Yâ eyyuhâ-nnebiyyu câhidi-lkuffâra velmunâfikîne vaġluz ‘aleyhim(c) veme/vâhum cehennem(u)(s) vebi/se-lmasîr(u)
Ey peygamber! Kafirlere ve münafıklara karşı cihad et ve onlara karşı çetin ol. Onların varacakları yer cehennemdir. Ne kötü bir varış yeridir orası!
Ey Peygamber, kâfirlerle ve münafıklarla savaş. Onlara karşı katı ol. Onların varacakları yer cehennemdir ve orası ne kötü bir yerdir.
Tevbe Suresi 73. ayet, Peygamber'e hitaben küffar ve münafıklarla mücadele etme ve onlara karşı sert bir tutum sergileme emrini içermektedir. Ayet, bu grupların nihai akıbetinin cehennem olduğunu vurgulayarak, mücadelenin ciddiyetini ve sonucunu dilbilimsel olarak ortaya koymaktadır.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Nebî kelimesi, 'nebe'' kökünden türemiştir ve 'haber' anlamına gelir. Nebî, Allah'tan haber alan ve bu haberi insanlara ulaştıran kişidir. Ayetteki 'Ey Peygamber' hitabı, vahyin taşıyıcısı ve tebliğ edicisi olarak Hz. Muhammed'e özel bir vurgu yapar.
Ebu'l-Bekâ el-Kefevî (el-Külliyyât): Nebî, Allah ile kulları arasında elçilik yapan, Allah'ın emir ve yasaklarını tebliğ eden kimsedir. Bu ayetteki kullanımı, Peygamber'in ilahi bir görevle donatılmış olduğunu ve bu görevinin bir parçası olarak küffar ve münafıklarla mücadele etme sorumluluğunu ifade eder.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Cihad kelimesi, 'cehd' kökünden gelir ve 'güç sarf etmek, zorluk çekmek' anlamındadır. Ayetteki 'cahid' emri, küffar ve münafıklarla hem fiili hem de sözlü olarak, tüm imkanları kullanarak mücadele etmeyi ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Cihad, düşmana karşı tüm gücü sarf etmektir. Bu ayetteki bağlamda, küffar ve münafıkların şerlerini defetmek için gösterilecek her türlü çabayı, fikri, sözlü ve gerektiğinde fiili mücadeleyi kapsar.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Cihad, Kur'an'da sadece savaş anlamına gelmez, aynı zamanda Allah yolunda gösterilen her türlü gayreti, nefisle mücadeleyi ve hakikati yayma çabasını da ifade eder. Bu ayetteki 'cahid' emri, Peygamber'in düşmanlara karşı kararlı ve sürekli bir mücadele içinde olmasını gerektirir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Küffar, 'küfr' kökünden gelir ve 'örtmek' anlamına gelir. Hakikati örten, Allah'ın nimetlerini inkar eden kimselerdir. Ayetteki kullanımı, İslam'ın temel prensiplerini reddeden ve düşmanlık besleyen dış düşmanları ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Küfr, bir şeyi örtmek demektir. Şeriat dilinde ise, Allah'ın birliğini ve peygamberliğini inkar etmek, hakikati örtbas etmektir. Bu ayetteki 'küffar', açıkça İslam'a karşı duran ve düşmanlık eden grupları işaret eder.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): Münafık, 'nefak' kökünden gelir ve 'tünel, yer altı geçidi' anlamına gelir. Münafık, bir kapıdan girip diğerinden çıkan, yani iki yüzlü davranan kişidir. Ayetteki 'münafıkîn', İslam toplumunun içinde olup da aslında düşmanlık besleyen, dışarıdan dost gibi görünen iç düşmanları ifade eder.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Nifak, şeriat dilinde, kalbinde küfrü gizleyip dışarıdan imanı açığa vurmaktır. Münafıklar, İslam toplumunun içindeki gizli tehlikedir. Ayetteki bu kelime, Peygamber'e hem dış düşmanlarla hem de iç düşmanlarla mücadele etme emrini verir.
