasavvuf sahasındaki idrakini arttıracaktır.