Vehum ‘alâ mâ yef'alûne bilmu/minîne şuhûd(un)
(6-7) O vakit, ateşin etrafında oturmuş, mü'minlere yaptıklarını seyrediyorlardı.
Müminlere yaptıklarını seyrediyorlardı.
Bu ayet, müminlere yapılan işkenceleri ve bu işkenceleri yapanların durumunu tasvir etmektedir. Seçilen anahtar kavramlar, eylemin kendisini, eyleyenleri ve eylemin niteliğini dilbilimsel ve semantik açıdan derinlemesine incelemektedir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'fiil' kelimesini, bir iradeye dayalı olarak ortaya çıkan her türlü eylem olarak tanımlar. Bu ayetteki 'yef'alûne' ifadesi, müminlere karşı kasıtlı ve iradi olarak gerçekleştirilen zulüm ve işkence eylemlerini vurgular, bu eylemlerin rastgele değil, belirli bir amaç uğruna yapıldığını gösterir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'fiil'i, 'kavl' (söz) ve 'amel' (iş) ile birlikte ele alarak, insanın iradesiyle ortaya koyduğu her türlü davranışı kapsadığını belirtir. Ayetteki 'yef'alûne' kelimesi, müminlere yönelik yapılan işkencelerin sadece sözde kalmayıp, somut ve acı verici eylemlerle gerçekleştirildiğini ifade eder.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, Kur'an'daki 'fiil' kavramının, sadece fiziksel bir eylemden öte, ahlaki ve dini bir sorumluluk taşıyan bir davranış olduğunu belirtir. Bu ayetteki 'yef'alûne', müminlere karşı yapılan eylemlerin sadece birer 'iş' değil, aynı zamanda ahlaki ve dini açıdan büyük bir günah ve zulüm olduğunu ima eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'mümin' kelimesinin kökeni olan 'emn' (güven, emniyet) kavramına vurgu yapar. Ayetteki 'bil-mü'minîne' ifadesi, işkenceye maruz kalanların, Allah'a iman ederek güven ve huzur arayan kimseler olduğunu, ancak bu güvenlerinin zalimler tarafından ihlal edildiğini belirtir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'iman'ı, kalple tasdik ve dille ikrar olarak tanımlar ve 'mümin'i de bu tasdiki gerçekleştiren kişi olarak açıklar. Ayetteki 'bil-mü'minîne', işkenceye uğrayanların sadece sıradan insanlar değil, inançları uğruna direnen, kalpleri Allah'a bağlı kimseler olduğunu vurgular.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'mümin' kelimesinin Kur'an'daki kullanımının, sadece inanan kişiyi değil, aynı zamanda Allah'ın kendisi tarafından da 'güven veren' anlamında kullanıldığını belirtir. Bu ayette, müminlere yapılan zulmün, hem onların inançlarına hem de Allah'ın onlara bahşettiği güvene bir saldırı olduğu ima edilir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'şehid' kelimesinin hem 'tanık' hem de 'hazır bulunan' anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki 'şuhûd' ifadesi, işkencecilerin sadece eylemleri gerçekleştirenler değil, aynı zamanda bu eylemlere bizzat şahitlik eden, seyreden ve onaylayan kişiler olduğunu gösterir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'şuhûd' kelimesinin 'şâhid' kelimesinin çoğulu olduğunu ve 'hazır bulunanlar' veya 'tanıklık edenler' anlamına geldiğini açıklar. Bu ayette, zalimlerin müminlere yapılan işkenceleri sadece yapmakla kalmayıp, aynı zamanda bu vahşete bizzat tanıklık ederek, adeta bir gösteri gibi izlediklerini ve bundan zevk aldıklarını vurgular.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'şehâdet' kavramının, bir şeyi gözle görmek ve bilgi sahibi olmak anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'şuhûd', işkencecilerin müminlere yapılanları sadece duymakla kalmayıp, bizzat gözleriyle görerek bu zulme ortak olduklarını ve bu durumun onların suçunu daha da ağırlaştırdığını ifade eder.
Bu âyetin tefsiri eserlerde henüz eşleştirilmedi.
Eşleştirme tamamlandıkça bu bölüm otomatik dolar.