Semîn el-Halebî (Umdetü'l-Huffâz): Ğılzet, 'galîz' kelimesinden türemiştir ve 'kalınlık, sertlik' anlamına gelir. Ayetteki 'uğluz' emri, küffar ve münafıklara karşı yumuşak değil, kararlı ve tavizsiz bir tutum sergilemeyi ifade eder. Bu, onların şerlerini engellemek için gerekli olan bir sertliktir.
Fîrûzâbâdî (Basâiru Zevi't-Temyîz): Ğılzet, bir şeyin katı ve sert olmasıdır. Bu ayetteki 'uğluz aleyhim' ifadesi, onlara karşı merhamet göstermeksizin, caydırıcı ve kararlı bir şekilde muamele etmeyi emreder. Bu, onların fesatlarını durdurmak için bir gerekliliktir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Me'vâ, 'evâ' kökünden gelir ve 'sığınmak, barınmak' anlamına gelir. Ayetteki 'me'vâhum cehennem' ifadesi, küffar ve münafıkların bu dünyadaki kötü amellerinin karşılığı olarak ahiretteki nihai ve kaçınılmaz sığınaklarının cehennem olacağını belirtir.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Me'vâ, bir kimsenin dönüp varacağı, ikamet edeceği yerdir. Bu ayetteki kullanımı, küffar ve münafıkların dünya hayatındaki tutumlarının bir sonucu olarak, ahiretteki kötü akıbetlerini ve cehennemin onlar için bir 'dönüş yeri' olduğunu vurgular.
Tevbe Sûresi
Terzibaba - Necdet Ardıç
Yâ eyyuhâ-nnebiyyu câhidi-lkuffâra velmunâfikîne vagluz aleyhim veme/vâhum cehennem(u) vebi/se-lmasîr(u) Ey peygamber! Kâfirlere ve münafıklara karşı cihad et ve onlara karşı çetin ol. Onların varacakları yer cehennemdir. Ne kötü bir varış yeridir orası! (9/73)
Yine Mesnevi-i Şerif beyitleri ile yolumuza devam edelim.
2971. Bir leîme kahr ve cefâ ettiğin vakit, sana çok vefâlı bir bende olur.
Kâfirler ve münâfıklar alçak ve rezil oldukları için Hak Teâlâ hazretleri Kur’ân-ı Kerim’de (Tevbe, 9/73) ya’ni “Ey nebiyy-i zîşânım, kâfirler ve münâfıklara karşı cihâd et ve onlar üzerine şiddetle muâmele et!" buyurulmuştur.
2972. Kâfirler ni'met içinde cefâ ekerler; cehennem içindeki nidaları "Rabbena'dır.
Nitekim kâfirler dünyâda ni’met içinde bulunurlar ve diğer bir ni’met-i uzmâ olmak üzere Hak Teâlâ onlara peygamber gönderir. Onlar bu niam-i ilâhiyye içinde cefâ ve zulüm tohumunu ekerler, çünkü leîmdirler iyilik yaramaz. Vaktâki âhiret olur cehenneme girip şiddetli muâmeleye ma’rûz kalırlar; o vakit Allah'ı tanıyıp (Mü’minûn, 23/107) “Yâ Rabbenâ bizi cehennemden çıkar, eğer küfre avdet edersek biz zâlimler oluruz” diye feryâd ederler.
