Vemâ kâne-stiġfâru ibrâhîme li-ebîhi illâ ‘an mev'idetin ve'adehâ iyyâhu felemmâ tebeyyene lehu ennehu ‘aduvvun li(A)llâhi teberrae minh(u)(c) inne ibrâhîme leevvâhun halîm(un)
İbrahim'in, babası için af dilemesi, sadece ona verdiği bir söz yüzündendi. Onun bir Allah düşmanı olduğu kendisine açıkça belli olunca, ondan uzaklaştı. Şüphesiz İbrahim, çok içli, yumuşak huylu bir kişiydi.
İbrahim'in babası için istiğfar etmesi de sırf ona vermiş olduğu bir sözden dolayı idi. Böyle iken onun bir Allah düşmanı olduğu kendisine açıklanınca o işten vazgeçti. Şüphesiz ki İbrahim, çok bağrı yanık, çok halim birisi idi.
Bu ayet, Hz. İbrahim'in babası için yaptığı istiğfarın nedenini ve bu istiğfarın ne zaman sona erdiğini açıklarken, İbrahim'in 'evvah' ve 'halim' vasıflarını vurgulamaktadır. Ayet, bir peygamberin dahi Allah'ın düşmanı olan birine istiğfar etmesinin caiz olmadığını, ancak bu durumun başlangıçta bir vaade dayandığını dilbilimsel olarak ortaya koyar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İstiğfar, günahların örtülmesini ve affedilmesini talep etmektir. Bu ayetteki istiğfar, Hz. İbrahim'in babasının şirk üzere ölmesi durumunda dahi Allah'tan bağışlanmasını dilemesidir ki bu, başlangıçta babasına verdiği bir söze dayanmaktadır. Ancak bu istiğfar, babasının Allah'ın düşmanı olduğu anlaşıldığında sona ermiştir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): İstiğfar kavramı, Kur'an'da genellikle Allah'tan günahların bağışlanmasını isteme eylemini ifade eder. Hz. İbrahim'in babası için istiğfarı, onun babasına karşı duyduğu şefkatin ve ona verdiği sözün bir tezahürüdür, ancak bu durum, tevhid ilkesiyle çeliştiğinde terk edilmiştir. Bu, istiğfarın belirli sınırlar içinde geçerli olduğunu gösterir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Mev'ide, vaat edilen şeydir. Bu ayetteki 'mev'ide', Hz. İbrahim'in babasına, onun hidayete ermesi için dua edeceğine dair verdiği sözdür. Bu söz, İbrahim'in babasına olan insani şefkatinin bir ifadesidir ve istiğfarının temelini oluşturmuştur.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Mev'ide, vaat kökünden türemiş bir isim olup, bir şeye dair verilen sözü ifade eder. Ayetteki 'mev'ide', İbrahim'in babasına 'Senin için Rabbimden mağfiret dileyeceğim' (Meryem 19:47) şeklindeki vaadidir. Bu vaat, babasının küfürde ısrar etmesi ve Allah'ın düşmanı olduğunun açıkça ortaya çıkmasıyla geçerliliğini yitirmiştir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Tebeyyün, bir şeyin açıklığa kavuşması, şüphenin ortadan kalkmasıdır. Ayetteki 'tebeyyene', Hz. İbrahim'in babasının Allah'a düşmanlığının ve şirkteki ısrarının kesin olarak anlaşılması anlamına gelir. Bu açıklık, İbrahim'in babası için istiğfar etmeyi bırakmasının gerekçesidir.