İçeriğe atla
Tevbe 114Cüz 11 · Sayfa 205

Tevbe Sûresi 114. Âyet

التوبة

Sohbete sor

Vemâ kâne-stiġfâru ibrâhîme li-ebîhi illâ ‘an mev'idetin ve'adehâ iyyâhu felemmâ tebeyyene lehu ennehu ‘aduvvun li(A)llâhi teberrae minh(u)(c) inne ibrâhîme leevvâhun halîm(un)

İbrahim'in, babası için af dilemesi, sadece ona verdiği bir söz yüzündendi. Onun bir Allah düşmanı olduğu kendisine açıkça belli olunca, ondan uzaklaştı. Şüphesiz İbrahim, çok içli, yumuşak huylu bir kişiydi.

Tevbe Sûresi

Terzibaba - Necdet Ardıç

Vemâ kâne-stigfâru ibrâhîme li-ebîhi illâ an mev’idetin ve’adehâ iyyâhu felemmâ tebeyyene lehu ennehu aduvvun li(A)llâhi teberrae minh(u) inne ibrâhîme leevvâhun halîm(un) İbrahim’in, babası için af dilemesi, sadece ona verdiği bir söz yüzündendi. Onun bir Allah düşmanı olduğu kendisine açıkça belli olunca, ondan uzaklaştı. Şüphesiz İbrahim, çok içli, yumuşak huylu bir kişiydi. (9/114)


Bu âyeti kerimede anlatılan hadise açıkça Meryem sûresinde anlatılmaktadır.

قَالَ سَلَامٌ عَلَيْكَ سَاسْتَغْفِرُ لَكَ رَبِّي إِنَّهُ كَانَ

بِي حَفِيًّا

(Kâle selâmün aleyke seestağfiru leke Rabb-î innehü kâne bî hafiyyen)

19/47. “-Hazreti İbrâhîm de- dedi ki: Sana selâm olsun. Senin için Rabbime elbetteki, istiğfarda bulunacağım, şüphe yok ki, o benim için çok ikram etmektedir.” İbrâhîm (a.s.) üvey babasına, onun bütün yaptıklarına rağmen (Selâm) esmâsının selâmetiyle temennî de bulunmuştur ve üzerinde zâhiren de olsa hizmeti bulunduğundan, kendisi hakkında Rabb’ın dan istiğfarda bulunacağını bildirmektedir.

وَاعْتَزِلُكُمْ وَمَا تَدْعُونَ مِنْ دُونِ اللَّهِ وَادْعُوا

رَبِّي عَسَى أَلَّا أَكُونَ بِدُعَاءِ رَبِّي شَقِيًّا

(Ve agtezilüküm vemâ ted ûne min dünillâhi ve ed’û rabb’î asâ ellâ eküne bi düâi rabb’î şakıyyen)

19/48. “Ve sizi ve Allah'tan başka tapındıklarınızı bırakıp çekiliyorum ve Rabbime dua ediyorum. Umulur ki, Rabbime dua ile bedbaht olmam.” Bu anlayış ile putperestlerin arasından çıkmaya karar vermiş olmaktadır. Hakk’ın rızası istikametinde yaşadığı bütün hayatını ve her şeyini terk ederek bir meçhule doğru yola çıkmaya karar vermektedir.

فَلَمَّا اعْتَزَلَهُمْ وَمَا يَعْبُدُونَ مِن دُونِ اللَّهِ

وَهَبْنَا لَهُ اسْحَقَ وَيَعْقُوبَ وَكُلا جَعَلْنَا نَبِيا

(Felemmâgtezelehüm vemâ yegbüdddüne min dü nillâhi ve hebnâ lehü ishâka ve yagkûbe ve küllen cealnâ nebiyyen)

19/49. “Vaktaki onlardan ve Allah'tan başka ibadet ettikleri şeylerden çekilip gitti, ona İshak'ı ve Yakub'u ihsan ettik ve hepsini birer Peygamber kıldık.”

وَوَهَبْنَا لَهُمْ مِنْ رَحْمَتِنَا وَجَعَلْنَا لَهُمْ لِسَانَ

صَدَقَ عَلِيًّا

(Ve vehebnâ lehüm min rahmetinâ ve cealnâ lehüm lisâne sıdkı aliyyen)

19/50. “Ve onlara rahmetimizden ihsan ettik ve onlar için dillerde yüksek, doğru bir övgü nasip kıldık.” Görüldüğü gibi bu Âyet-i Kerîme de Zât-î dir. Cenâb-ı Hakk yukarıda bahsedilen kişilere özel rahmetinden hibe etmiştir. Ve insânların arasında onları doğru bir övgü ile övülmelerini sağlamıştır.[124]

1239. Bu suretleri Hakkın Halîl'inden öğren ki, o evvelâ babasından bîzâr oldu.

Bu beyt-i şerifte sûre-i Tevbe’de olan şu âyet-i kerîmeye işâret buyrulur;

(Tevbe, 9/114) “İbrâhim (a.s.)ın babası için mağfiret taleb etmesi ancak mukaddemâ ona senin için ben mağfiret taleb ederim diye vazetmesinden nâşî idi. Vaktâki İbrâhim (a.s.)a babasının Allah Teâlâ’mn düşmanı olduğu zâhir oldu ondan vazgeçti. Muhakkak İbrâhim (a.s.) çok âh edici rakî- ku’l-kalb ve kendine ezâ edeni affedici idi.” Ya’ni, Allah’ın düşmanından, baban ve anan dahi olsa yüz çevirmek hasletini İbrâhim (a.s.)dan öğren ki, o nebiyy-i zîşan, babası Âzer'in, hak ve hakikate düşman olduğunu gördüğü vakit ondan bîzâr olup yüz çevirdi.[125]

900. Bir âh rüzgârı ki, gözyaşı [bulutu] sürdü, bîr Halil'e o sebeble "evvâh" ta'bîr etti.

“Evvâh”, mübâlağa ile ism-i fail olup “çok âh edici” demektir. Ya’ni, gözyaşım süren ve akıtan bir âh rüzgân ve havası sebebiyle Hak Teâlâ îbrâhım (a.s.)a "evvâh” ta’bîr buyurdu. Nitekim sûre-i Tevbe’de: (Tevbe, 9/114) ya’ni "Muhakkak İbrâhîm çok âh edici olan halimdir”; ve sûre-i Hûd’da: (Hûd, 11/75) ya’ni “Muhakkak, İbrâhîm [halîm ve] çok âh edici olarak Hakk’a rücû edicidir” buyurulur. Bir kimse Resûl-i Ekrem’e “Benden hatâları mahveden şey nedir?" diye sordu. Cevâben: “Gözyaşı ve huzû’ ve hastalıklar!” buyurdu (Bül-gatü’I-Gavvâs’dan).[126]


Bu âyet şu eserlerde de geçiyor(3)