64. Cenkleri gör ki, o sulhlerin asıllarıdır, Peygamber gibi ki, onun cengi Hudâ içindir.
Meselâ insanın cismini terkîb eden tabîatlan birbirine muhâlif dört anâsır arasındaki mücâdeleden cisme ölüm ânz olur ve anâsır-ı muhtelife inhilâl eder; ve bu anâsın terkîb eden anâsır-ı basîta dahi bu terkîb kaydından kurtulup kendi asıllanyla ittihâd eder. Cenk bertaraf ve sulh hâsıl olur. Ve kezâ Peygamberin cengi ve nizâ’ı gibi ki, onun bu cengi ve muhâlefeti vahdâniy- yet-i Hakk’ı ta’lîm ye şirkten nehy için vâki’ oldu. Nitekim âyet-i kerîmede (Tevbe, 9/73) “Ey peygamberim! Kâfirler ile ve münâfıklar ile cihâd ve harb et! Ve onlara galîz ve haşîn muâmele yap!” buyurulmuştur. Zîrâ kulûb-i beşerde vahdet-i i’tikâd hâsıl olduğu vakit aralannda nizâ’ ve muhâlefet kalkar ve sulh-ı umûmî hâsıl olur. Binâenaleyh bu çengin aslı da sulh olmuş olur.
65. Her iki cihanda gâlib ve muzafferdir. Hu galibin şerhi ağıza sığmaz.
“Çîre”, zafer bulmak ve müstevlî olmak ve şücâ' ve dilâver ma’nâlarınadır (Burhan). Ya’ni, Peygamber asıl olan sulha vusûl için cenk ve nizâ’ ettiğinden her iki cihânda ya’ni dünyâda ve âhirette küffâra ve münâfiklara gâlib ve muzafferdir. Bu gâlib olan peygamberin hakikatini şerh ve beyân etmek ağıza ya’ni elfâz ve ibâreye sığmaz. Zîrâ hakîkat-i muhammediyye nâmütenâhî olan âlemi muhîttir. Elfâz ve ibâre ise mahdûddur; ve mahdûd olan şey nâ-mahdûd olanı ihâta edemez.[79]
504. Vaktâki o Resûl kılıç peygamberi olmuşlar, onan ümmeti saf yırtıcıdırlar ve erdirler.
Bu beyt-i şerîfte (Tevbe, 9/73) “Ey resûlüm! küffâra cihâd et!" âyet-i kerîmesiyle Ben kılıç peygamberiyim" hadîs-i şerifine işâret buyurulur. Ma’lûm olsun ki, Resûl-i Ekrem hazretlerinin kılıç ile me’mûr olması küffârın tecâvüzlerine ve azgınlıklanna karşı mü’minlerin nefislerini müdâfaa ve bâtılı ibtâl ve Hakk’ı tesbit içindir. Zîrâ dîn-i İslâm, kılıç ile değil, evvelen nasâyih ve teblîğ-i hakâyık-ı ma’küle ile başlamıştır. Vaktâki küffâr kendilerine tebliğ olunan bu hakâyık-ı ma’kuleyi ibtâl edecek söz bulamadılar, öfkelenip delice kılıca sanldılar. Binâenaleyh Resûl-i Ekrem hazretleri dahi bu deli alaylannın ellerinden silâhlannı almak için onlara mukabeleye me’mûr oldu. Nitekim bu hakikat Kur’ân-ı Kerîm’de açık bir sûrette sûre-i Enfâl’de böyle beyân buyurulur: (Enfâl, 8/60) ya’ni “O küffâr için gücünüz yettiği kadar kuvvet cinsinden olan şeyi ve harb atlannı hazırlayınız ki, onunla Allâh’ın ve sizin düşmanlanmzı korkutursunuz” (Enfâl, 8/61) ya’ni “Eğer onlar sulha meylederlerse, sen dahi onlara karşı sulha meylet!” Binâenaleyh elyevm hıristiyan papazlannın, “İslâm dîni kılıç ile intişâr etmiştir!” diye vâki olan iddiaları bu beyânât-ı kur’âniyyeye karşı büyük bir iftiradır. İmdi, Resûl-i Ekrem nebiyy-i seyf olunca, onun ümmeti dahi düş-manların safim yırtıcı olan erler olur.[80]