Ḣuż min emvâlihim sadekaten tutahhiruhum vetuzekkîhim bihâ vesalli ‘aleyhim(s) inne salâteke sekenun lehum(k) va(A)llâhu semî'un ‘alîm(un)
Onların mallarından, onları kendisiyle arındıracağın ve temizleyeceğin bir sadaka (zekat) al ve onlara dua et. Çünkü senin duan onlar için sükunettir (Onların kalplerini yatıştırır.) Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.
Onların mallarından sadaka al ki, onunla kendilerini temizlersin, tertemiz edersin. Bir de haklarında hayır dua et. Çünkü senin duan kalblerini yatıştırır. Allah işitendir, bilendir.
Bu ayet, sadakanın arındırıcı ve temizleyici işlevini, peygamber duasının manevi huzur ve güven kaynağı olduğunu ve Allah'ın her şeyi işiten ve bilen olduğunu vurgulamaktadır. Ayet, zekatın hem malı hem de kişiyi arındırma boyutunu, dua ile manevi destek arasındaki ilişkiyi ve Allah'ın ilahi sıfatlarını dilbilimsel bir derinlikle ele almaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'أخذ' kelimesinin bir şeyi ele geçirmek, almak, zapt etmek anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki 'خُذْ' emri, peygamberin zekat toplama yetkisini ve bu görevin önemini ifade eder. Bu, sadece maddi bir alım değil, aynı zamanda ilahi bir emrin yerine getirilmesidir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'أخذ' fiilinin Kur'an'da farklı bağlamlarda kullanıldığını ve burada 'sadaka almak' anlamında olduğunu belirtir. Bu, bir malın bir başkasına intikalini ve bu intikalin ilahi bir hükümle gerçekleştiğini gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'صدقة' kelimesinin 'sıdk' (doğruluk) kökünden geldiğini ve kişinin Allah'a olan imanının ve samimiyetinin bir göstergesi olduğunu ifade eder. Ayetteki 'sadaka', sadece maddi bir yardım değil, aynı zamanda kişinin imanının doğruluğunu tasdik eden bir ibadettir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): İbn Kuteybe, 'sadaka' kelimesinin zekat anlamında kullanıldığını ve bu malın, veren kişiyi günahlardan arındırdığını ve malını bereketlendirdiğini belirtir. Ayetteki 'tuhhiruhum ve tuzekkihim' ifadeleriyle bu arındırma ve bereketlendirme işlevi vurgulanır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'sadaka' kavramının Kur'an'daki temel anlamlarından birinin, kişinin Allah'a olan bağlılığının ve samimiyetinin dışa vurumu olduğunu belirtir. Bu, sadece bir bağış değil, aynı zamanda ilahi rızayı kazanma ve toplumsal dayanışmayı sağlama aracıdır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'طهر' kelimesinin hem maddi hem de manevi temizliği ifade ettiğini belirtir. Ayetteki 'tuhhiruhum', sadakanın kişiyi günahlardan, cimrilikten ve mal sevgisinin aşırılığından arındırarak manevi bir temizlik sağladığını vurgular.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Fîrûzâbâdî, 'taharet'in kirlerden arınma olduğunu ve burada sadakanın, malı ve nefsi günah kirlerinden temizlediğini ifade eder. Bu, sadakanın sadece bir mal transferi değil, aynı zamanda bir nefs tezkiyesi aracı olduğunu gösterir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'زكى' kelimesinin artma, çoğalma, bereketlenme ve arınma anlamlarını içerdiğini belirtir. Ayetteki 'tuzekkihim', sadakanın hem malı bereketlendirdiğini hem de kişinin ruhunu yücelttiğini, ahlakını güzelleştirdiğini ve manevi derecesini artırdığını ifade eder.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Kefevî, 'tezkiye'nin hem maddi hem de manevi anlamda büyüme ve gelişme olduğunu açıklar. Sadaka, malın bereketlenmesine ve kişinin manevi olarak yükselmesine vesile olur, böylece hem dünyevi hem de uhrevi faydalar sağlar.