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Tebeyyün, bir şeyin hakikatinin ortaya çıkması ve zihinde netleşmesidir. Bu ayette, Hz. İbrahim'in babasının Allah'ın düşmanı olduğunun 'tebeyyün' etmesi, onun küfür üzere öleceğinin veya küfürde ısrar edeceğinin kesinleşmesi demektir. Bu durum, İbrahim'in babasına olan insani şefkatinin ötesinde, tevhid ilkesine bağlı kalmasını gerektirmiştir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Teberrü', bir şeyden uzaklaşmak, ondan ilişiğini kesmek ve ondan beri olmak demektir. Hz. İbrahim'in babasından 'teberrü' etmesi, onun küfür ve şirkinden tamamen uzaklaşması, babasının bu halinden dolayı sorumluluk kabul etmemesi ve onunla olan manevi bağını kesmesidir. Bu, tevhidin gereğidir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Teberrü' fiili, Kur'an'da genellikle şirkten, küfürden ve müşriklerden uzaklaşma anlamında kullanılır. Hz. İbrahim'in babasından teberrü' etmesi, onun Allah'ın düşmanı olduğunun kesinleşmesi üzerine, babasına olan insani bağlarını keserek Allah'a olan bağlılığını öncelikli kıldığını gösterir. Bu, iman ve küfür arasındaki kesin ayrımı ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Evvah, çok ah eden, çok dua eden, Allah'a çok yönelen ve O'na çok yalvaran demektir. Hz. İbrahim'in bu vasfı, onun merhametli, şefkatli ve Allah'a karşı derin bir huşu içinde olduğunu gösterir. Babası için istiğfar etmesi de bu 'evvah' olma vasfının bir tezahürüdür.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Evvah, Allah'a çokça yönelen, O'na çokça dua eden ve O'nun azabından korkarak ah eden kişidir. Hz. İbrahim'in 'evvah' olması, onun kalbinin yumuşaklığını, merhametini ve Allah'a olan derin bağlılığını ifade eder. Bu vasıf, onun babasına karşı gösterdiği şefkatin ve istiğfarının kaynağını açıklar.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Halim, öfkesini yenen, aceleci olmayan, sabırlı ve yumuşak huylu kimsedir. Hz. İbrahim'in 'halim' olması, babasının küfürdeki ısrarına rağmen ona karşı sabırlı davranmasını, hemen öfkelenmemesini ve ona hidayet dilemesini açıklar. Bu vasıf, onun peygamberlik ahlakının önemli bir parçasıdır.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Halim kavramı, Kur'an'da genellikle Allah'ın ve peygamberlerin bir vasfı olarak geçer ve sabır, hoşgörü, öfkeyi kontrol etme anlamlarını taşır. Hz. İbrahim'in 'halim' olması, babasının şirkine karşı gösterdiği sabrı ve ona karşı aceleci bir tavır sergilememesini ifade eder. Bu, onun babasına karşı olan insani sorumluluğunu yerine getirme çabasını vurgular.
Tevbe Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
Vemâ kâne-stigfâru ibrâhîme li-ebîhi illâ an mev’idetin ve’adehâ iyyâhu felemmâ tebeyyene lehu ennehu aduvvun li(A)llâhi teberrae minh(u) inne ibrâhîme leevvâhun halîm(un) İbrahim’in, babası için af dilemesi, sadece ona verdiği bir söz yüzündendi. Onun bir Allah düşmanı olduğu kendisine açıkça belli olunca, ondan uzaklaştı. Şüphesiz İbrahim, çok içli, yumuşak huylu bir kişiydi. (9/114)
Bu âyeti kerimede anlatılan hadise açıkça Meryem sûresinde anlatılmaktadır.
قَالَ سَلَامٌ عَلَيْكَ سَاسْتَغْفِرُ لَكَ رَبِّي إِنَّهُ كَانَ
بِي حَفِيًّا
(Kâle selâmün aleyke seestağfiru leke Rabb-î innehü kâne bî hafiyyen)
19/47. “-Hazreti İbrâhîm de- dedi ki: Sana selâm olsun. Senin için Rabbime elbetteki, istiğfarda bulunacağım, şüphe yok ki, o benim için çok ikram etmektedir.” İbrâhîm (a.s.) üvey babasına, onun bütün yaptıklarına rağmen (Selâm) esmâsının selâmetiyle temennî de bulunmuştur ve üzerinde zâhiren de olsa hizmeti bulunduğundan, kendisi hakkında Rabb’ın dan istiğfarda bulunacağını bildirmektedir.
