Fe-elhemehâ fucûrahâ ve takvâhâ
(7-9) Nefse ve onu düzgün bir biçimde şekillendirip ona kötülük duygusunu ve takvasını (kötülükten sakınma yeteneğini) ilham edene andolsun ki, nefsini arındıran kurtuluşa ermiştir.
Sonra da ona kötülük ve takva kabiliyetini verene yemin olsun ki,
Şems Suresi 8. ayet, insan nefsine hem günah işleme (fücûr) hem de takva sahibi olma (takvâ) yeteneğinin ilham edildiğini vurgular. Bu ayet, insanın ahlaki ikilemini ve seçme özgürlüğünü dilbilimsel olarak ortaya koyar.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): İlham, Allah'ın kalbe bir şeyi özel bir şekilde ulaştırmasıdır. Ayetteki 'elhemehâ' ifadesi, Allah'ın nefse fücûr ve takvâyı idrak etme ve bunlara yönelme kabiliyetini bahşetmesini ifade eder.
Ebû Bekir es-Sicistânî (Nüzhetü'l-Kulûb): İlham, Allah'ın kulunun kalbine bir şeyi bırakmasıdır. Bu ayetteki kullanımıyla, Allah'ın insana iyilik ve kötülük yollarını ayırt etme ve bunlardan birine meyletme yeteneğini vermesi kastedilir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): İlham (ilham), Kur'an'da Allah'ın insan ruhuna doğrudan bir bilgi veya yönlendirme aktarması anlamında kullanılır. Burada, insanın ahlaki seçim yapma kapasitesinin ilahi bir lütuf olduğunu gösterir.
İbn Kuteybe (Tefsîru Garîbi'l-Kur'ân): Fücûr, günah işlemek, haddi aşmak ve Allah'ın emirlerine karşı gelmektir. Ayetteki 'fücûrahâ' ifadesi, nefsin bu tür eylemlere yönelme potansiyelini ve bu potansiyelin insana ilham edildiğini belirtir.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Fücûr, bir şeyin yarılması ve açılması anlamına gelir; mecazi olarak ise günah işleyerek perdenin yırtılması, haddi aşmaktır. Ayette, nefsin kötülüğe eğilimini ve bu eğilimin insana verilmiş bir kabiliyet olduğunu ifade eder.
Mevlüt Güngör (Kur'ân-ı Kerîm'de Kelime Anlam Bilgisi): Fücûr, 'fecr' kökünden gelerek bir şeyi yarmak, açığa çıkarmak anlamını taşır. Ahlaki bağlamda ise günah işleyerek sınırı aşmak, kötülüğü açığa vurmaktır. Ayette, insanın günah işleme potansiyelinin ilahi bir imtihan unsuru olarak verildiğini gösterir.
Ebû Ubeyde (Mecâzü'l-Kur'ân): Takvâ, Allah'ın azabından korunmak, O'na itaat etmek ve günahlardan sakınmaktır. Ayetteki 'takvâhâ' ifadesi, nefsin bu tür erdemli davranışlara yönelme potansiyelini ve bu potansiyelin insana ilham edildiğini vurgular.
Râgıb el-İsfehânî (el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'ân): Takvâ, bir şeyi korumak, sakınmak anlamına gelir. Şer'i anlamda ise nefsi günahlardan korumak, Allah'a itaat etmektir. Ayette, insanın iyiliğe yönelme ve kendini kötülükten koruma yeteneğinin ilahi bir bahşiş olduğunu belirtir.
Toshihiko Izutsu (Kur'an'da Dinî ve Ahlakî Kavramlar): Takvâ, Kur'an'da Allah'a karşı duyulan derin saygı ve korkuyla birlikte, O'nun emirlerine titizlikle uyma ve günahlardan kaçınma halini ifade eder. Bu ayette, insanın ahlaki olarak doğru yolu seçme ve kendini arındırma kapasitesini temsil eder.
Beled, Şems, Leyl, Duhâ ve İnşirâh Sûreleri
Terzibaba - Necdet Ardıç
Her türlü hale kabiliyetli olan bu nefse “fücurunu ve takvasını ilham etti.”
“Fücur,” her türlü günah ve kötülükler, Vs.
“Fücur,” Hakk’tan etmek, Hakk’tan uzaklaştırmak.
Bunların zuhur mahalli ve faaliyyet sahası nefs-i emmâre ve levvâme ahlâkıdır. Ve hayvâni tabiattır.
“Takva” İhlâs ile ibadet. Bütün günahlardan kendini korumak, dinin yasak ettiği ve haram kıldığı şeylerden uzaklaşmak, ameli sâlih ve ittika, her türlü şüphelilerden sakınmak, ve Hakikat-i İlâhiyye üzere idrak sahibi olmaya çalışmaktır.
Bunların mahalli ise terbiye edilmiş nefs’tir daha sonra akl-ı küll’den gelen akla uyarak kişinin eğitilmiş irfaniyyete dönük akl-ı dır.
Bütün bunlar bir bütün olarak işlem ve faaliyyet haline dönük olarak “ilham” eder bu ilham aslında esmâ-i İlâhiyyenin içinde mevcud olan zıt isimlerin özlerinde bulunan hakikatlerinin esmâül hüsnâ ile kişinin bünyesine fıtri olarak yüklenmiş olmaktadır. Yani insân-ın varlığında her türlü hali işlemeye kabiliyyetli olarak yukarıda bahsedildiği gibi “sevva” edilmiştir. Ve bunlar kişi yaşama gelip bulûğ çağına erince kendisinde içeriden faaliyyete başlamak için uyarılar gelmeye başlar, ve bunun üzerinede dışarıdan da sesiz ve sözsüz olarak bilgi veya duygu halinde gelirler. Bu hususta internetten küçük bir bilgi verelim.
“ilham” Söverek ve hakaret ederek onur kırma.
Günümüzden bir mîsal ile bu hali daha iyi anlamamız mümkün olabilir. Ellerimizde ve ceplerimizde bulunan cep telefonlarımız bu hallerin açık ilmi yaşantılarıdır. Bu husus Âyet-i Kerîme’nin daha o günden, bu günlerin halini ve ilmini belirtmektedir. Nasılki cep telefonlarımız hayır ve şerde uzaktan iletişim için kullanılıyor ise. Bir bakıma bizim bedenimiz de, bir telefon cihazı gibidir, gayb’den bu telefona her türlü bilgiler, ayrıca yaptırımlı ve duygular halinde gelmektedir. Bunları ayırt etmenin ölçüsü ise “şeriat-i Muhammediyye” ye uygun olup olmadığına bakılmalıdır. Eğer uygun ise “takva,” değil ise “fücur” dur. Takva istikametli olanları olabildiği kadar gayretle tatbik etmek, fücür teşvikinde olanları ise reddetip geldiği yere iade etmektir. Bu tatbikat bizlere dünya da düzenli bir hayat yaşamamızı, ahrette ise ebedi hayatımızı kazandırmaya vesile olacaktır.
Diğer taraftan ilham-ı. Rahmân-î, melek-î, nefs-î ve şeytan-î, olmak üzere dörde ayırmışlardır.
قَدْ أَفْلَحَ مَن زَكَّيٰهَا
(Kad efleha men zekkâhâ.)