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Güngör, 'tezkiye' kavramının Kur'an'da genellikle arındırma, temizleme ve geliştirme anlamlarında kullanıldığını belirtir. Bu ayetteki kullanımı, sadakanın hem günahlardan arındırma hem de ahlaki ve manevi gelişimi sağlama yönünü vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'صلى' fiilinin Allah'tan geldiğinde rahmet, meleklerden geldiğinde istiğfar, insanlardan geldiğinde ise dua ve tazim anlamına geldiğini belirtir. Ayetteki 'صلِّ عليهم' emri, peygamberin müminler için dua etmesini ve bu duanın onlar için bir rahmet ve bereket kaynağı olmasını ifade eder.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Semîn el-Halebî, 'salat' kelimesinin Kur'an'da farklı anlamlarda kullanıldığını ve burada peygamberin müminler için yaptığı duayı ifade ettiğini açıklar. Bu dua, müminlere manevi destek ve huzur sağlar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Râgıb, 'سكن' kelimesinin durma, sakinleşme, huzur bulma anlamlarına geldiğini belirtir. Ayetteki 'sekun', peygamberin duasının müminlerin kalplerine huzur, güven ve itminan verdiğini, onları endişelerden arındırdığını ifade eder.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Ebû Ubeyde, 'sekun' kelimesinin Kur'an'da 'huzur ve rahatlık' anlamında kullanıldığını belirtir. Peygamberin duası, müminlerin ruhsal olarak rahatlamasını ve Allah'a olan güvenlerinin artmasını sağlar.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Izutsu, 'sekine' kavramının Kur'an'da ilahi bir huzur ve dinginlik hali olarak geçtiğini belirtir. Burada 'sekun', peygamberin duasının müminlere bu ilahi huzuru ve güveni getiren bir araç olduğunu gösterir.
Tevbe Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
Huz min emvâlihim sadekaten tutahhiruhum vetuzekkîhim bihâ vesalli aleyhim inne salâteke sekenun lehum va(A)llâhu semî’un alîm(un) Onların mallarından, onları kendisiyle arındıracağın ve temizleyeceğin bir sadaka (zekât) al ve onlara dua et. Çünkü senin duan onlar için sükûnettir (Onların kalplerini yatıştırır.) Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir. (9/103)
Mesnevi-i Şerif şerhinde bu âyet hakkında;
339. Ve eğer Hakk'ın emri ile istersen o caizdir, öyle istek enbiyânın yoludur.
Eğer nasdan bir şey istemek Hakk’ın emri ile olursa câizdir ve bu emre itâaten istemek lâzımdır. Nitekim Hak Teâlâ Kur’ân-ı Kerîm’de sûre-i Tevbe’de (Tevbe, 9/103) ya’ni “Ey Resûlüm! Onların mallarından sadaka-i zekât al ki, onlan temizleyesin ve o sadaka ile onların mallarını ziyâde edesin!” buyurulur; ve böyle isteyiş peygamberlerin yoludur. Ma’lûmdur ki, peygamberlerin emr-i ilâhî ile nâstan bir şey istemeleri kendi nefisleri için değildir; yine halkın muhtâç olanlanna dağıtmak içindir. Nitekim sûre-i Tevbe’de (Tevbe, 9/60) ya’ni “Sadakalar ancak fakîrler ve miskinler ve sadaka-i zekâtı toplamaya me’mûr olanlar ve kalbleri îmâna alıştırılmış olanlar ve para mukabilinde esîrlikten kurtulacaklar ve borçlular ve Allah yolunda cihâd ve malından aynlmış olan yolcular içindir" buyurulur. Binâenaleyh Peygamber’in nâstan almaya me’mûr olduğu sadakat ve zekât zikrolunan sekiz sınıfa dağıtılmak içindir; ve bu sekiz sınıftan her birinin evsâf-ı şer’iyyeleri fıkıh kitâblarında tafsîlen beyân olunmuştur. Ve kezâ havâss-ı evliyâdan ba’zıları dahi emr-i ilâhî ile nâsdan isteyip almak ve fakirlere tevzî etmeye me’mûr olurlar. Nitekim V. cildde Şeyh Muhammed Serrezî hazretlerine vâki’ olmuş ve o cildin 2680 numaralı beytinde [“Bir müddet zenginlerden altın al, sonra âciz olan fakirlere eriştir!”] buyurulmuştur.[109]
Onlar için senin (salat) duan onlara “seken” sükünet verir. Sükün hali hareketi olmayandır. Bu duanın onları Fenâfillah mertebesine ulaştırdığı anlaşılmaktadır. Resülalhın bu duasını hakkıyla işitir, onun lisanından söyleyen ve duyan kendisidir buna bu şekilde alimdir.