وَاعْتَزِلُكُمْ وَمَا تَدْعُونَ مِنْ دُونِ اللَّهِ وَادْعُوا
رَبِّي عَسَى أَلَّا أَكُونَ بِدُعَاءِ رَبِّي شَقِيًّا
(Ve agtezilüküm vemâ ted ûne min dünillâhi ve ed’û rabb’î asâ ellâ eküne bi düâi rabb’î şakıyyen)
19/48. “Ve sizi ve Allah'tan başka tapındıklarınızı bırakıp çekiliyorum ve Rabbime dua ediyorum. Umulur ki, Rabbime dua ile bedbaht olmam.” Bu anlayış ile putperestlerin arasından çıkmaya karar vermiş olmaktadır. Hakk’ın rızası istikametinde yaşadığı bütün hayatını ve her şeyini terk ederek bir meçhule doğru yola çıkmaya karar vermektedir.
فَلَمَّا اعْتَزَلَهُمْ وَمَا يَعْبُدُونَ مِن دُونِ اللَّهِ
وَهَبْنَا لَهُ اسْحَقَ وَيَعْقُوبَ وَكُلا جَعَلْنَا نَبِيا
(Felemmâgtezelehüm vemâ yegbüdddüne min dü nillâhi ve hebnâ lehü ishâka ve yagkûbe ve küllen cealnâ nebiyyen)
19/49. “Vaktaki onlardan ve Allah'tan başka ibadet ettikleri şeylerden çekilip gitti, ona İshak'ı ve Yakub'u ihsan ettik ve hepsini birer Peygamber kıldık.”
وَوَهَبْنَا لَهُمْ مِنْ رَحْمَتِنَا وَجَعَلْنَا لَهُمْ لِسَانَ
صَدَقَ عَلِيًّا
(Ve vehebnâ lehüm min rahmetinâ ve cealnâ lehüm lisâne sıdkı aliyyen)
19/50. “Ve onlara rahmetimizden ihsan ettik ve onlar için dillerde yüksek, doğru bir övgü nasip kıldık.” Görüldüğü gibi bu Âyet-i Kerîme de Zât-î dir. Cenâb-ı Hakk yukarıda bahsedilen kişilere özel rahmetinden hibe etmiştir. Ve insânların arasında onları doğru bir övgü ile övülmelerini sağlamıştır.[124]
1239. Bu suretleri Hakkın Halîl'inden öğren ki, o evvelâ babasından bîzâr oldu.
Bu beyt-i şerifte sûre-i Tevbe’de olan şu âyet-i kerîmeye işâret buyrulur;
(Tevbe, 9/114) “İbrâhim (a.s.)ın babası için mağfiret taleb etmesi ancak mukaddemâ ona senin için ben mağfiret taleb ederim diye vazetmesinden nâşî idi. Vaktâki İbrâhim (a.s.)a babasının Allah Teâlâ’mn düşmanı olduğu zâhir oldu ondan vazgeçti. Muhakkak İbrâhim (a.s.) çok âh edici rakî- ku’l-kalb ve kendine ezâ edeni affedici idi.” Ya’ni, Allah’ın düşmanından, baban ve anan dahi olsa yüz çevirmek hasletini İbrâhim (a.s.)dan öğren ki, o nebiyy-i zîşan, babası Âzer'in, hak ve hakikate düşman olduğunu gördüğü vakit ondan bîzâr olup yüz çevirdi.[125]
900. Bir âh rüzgârı ki, gözyaşı [bulutu] sürdü, bîr Halil'e o sebeble "evvâh" ta'bîr etti.
“Evvâh”, mübâlağa ile ism-i fail olup “çok âh edici” demektir. Ya’ni, gözyaşım süren ve akıtan bir âh rüzgân ve havası sebebiyle Hak Teâlâ îbrâhım (a.s.)a "evvâh” ta’bîr buyurdu. Nitekim sûre-i Tevbe’de: (Tevbe, 9/114) ya’ni "Muhakkak İbrâhîm çok âh edici olan halimdir”; ve sûre-i Hûd’da: (Hûd, 11/75) ya’ni “Muhakkak, İbrâhîm [halîm ve] çok âh edici olarak Hakk’a rücû edicidir” buyurulur. Bir kimse Resûl-i Ekrem’e “Benden hatâları mahveden şey nedir?" diye sordu. Cevâben: “Gözyaşı ve huzû’ ve hastalıklar!” buyurdu (Bül-gatü’I-Gavvâs’dan).[126]